• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Latif Erdoğan
Latif Erdoğan
TÜM YAZILARI

“Marifet nazariyesine göre kelimelerden nasıl adam yapılır?”

08 Ocak 2022
A


Latif Erdoğan İletişim: [email protected]

Sadullah Demircioğlu’nu şahsen tanımıyorum. Telefonla aradı, görüştük. Bir kitap çalışması olduğunu, benim görüşlerimi de almak istediğini söyledi.  Olumsuz şartlarda olmama rağmen (Üç aydır hastanede oğlum Metin’in yanında refakatçi olarak kalıyorum)kabul ettim. Çalışmasını okuduğumda ne kadar isabetli bir karar verdiğimi gördüm, sonsuz memnuniyet duydum.

Dilin korunması hususundaki görüşlerine aynen katılıyorum. Harf devrimiyle birlikte yaşadığımız kültürel kaos ve karmaşanın akıbetini hepimiz aynı duyarlılıkla dillendirmek durumundayız. Sözlü- yazılı beyanlarımızda mutlaka özellikle Arapça kökenli kelimelerin harflerini doğru telaffuz etmek mecburiyetindeyiz. Mesela, tenkid yerine tenkit yazılmamalı. Tenkid, eleştiri, tenkit ise noktalama anlamındadır.  

İlmin irfana dönüşmesi ve yaşanır hale gelmesi öncelikli hedefimiz olmalıdır. Bunun için de vesile ile sebebin arasındaki farkı şuur haline getirmemiz şarttır. İlim sebeplere irfan ise vesilelere bakar. Sebep- netice arasındaki irtibat sadece bir yakınlık, bir iktirandan ibarettir.  Her zaman aynı sebep aynı sonucu netice vermez. Tekvini kanunlar, Cenab-ı Hakkın rahmeti olarak bize kolaylık sağlar. Fakat Cenab-ı Hak mücibi bizzat değildir. Yani koyduğu kanunların Cenab-ı Hakkı bağlayıcı bir yanı yoktur. O, istediğini, istediği şekilde yapar ve yaptığından da hiç kimseye hesap vermez.

Biz, emr-i ilahiye uymak zorundayız. Onun için de sebeplere riayet bizim için bir zorunluluk aynı zamanda bir edeptir. Fakat murad-ı ilahiyi bilemeyiz. Cenab-ı Hak bazen emreder, fakat bu emrinde muradı yoktur. Muradı olmadığı için de o şey olmaz. Bize düşen O’nun rızasını gözeterek muradına razı olmaktır. Hakiki kulluk bunu gerektirir.

Örfte, irade ile ihtiyar eş anlamlı kullanılır. Gerçekte ise aralarında çok önemli fark vardır. İrade, tercih ettirici hiçbir sebep yokken bir şeyi tercih etmektir. İhtiyar ise, tercih ettirici sebeplerin tesiriyle tercihte bulunma ameliyesidir. Bu perspektif, kader konusundaki bazı meseleleri daha iyi anlamımızı sağlar. Cüzi irade ile yapılan işlerimizde, sorumluğun bize ait olduğunu bu tanım daha bir netleştirir.

Ne ki, hayır ve şer noktasında, bizim payımıza düşeni  farklı kategorilerde değerlendirmemiz elzemdir. Hayır ve haseneyi sahiplenmeye hakkımız yoktur. Çünkü onların vücudu sayısız sebeplerin varlığını gerektirir. Bizim irademizle yaptığımız tercih o sayısız sebeplerden sadece biridir. Diğer sebepler olmasa, bizim tercihimizin o hayrı vücuda getirmede hiçbir müdahalesinin olmayacağı açık bir hakikattir. Halbuki tek bir sebebin şerre fail olmaya gücü yeter. Tercihimiz şerrin kazanımında faildir, sorumludur. Bir bahçenin vücudu için ne kadar sebebin bir araya gelmesi gerekiyor. Halbuki onun kuruması  için bahçıvanın sulamayı ihmal etmesi yeterlidir. 

Sadullah Demircioğlu, kitap çalışmasında pek çok konuya değinmiş. Fakat,  bütün bu ayrı ayrı konuları marifet  bakışı faslı müştereğinde buluşturmayı maharetle başarmış. Bu sebeple de kitabı okurken konudan konuya geçtiğinizi fark bile etmiyorsunuz. Bu Ku’rani üslubu yakalayabilmiş olmasından dolayı kendisini ayrıca tebrik ediyorum.

Eserde yekpare tevhid anlayışını görüyoruz. Şeriati, avamın yaşadığı dinine hapsedip havassın yaşadıklarına tarikat ve tasavvuf demek eksik ve yanlış bir yaklaşımdır. Şeriat, havassın, ulaştığı son merhalede dahi muhatap olduğu ve sonsuza kadar yaşasa muhatap olmaya devam edeceği  hakikatlerin bütünüdür. Şeriat bir cadde-i kübradır. Tarikat bu cadde-i kübra içinde yer alan ince şeritlerden ibarettir.

Sebep ve vesileyi iyi anlamada şu misal de dikkate şayandır. İyi bir hitabet için pek çok sebep lazımdır. İlim, talakat, telaffuz, ses tonu, belagat, fesahat bunlardan sadece birkaçıdır. Bu sebepler bir araya gelmeden iyi bir hitabetten söz edilemez. Fakat hitabetin tesiri sebebe değil vesileye bağlıdır. Bu vesile ise tamamen Cenab-ı Hakkın yaratmasına bağlıdır. Bu yaratma için hiçbir sebebe gerek yoktur. Vehbidir, Cenab-ı Hakkın lütfu ve keremidir. Biz, Cenab-ı Hakkın izniyle başkasının hidayetine vesile olabiliriz, fakat sebep olamayız…  

Yazar, bir gün İslam’ın da aniden ve vesileler ile tekrar hakim bir din olarak yaşanır hale geleceğini savunuyor. Dolayısıyla İslam’ın hakimiyetini sebeplere bağlamanın yanlış olduğunu vurgulamış oluyor. Önemli bir düşünce ve ehem bir yaklaşım… 

Sadullah Demircioğlu’nu, maverada irfan turu diyebileceğimiz bu çalışmasından dolayı tebrik ile eserin en kısa zamanda neşrini, intişarını ve hüsnü tesirini temenni ve niyaz ediyorum. Bu vesile ile tanıştığımıza çok sevindim, sa’yiniz meşkur olsun, aziz kardeşim.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Meryem

Sizin yazilarinizdaki Turkce ve anlatim akiciliginiz icin tesekkurler. Keske hergun yazsaniz. .

Cengiz Uluca

Hocam, Rabbim oğlunuza âcil şifalar versin..
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23