• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Latif Erdoğan
Latif Erdoğan
TÜM YAZILARI

FETÖ elebaşına sorulan en zor soru

09 Ocak 2021


Latif Erdoğan İletişim: [email protected]

Megaloman tipler zayıf oldukları zaman ve zeminde güce tapar; güçlü olduklarında ise kendi güçlerine tapınılmasını ister, beklerler. FETÖ elebaşının tutum ve davranışları da bundan başkası değildir. Fakat o bu talebini meşveretle alınan kararlara kayıtsız şartsız itaat ifadesi arkasına sığınarak yapmayı becerdi. Sanki meşverette kendi dediğinden, kendi istediğinden başka karar çıkıyormuş gibi… 

Daha cemaat tekevvününün ilk günlerinde tek adamlığın yanlışlığı üzerine çok şeyler söyledim, çevremi uyardım, yazı yazma fırsatı bulduğumda da bu konu üzerine açık-kapalı pek çok yazı yazdım. Hatta özel toplantı ve sohbetlerde, yapılan çalışmaları belli bir isim altında toplamanın zaruretini dillendirdim. Bunu yapmazsak başkaları bize bir isim bulur ve adımız “Fethullahçı” olur, dedim. Binlerce çocuğa isim veren, yüzlerce iş yerine ad koyan FETÖ elebaşı, koskoca bir cemaat çalışmasını neden belli bir isim altında toplamadı? Elbette bu ihmalinde iyi niyetli değildi. Çünkü o da bu çalışmaların kendi adıyla anılmasını istiyordu. Nitekim muradına erdi, öyle de oldu.

Önceleri kuvvet haktadır, denir ve mağduriyet argümanları bu prensip doğrultusunda ifade edilirdi. Güçlenildiği zaman, hak kuvvettedir, gücün yaratılmasının bir hikmeti vücudu vardır, denilerek bütün zalimlikler bu fasit anlayışın içine sığdırılmaya çalışıldı. 

28 Şubat günlerinde rol mağduriyete oynamaya dönüşmüştü. Ya da bizler meseleyi öyle görüyor, öyle yorumluyorduk. İşte böylesi günlerden birinde Fatih Altaylı ortaya bir laf attı. Elimde kaset var, yayınlayacağım, dedi.

Daha sonraki yazılarından birinde, aslında böyle bir kasetin olmadığını, yaptığı işin tamamen bir blöf olduğunu söylese de, panikatak olmuş bir topluluğun o günlerde bu işi ciddiye almaması söz konusu olamazdı.

Fatih Altaylı’yı, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı başkanlığım döneminde iki üç defa ziyaret etmiştim. Gayet sıcak, dostane konuşmalarımız olmuştu. FETÖ elebaşına “ondan bir zarar gelmez, belki bir yanlış anlaşılma olmuştur” dedim. Fakat bütün vehhamlığı üzerindeydi. İşi şansa bırakmayalım, dedi.

Önce, Van eşrafından, Altaylı’nın akrabası, benim de tanıdığım biriyle görüşülüp devreye girmesi istenildi. Cevap olumluydu. İşin bu yanını Harun Tokak organize etti. Ben de Fatih Altaylı’yı telefonla aradım ve kendisini çaya davet ettim. Sağ olsun, kırmadı ve kararlaştırdığımız gün ve vakitte, Altunizade FEM binasına geldi. Beşinci kattaki büyük salonda oturduk.  

Güncel bazı konular üzerinde sohbetler edildi. Fakat iki taraf da kaset meselesini açmadı. Fatih Altaylı yukarıda kısaca temas ettiğim yazısında FETÖ’nün bu kasetten niçin bu kadar korktuğuna getirdiği yorumda, “Mutlaka ya bir kadın ya da bir uyuşturucu işi vardı ki bu kadar paniklediler” demişti. Hâlbuki kasetin içeriği ile alakalı bize gelen bilgi şuydu: FETÖ elebaşı her zaman yaptığı gibi vaazında salya sümük ağlıyor. Bir ara burnunu silerken elindeki mendili yere düşürüyor. Kürsünün hemen yanındaki meczuplardan biri de mendili kaparak yüzüne gözüne sürmeye başlıyor. (Bu olayı, uğraşılan işlerin çapını/çapsızlığını görün diye aktardım.)

Sohbetin sonuna doğruydu. Altaylı, FETÖ elebaşına şöyle bir soru sordu: “Türkiye’de ve dünyada bir kültür hareketinde, bir eğitim hizmetinde olması gerekenden çok daha fazla güce sahipsiniz, durmadan da güçleniyorsunuz. Sonuçta bu kadar gücü ne yapacaksınız, niçin sürekli güçlenmeyi sürdürüyorsunuz? Aydın Doğan benim patronum. Ben şahsen onun bile, olması gerekenden fazla güçlenmesini istemem.”

Bu güne kadar pek çok gazeteciyle görüştü, röportaj yaptı, kendisine yüzlerce soru soruldu, o da bütün sorulanları cevapladı. Fakat dıştan birinin sormasını istediğim, beklediğim en zor soruyu bu görüşmede Fatih Altaylı sordu.

Kem küm etti, ağzında bir şeyler geveledi. Fakat dediklerine kendisinin bile inanmadığı her halinden belliydi.

Gücü ne yapacağını ise seneler sonra gösterecekti. O bu güçle devleti yıkacak, Türk’ün beş bin senelik devlet geleneğini ortadan kaldıracaktı. Türkiye’yi anahtar teslimi Amerika’ya teslim edecek ve aziz milleti ya ateşte yanmak ya da suda boğulmaktan birini tercihle baş başa bırakacaktı. 

Ben kısa bir fasıla ile ayrılmak zorunda kaldım. Altaylı’nın yazısından öğrendiğimize göre, sanırım o sırada Altaylı, mevcut yapılanmanın masonik bir görüntü sergilediğinden bahisle “Size de yeni masonluk diyebilir miyiz?” diye sormuş. “Elbette diyebilirsiniz”, demiş, “Masonluk kötü bir şey değil ki…”

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Osman kuzu

Sayın yazar, siz dahil bu örgütün geçmişten günümüze masum insanların haklarını gasoettiğini düşündükçe sizin iç hesaplaşmanızın bunun yanında hafif kaldığını görebiliyorum ve siz dahil tüm sorumlulardan mahşerde hesap soracağımı bilmenizi istiyorum. Tartı kurulduğunda sizlerden hesaplaşmayı dört gözle bekliyorum haberiniz olsun. O gün bu yazdıklarınızın size şahit olacağından haberiniz olsun. Görmediniz yada görmek istemediniz, bilesiniz ki o günlerde mazlumların kaderi ile oynandı sizde izlediniz, bunun da sorumluluğu vardır.
  • Yanıtla

Mustafa

Muhterem üstad mükemmel yorumunuz için çok teşekkürler :) Lütfen FETÖyü iyi tanıyan biri olarak yazmaya devam edin lütfen
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23