• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Latif Erdoğan
Latif Erdoğan
TÜM YAZILARI

Fetö elebaşı: Kur’an’ın lanetlediği adam

16 Ocak 2021


Latif Erdoğan İletişim: [email protected]

Bilgisizlik, telafisi mümkün bir eksikliktir; fakat kötü niyetle birleşince maraz haline dönüşür. Eğer niyet düzeltilmezse bu maraz kronikleşir, tedavisi imkansız bir hal alır. İşte FETÖ elebaşının Kur’an’la ilişkisi böylesi bir maraz halidir.

Artık anlattıklarının hepsinin hikâye olduğunu bildiğimiz, bana anlattığı hayat hikâyesinde diyor ki: “Gençliğimde, aslında ben de Kur’an gibi bir kitap yazabilirim; fakat Allah’a karşı hürmetsizlik olmasın diye yazmıyorum, diye düşünürdüm. Risale-i Nurları okuyunca bu düşünceden kurtuldum…”

Risale-i Nur’u methetme gibi görünen bu ifadenin altında yatan sinsi kibir ve gururu deşifre etmeye elbette gerek yok. Fakat ben yine de bu sözü, özellikle o dönemde daha çok onun bilgisizlik ve cahilliğine yordum. Cahil cesur olur denilir ya işte öyle bir şey. Fakat zaman gösterdi ki işin içinde kötü niyet de varmış.

Kur’an-ı Kerim, bütün insanları ve cinleri kendisine nazire getirme çağrısıyla cihana meydan okurken ve de hiç kimsenin ebediyen Kur’an’a nazire getirmeye güç yetiremeyeceğini çok açık ve gayet net beyanıyla hükme bağlarken aksi düşünceye sahip olmak ya itikatsızlıktan ya da cahillikten olur.

Hadiste buyrulduğu üzere, Kur’an ayetlerinin bir zahiri yani lafzi, bir batıni yani mecazi manası vardır. Ayrıca her bir ayetin bir haddi yani uygulama sebebiyle gelen bir sınırı, her haddin de bir muttalaı yani gözetleme kulesi / sınır ötesi enginliği bulunmaktadır. Şimdi, Kur’an’ın her ayetinin bu çok boyutlu mana özelliğini bilen birisinin Kur’an’a nazire yapmak gibi bir hastalıklı düşünceye sahip olması mümkün müdür? Kaldı ki, mevcut Arapça bilgisiyle FETÖ elebaşının, Kur’an’ın sadece lafzi manasının bile onda birini anlaması mümkün değildir.

Kestanepazarı’nda ikinci senemizdi. Bize, Hayrettin Karaman ve Bekir Topaloğlu’nun birlikte hazırladıkları “Kıraat’ül- Arabiyye” kitabını ders olarak okutuyordu. O günkü ders Kasas Suresi 76-82 ayetleriydi. 78. ayetin sonunda takıldı kaldı, bir mana veremedi ve dersi bırakıp gitti. Düştüğü zavallı duruma o gün şaşırıp kaldım. Hayretimin, belki de düş kırıklığımın derinliğini düşünün ki aradan yarım asır geçmesine rağmen olayı aynen hatırlıyorum. 

Yıl 1979. Şahsıma karşı yaptığı kahpelikler yetmezmiş gibi bir de bana kırgınlık rolü oynuyor. Bozyaka yurdunun taraçasında baş başa oturuyoruz. Önceden hazırlandığı belli düşüncelerini sanki o anda doğaçlama söylüyor yutturmacasının bilmem kaçıncı tekrarını yapacağı belli suskunluğunu nihayet bozdu ve söze şöyle başladı: “Allah Allah iken, Musa da Musa iken bazen bu ulülazim peygamberine geçmişteki hatalarını hatırlatıyor ve” O yaptığını yaptın” (Şuara, 19. ayeti kast ediyor) diyerek işlediği adam öldürme hadisesini adeta onun başına kakıyor…” 

Bu başlangıçtan sonra benim yaptığım sözde hataları saydı, kendince başıma kaktı. Sözünü bitirince bende hasıl olan tesiri görmek için yüzüme baktı. Yüzümdeki sadece buruk bir tebessümdü. Niye tebessüm ettiğimi sordu. Bu sefer güldüm. Niçin güldüğümü sorunca da: “O başa kakmayı Hz. Musa’ya Allah yapmıyor, Firavun yapıyor. Cenab-ı Hak da Firavun’un bu firavunluğunu hikaye edip bize naklediyor…” dedim. 

Önce şaşırdı, sonra sarardı, ardından kızardı. Dudakları kıpırdamaya başladı. Belli ki hafızasındaki ayeti okuyordu. Bir süre sustu. Ardından çaresizlik jestiyle “Sen haklısın…” diyebildi. Hızla kalkarak odasına çekildi.

Salihli’de kürsüde vaaz verirken elindeki Kur’an’ı fırlatıp yere atan FETÖ elebaşının bu davranışı, kuşkusuz müzmin bir maraz halidir. Halbuki kendisinin bana anlattığına göre bu turnusol  vaka öncesi manevi bir uyarı da almıştır. Abdest alacağı su, musluktan simsiyah akmıştır.

Çok sonraları muttali olduğum bir konuşmasında, insanın kendi içine doğan sezişlerinin her türlü rehberin önünde olduğu iddiasıyla  Kur’an’a tabi olmayı bile körlük, sağırlık olarak nitelendirme küstahlığında bulunması ise ondaki marazın iflah olmaz tırmanış seyridir. 

Hadiste, nice Kur’an okuyanlar vardır ki Kur’an onları lanetler, buyuruluyor. İşte  FETÖ elebaşı bu örneklerden biri ve en ileri gidenidir…

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

LE fitne hareketinin belini kırmıştır

Kur’an’ın lanetlediği adamı Hz Mesih Hz Mehdi sanıp örgüte yazılan gafiller bu yazıyı enaz 3 kere okuyun.
  • Yanıtla

ihanet yolcusu böyle başladı

Biz, Fethullah Hoca’nın sıkıntı çıkaracağını sezdiğimiz için - 1973 olabilir- Hocayı İstanbul’a çağırdık. Bu sezgimiz delillere dayanıyordu. Fethullah Hoca’nın etrafında bir takım insanlar toplanmış, hocaya bazı makamlar izafe ediyorlardı. Kimisi ‘Hz. İsa,’ kimisi ‘Mehdi,’ kimisi de ‘Kahtani’ diyordu. Hocaya aşırı iltifatlar yapılıyordu. Bundan dolayı da bazı yerlerde, ‘Fethullah Hoca namına,’ ona bağlı olduğunu söyleyen insanlar tarafından dershaneler açılıyordu: Edremit, Çanakkale gibi. Biz sür’atle bunun üzerine gidilmesi lâzım geldiğini, aksi takdirde parçalanmaya, bölünmeye gidileceğini ortaya koyduk. İstanbul’da, Hizmet Vakfı’nda, Fethullah Hoca’nın da bulunduğu bir toplantı düzenledik. Bütün arkadaşlar, ağabeyler vardı. Fethullah Hoca’ya şunları söyledim: ‘Bak böyle böyle bir hadise var. Biz aynı Üstadın talebeleriyiz. Nur Talebesiyiz. Böyle ayrı bir hareket, ‘size bağlı, bize bağlı’ diye bir durum olamaz. Kim bunu yapıyorsa, bize istinaden yapıyorsa bunun haddini bildirelim. Size bağlı görünüyorsa siz onun haddini bildirin, bu mesele bitsin.’ Hoca şu cevabı verdi: ‘Ben sizin gibi düşünmüyorum. Bunlar olabilir. Hatta bunlar Asr-ı Saadet’te de olmuş. Hatta biliyorsunuz Sahabeler kemiklerle birbirlerinin üzerine yürümüşler. Ben de böyle farklı oluşumların olabileceğine inanıyorum. Böyle oluşumların üzerine, sizin anladığınız tarzda, şiddetle gidilmesi taraftarı da değilim.’ Konuşmamız karşılıklı olarak şöyle devam etti: ‘Onlar Sahabeydi. Hepsi içtihada yetkiliydiler. Fakat biz böyle değiliz. Biz aynı Üstadın talebeleriyiz. Bizim böyle içtihat yetkimiz yok. İçimizde böyle bir meselenin olmaması lâzım.’ Hoca kabullenmedi. Ben yine şunu söyledim: ‘Siz böyle devam ederseniz, biz size tavır koyarız. İçimizde böyle bir oluşuma imkân ve fırsat vermeyiz.’ Hoca, ‘Sizin bileceğiniz iş’ dedi. Sonuçta Fethullah Hoca kendi yolunu çizdi, ama bizim cemaatimizden fazla adam alamadı. İzmir’deki bazı arkadaşlar hariç. Eğer alınan kararlar gereği ağabeyler de meselenin üzerine ciddiyetle gitseydi, Fethullah Hoca noktasında böyle bir duruma gelinmezdi.” (M Kutlular / İşte Hayatım)
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23