• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Latif Erdoğan
Latif Erdoğan
TÜM YAZILARI

Din hayatın hayatıdır 

01 Ocak 2022
A


Latif Erdoğan İletişim: [email protected]

Din, akıl sahiplerini, kendi iradeleriyle, bizzat iyiye, güzele ve hayra sevk eden ilahi kanunlar bütünüdür. Akıl sahibi olmayanlar dinin muhatabı da değillerdir. Dinde, kabul bağlamında herhangi bir zorlama yoktur. Çünkü din, bütün meselelerini iman esası üzerine kurar. İman ise, kalbin tasdikinden ibarettir. Baskı ile zor kullanarak kalbe bir şeyi kabul ettirmek imkanı olmayacağına göre, dinde zorlama da olamaz. Ne ki din, kendini kabul etmiş bulunanlara emir ve yasaklarla bildirilerde bulunur; dini kabul eden zaten buyruklarını da baştan kabul etmiş sayılır. Dolayısıyla, böylesi emirler, yasaklar ve müeyyideler zorlama anlamına gelmez. 

Dinin sevk ettiği, iyi, güzel ve hayır göreceli değil zatında bu özelliklere sahip olanlardır. Bir fiilin zatında iyi, güzel ve hayır olması ise, onlara zatında bu değerleri verme yetkisi bulunanın onayı ile ancak gerçeklilik kazanır. Bu yetkili, insanlar ya da başka yaratılmışlar olamaz. Çünkü, insanların ya da diğer yaratılmışların tercihleri kendi istidat, kabiliyet ve hevesleri ile maluldür. Öyle ise onlar, bu manada iyinin, güzelin, hayrın mutlak tayin edicileri olamazlar. Bu tercih edici, mutlaka her türlü kayıttan, her türlü sınırlamadan münezzeh ve mukaddes bir konumda bulunmalıdır. O da bütün iyiliğin, güzelliğin ve hayrın gerçek sahibi olan Allah’tır. Ki, neye iyi, güzel ve hayırlı derse; ancak öyle dedikleri öyledir. 

Dinin diğer özelliği ise, bu kanunların Allah tarafından konulmuş olmasıdır. Beşeri kanunlara hakiki manada din denemeyeceği gibi, ilahi kanunların bütününü birden kabul etmeyen düşünce, zihniyet  ya da kültürel alışkanlıklara, örfi teamüllere de din denemez.     

Diğer dinler, özlerini korudukları ölçüde İslam oluşlarını da korumuşlar, koruyamadıkları ölçüde de İslam’dan uzak düşmüşlerdir. Ve son gönderilen din İslam, bu bağlamda hem geçmiş dinleri tasdik edici hem de tashih edici bir görev üstlenmiştir. 

Dinin aslı, iman ve kulluktur. İman, pasif bir kabulleniş değil, insanın bütün mahiyetini şekillendiren aktif bir nurdur. Kulluk ise, vicdanda ve mabette başlasa da oralarda sınırlı kalmayan ve enginlikleriyle maddi- manevi bütün hayatta yankılanan bir hal ve keyfiyetin adıdır. 

Başta Allah’a ve ahret gününe iman olmak üzere bütün iman erkanı dinin omurgasıdır. Onlarsız bir din tasavvuru mümkün değildir. İbadetler ancak imanla bir değer kazanır; iman ne kadar güçlüyse ibadetler de öylesine güçlü olur. Böylesi bir iman ve ibadettir ki, insanın ahlaki yapısına doğrudan etki eder. Ahlaki değerlerin insanda fıtrata dönüşmesi, yani üstün ahlak seviyesine ulaşması da ancak iman ve ibadetteki süreklilikle ve bilinçlenmeyle hasıl olur. Bu manada, “üstün ahlakın kaynağı dindir” demek en isabetli tespittir.   

Adaletin hem icrası hem de sürekliliği bakımından dinle irtibatı çok önemlidir. İnsan adaleti tatbikte mutlak adalete ulaşamasa da, konuyla ilgili bilinçlenmede mutlak adalet öğretilerinden azami ölçüde istifade edebilir. Mutlak adaleti öğreten de ancak dindir. Ayrıca, her şeyi gören, bilen ve her yapılandan haberli bulunan Allah’ın gözetimde icra edilen bir adaletle, bu düşünceden mahrum icra edilen adalet arasında hem keyfiyet hem de kemiyet ölçüleri içinde sonsuz farklılıklar olacağı aşikardır. Ve yine, gizli- açık, büyük- küçük yapılan her şeyden ahrette hesap verileceği endişesi de adaletin icrasında çok önemli bir müeyyidedir. 

Adaletin bütün üniteleri ve özellikle hukuk alanı da dinden beslenmek zorundadır. Çünkü, insanı yaratan Allah’tır ve insanın nasıl bir nizam tatbikiyle en adil bir ortamda yaşayabileceğini en iyi bilen de şüphesiz O’dur. Bu gerçek güneş gibi aşikarken, hukuku dinin müdahale alanından çıkarmaya çalışmak esasen adaleti devre dışı bırakmak çabasından başka bir anlam ifade etmemektedir. 

İslam Dinini diğer dinlerden ayıran en önemli özelliği özünü korumak olduğundan, özünü koruyamayarak aslından uzaklaşmış dinlerle onu mukayese edip aynı kefede tartmak fevkalade yanlış bir yaklaşımdır. Hele, diğer dinlerdeki yanlışları İslam’a fatura etmek çok ciddi bir eksen kaymasıdır. Dolayısıyla, Batının ve batılıların kendi dinleriyle olan haklı- haksız problemlerini, İslam diniyle müntesipleri arasında da var kabul etmek, olanı olmayana mukayese ölçüsünde zahir bir hatadır. Böyle bir varsayımla yapılacak bütün müdahaleler de elbette zincirleme hatalar kümesi olacaktır. 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Samimi Muhlis Müslüman işte budur Latif Erdoğan

Alem uykuda iken FG’ni keşfedip yolunu ayıran ferasetin (L.E.) kaleminden damlayan kelimat altınla yazılmayı hakeder. Elhamdülillah haza min fadli Rabbi.

Okur

Hastalıklara çare var mı? Aynı edebiyatı asırlardır yapan çok. Her şey dini yaldızlamakla halledilmiyor. Kimsenin İslam'la bir derdi yok. Din adına ortalıkta talkım satıp salkım yutanlar nefret uyandırıyor. Gerisi lafügüzaf.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23