• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Latif Erdoğan
Latif Erdoğan
TÜM YAZILARI
05 Aralık 2020

Kendini bilen Rabbini bilir

Her şeyin (buna fenomen veya olgu da diyebiliriz) sabit ve değişmeyen bir hakikati vardır. Bu hakikat aynı zamanda o şeyin var olmasının ve varlığını sürdürmesinin de gerçek sebebidir.

İnsan da bir “şey”dir. Onun da sabit bir hakikati vardır. İnsanın sabit hakikati, Cenab-ı Hakk’ın mutlak uluhiyet ve rububiyetinin tecellisine mazhar olmasıdır.

Mutlak uluhiyet ve rububiyet, Cenab-ı Hakk’ın bütün kainatta uluhiyet ve rububiyetiyle tecellisidir. Bütün kâinattaki bu vahidi tecelli her bir insanda ehadi olarak tecelli etmektedir. İşte bu tecelliye mazhariyeti sebebiyledir ki her bir insan bütün bir kâinat kadar kıymetli ve değerlidir. Bu mazhariyet, her bir insan ferdinin bütün insanlık kadar kıymetli ve değerli olması anlamına da gelir.

İnsanın hakikati kendi benliğinde (ene) yansır. Mümin bu yansımanın kaynağını bilir; onunla Rabbini tanımaya çalışır. Kâfir ise benliğindeki bu yansımaları sahiplenir ve kendine mal eder. Firavun böyle bir sahiplenişin tipik örneğidir. “Ben sizin en yüce Rabbinizim” (Naziat, 24) demiştir. Hz. İbrahim’e “Ben de öldürür diriltirim” (Bakara, 258) diye karşılık veren Nemrut da yine böylesi bir yanlış sahiplenişin tipik örneğidir.

Halbuki kendisinde kendi hakikati yansıyan benlik insana, sadece insana verilmiş kutsi emanettir. Bu emanet göklere, yere, dağlara verilseydi yüklenemezler, bu emanetin kendilerine yüklenmesinden kaçınırlardı. (Ahzap, 72) Bu ağır ve sorumluluk isteyen yük insanın mahiyetine ilahi takdirin lütfuyla yerleştirilmiş ve bununla insanın diğer varlıklardan farklı olarak Cenab-ı Hakk’ın uluhiyet ve rububiyetini idrak etmesi murat edilmiştir. 

İnsan kendi hakikatine uyandığında kainatla bütünleşir ve Alemlerin Rabbine bütün kainatın külli kulluk bağıyla sımsıkı bağlanır. Onun her zikri bütün kâinatın zikriyle, her ibadeti bütün kâinatın ibadetiyle denklik arz eder. 

Kendisinde tecelli eden her türlü ilahi tecelli onun marifetini artırır; marifeti arttıkça mazhariyetlerinin keyfiyeti de artar ve bu hep böyle devam eder. Artık o bir ummandır; dağlar gibi dalgaların dahi kendisini ihata edip kuşatamadığı bir umman.

 O, ummanı da onun içindeki dağlar gibi dalgaları da hep benlik aynasında yansımalarıyla seyreder. Seyreder de Firavunların, Nemrutların aksine tevazu ile mahviyet ile iki büklüm olur, acizliğini, eksikliğini “Seni hakkıyla bilemedik ey Maruf ” diyerek ifade eder.

Ayna, ne kadar düz, pürüzsüz, temiz ve şeffaf ise kendisinde aksedenleri o nispette asli hüviyetleriyle ve net gösterir. Durum böyle olmaz da araya başka renkler, başka hail ve perdeler girerse veya ayna istendiği gibi düz ve pürüzsüz değilse görüntülerde de bazı arızalar hasıl olur.

İnsan hakikatinin kendisinde yansıdığı benlik de öyledir. O ne kadar kibir, gurur, bencillik gibi arızalardan ve varlık iddiası sayılan renk ve boyalardan arınır, saf, duru hale gelirse insan hakikatinde tecelli eden ilahi nurları o kadar berrak ve net gösterir. Varlık iddiasından uzaklaşıp hiçlik sahillerine yanaştıkça kendi hakikatine şöyle uyanır:  

Beni bende demen bende değilem / Bir Ben vardır bende benden içeru (Yunus)

 İnsanın en zorlu, en uzun yolculuğu kendi hakikatine yaptığı yolculuktur.

Bu yol uzaktır/ Menzili çoktur/Geçidi yoktur/Derin sular var (Yunus)

Bişr-i Hafi, kendisine uzun süredir Bişr’i aradığını onu nerede bulabileceğini soran adama, ben de der, kırk senedir onu arıyorum; fakat bir türlü bulamadım.  

Ne ki menzile varanlar cihanın en bahtiyar kullarıdır. Kendi hakikatlerine uyanışları hangi temsili makamla ödüllendirilirse ödüllendirilsin onların ortak sevdası birdir: Kendini bilen Rabbini bilir.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Sadik

malesef artık anlayış değişti  
  • Yanıtla

Mustafa

Soyumuzu kurutuyoruz suyumuzuda kurutuyoruz. Haftada bir banyo yapanlara ne oldu ki günde iki üç kere duş alır hala geldik. Bu temizlik değildir hastaliktir zaruyet olmadıkça iki günde bir düş normal anormal olan günde iki kez duş. Susuzluk ve Orman yangınları. Neden ormanlara yagmur toplama göletleri yapılmaz. Yangın esnasinda kullanmak, yaban hayvanlarını sulamak veya ateşin aşmasına engel su havuzları. Dereleri nehirleri derinleştirin genişletin ama istinat duvarları yapmayın.,! Nekadar su dere nehir ve çay yataklarında tutulursa okadar suyumuz ve balığımız olur.  
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23