• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Latif Erdoğan
Latif Erdoğan
TÜM YAZILARI

FETÖ’nün şahsıma kurduğu kirli tezgahlardan birkaçı 

29 Ağustos 2020


Latif Erdoğan İletişim: [email protected]

Nasıl olsa artık müruru zamana uğradı ve sır tarafı kalmadı. Onun için söylememde beis yok. FETÖ’nün henüz cemaat olduğunu sandığımız dönemlerde Ramazan Duygu isminde bir talebe arkadaşım ve dostum vardı. Birbirimizi en kalbi duygularla sever, mefkure ve düşüncelerimizi daim bir birimizle paylaşırdık. Ramazan, Rabin oğlu Fetul’e en yakın kişilerden biriydi hatta bazı durumlarda en birinci konumundaydı. Edremit kampında Fetul tek kişilik çadırda kalırdı, ikinci kişi olarak yanında sadece Ramazan bulunurdu. İzmir Çeşme durağındaki karargahın imamı da yine Ramazan’dı. Ne kadar mahrem konuşma olursa Ramazan ya ikinci ya üçüncü şahıs olarak mutlaka orada bulunurdu. Fetul hemen hemen bütün sırlarını onunla paylaşırdı. Fetul şeytanca bir düşünceyle Ramazan’la beni birbirimize rakip hale getirmeye çalışırdı. Biz de gerçekten öyle gibi davranırdık. Ramazan benimle ilgili bütün karar ve bilgileri gizlice bana ulaştırır, ben de ona göre bir strateji uygulardım. Benim erken hamlelerim Fetül’ü hem şaşırtır hem de çileden çıkarırdı. 

12 Eylül darbesinden önceki günlerdeydi. Rabin oğlu Fetul darbe olacağını biliyordu ve kaçacaktı. Kendi yokluğunda cemaat fertlerinin teveccühü başkasına yönelmesin diye şeytanca bir plan düşündü ve benim cemaatten ihracıma karar verdi. Kararın tebliği işini de Hacı Kemal Erimez’e tevdi etti. Hacı Kemal beni telefonla arayacak ve görüşmek istediğini söyleyecekti. Görüşmede de verilen kararı tebliğ etmiş olacaktı. Karar alanlar arasında Ramazan da vardı. Ve beni hemen bilgilendirmeyi ihmal etmemişti. Beş on dakika sonra bulunduğumuz yerin sabit telefonu çaldı. Telefonu kaldıran arkadaş Hacı Kemal’in benimle görüşmek istediğini söyledi. Telefona çıktım, aynen Ramazan’ın dediği gibi Hacı Kemal müsait bir yerde benimle görüşmek istediğini söyledi. Kendisine, “Benim sizinle görüşecek hiçbir meselem yok, görüşmeyi kendisiyle yaparım” dedim ve telefonu kapattım. Hemen Fetul’ün bulunduğu odaya girdim. Sert ve kararlı bir şekilde “Hacı Kemal değil ne söylenecekse bana doğrudan siz söyleyin” dedim. Fetul sapsarı kesildi. Dudakları titremeye başladı. Boğuk bir sesle, doğrusu yanlış yaptım, dedi. Hemen telefona sarıldı, benim yanında Hacı Kemal’i aradı. Telefonda, “Size söylediğim şeyden vazgeçtim” dedi ve telefonu kapadı. Bir şey demeden odadan çıktım. Dışarıda merakla bekleyen Ramazan’a göz işaretiyle tamam, dedim. 

Bir gün aynı yerde tek başıma bir odada oturuyordum. Biraz sonra odaya Eşrefpaşalı diye nam salmış kabadayı kılıklılardan biri girdi. Ayakta bana baktı, ben de gayet normal bir davranışla kendisine nasılsın, ne var ne yok gibi klasik cümlelerle hal hatır sordum. Hiç cevap vermeden dışarı çıktı. Ramazan’ın anlattığına göre, meğer kabadayının niyeti bozukmuş. Odaya beni öldürmek için girmiş. Fakat, demiş, bana hal hatır sorunca elim ayağıma dolaştı, bir şey yapamadan dışarı çıktım… 

12 Eylül sonrası yılların başında ağır bir trafik kazası geçirdim. Ayağımdan ameliyat olmam gerekiyordu. FETÖ’ün İzmir’deki hastanesinde çok tecrübeli dıştan bir ortopedist vardı, ameliyatı o yapacaktı. Hastanenin başhekimi, ben de bulunayım dedi. Tam beni bayıltacakları sırada başhekimle göz göze geldik. Yüzü limon sarısı olmuştu. Herhalde yaram çok ağır, yarayı görünce yüzü sarardı diye düşündüm. O sırada görevlilere bir şeyler söyledi, bir- iki koşuşturma oldu, fakat ben olanlardan bir şey anlamadım. Ameliyat oldu. Gözlerimi açtığımda başhekim başucumdaydı. Gözlerinin içi gülüyor, ameliyat başarılı geçti, diyordu. 

Aradan birkaç ay geçti. Ben iyileştim, ayağa kalktım, normal hale döndüm. Bir gün karşılaştığımızda başhekime “Yarayı görünce niye yüzün sarardı? Çok mu ağırdı?” diye sordum. Bana, “Ne yarası, ben cerrahım ne ağır yaralar gördüm” dedi. “Peki niye?” diye ısrar ettim. Aramızda kalacaksa söyleyeyim, dedi. Olur, dedim. “Sen o gün bir iki saniye ile kurtuldun” dedi ve devam etti: Görevliler yanlışlıkla oksijen tüpü yerine sanayi tüpü koymuşlar. Yani ben bir iki saniye içinde tüpü görüp müdahale etmeseydim, sen o gün ameliyat masasında kalacaktın.  

İkimiz de o tüpün oraya yanlışlıkla konulmayacağını biliyorduk. Fitneyi uyandırmayalım diye sustuk. Fitne artık bütün dünyayı saran bir alev haline geldiğine göre işin mahrem kalmasının da bir anlamı kalmadı. Neyse ki Allah korudu da o gün Rabin oğlu Fetul histeri haline getirdiği beni öldürme tutkusuna karşılık bulamadı… 

Ramazan Duygu, senelerce evvel, yalnız yaşadığı evinde ölü bulundu. Kalp sektesinden vefat ettiği söylendi. FETÖ’nün kirli yüzünü o herkesten iyi biliyor, fakat bildiğini sezdirmeden de mücadele ediyordu. Büyük ihtimalle o da seri katil FETÖ’nün kurbanlarından biri oldu. Ruhun şâd olsun benim aziz dostum… 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Şeytanı hüngür hüngür ağlatıyorsun Latif Hocam

Çift kişilikli müfsidin yutamadığı muhlis müslüman: L Erdoğan. Tevafuk’a bak. Yutamadığı bir ikinci kişi yine bir Erdoğan: Recep T Erdoğan. Elhamdulillah.
  • Yanıtla

Ulubatlı Hasan

Hile kumpas kopya katl ile devleti sinsice kuşatan din kisvesi giymiş ifsad hareketinin böğrüne Fetih Bayrağını diken Ulubatlı Hasan misali bir kahraman Latif Erdoğan.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23