Hata nerede?

20 Ocak 2019 Pazar

Çağımız Müslümanları olarak, bize aykırı gelen iddialara itiraz ederiz. Ancak, başımızı iki elimiz arasına alıp düşünmeyiz. Çünkü her alanda cevap niteliğinde iddiamız hazırdır. “Her şey Kur’an’da vardır.” Ne vardır Kur’an’da, sorusuna da doğru olmasına rağmen, klasik cevap hazırdır; “İlk vahyi oku emri ile başlar.” Cevaplar doğrudur, ya söyleyenler?

Şimdi bir bakalım, gerçekten “Her şey Kur’an’da var mıdır?” Evet vardır. Hatta insanların çoğunun aklının alamayacağı nice haber ve bilgi Kur’an’da mevcuttur. Hatta hikmet niteliğinde teknolojik bir örnek vereceğim ve bundan sonra esas konuya döneceğim.

“Ey insanlar! Kendilerine binmeniz için ve bir ziynet olarak atları, katırları ve merkepleri de yaratmıştır. Ve sizin bilemeyeceğiniz daha nice şeyleri de yaratacaktır.” (Nahl: 16/8) Cenab-ı Hakk’ın verdiği bilgilerin zirvede olanlarından biri, Belkıs’ın tahtının bir saniyelik bir zaman diliminde Yemen’den Filistin’e nakli olayıdır. Bunlar ve daha niceleri Kur’an’da vardır. Fakat bunlar zaman zaman söylendiği halde Müslümanların, meselenin bu tarafına yaklaşma taleplerinin olmayışı “hata nerede” sorusunu gündeme getirmektedir. Bunu Cenab-ı Hakk manidar bir ifade ile dile getirmektedir; “İnsanlar, “İman ettik” demeleriyle başıboş bırakılacaklarını ve kendilerinin imtihan edilmeyeceklerini mi sanıyorlar? Andolsun ki, onlardan öncekilerini de imtihan ettik. Elbette, Allah doğru olanları da ve yalancı olanları da bilir. Yoksa kötülükleri işleyip isyan edenler, bizden sıvışıp kurtulacaklarını mı zannederler? Onlar ne tuhaf hüküm veriyorlar!” (Ankebut: 2/4)

Fakat Kur’an’ı anlama hususunda Müslümanların önlerine çok engel konmuş ve çok gizli tuzaklar yerleştirilmiş. Engeller de tuzaklar da gizli güçler tarafından korunma altına alınmış. Müslümanlar da buna fiilen çanak tutmak üzere görevlendirilmişler! Bu engelleri aşmaya çalışanlar genellikle tecrit ve tasfiye yöntemi ile devre dışı edilmeye ve engellenmeye tabi tutulmuşlar. Konu ile ilgili çok örnek ve çok uygulama vardır. Her şeyden önce başta bizim sorumlularımız Kur’an hakikatlerine ilgi duymuyorlar. Bugün ülkemizde dünya çapında hafız yetiştiriyoruz. Bunların birçoğunu çeşitli hizmet alanında istihdam ediyoruz. Hele bu hafızlarımızın sesleri güzel ve kıraatleri kurallara uygunsa, dinliyoruz, yoğun yoğun duygu hali yaşıyoruz. Bu kadarı ile görevlerimizi yaptık, zannediyoruz.

Görülen o ki, Kur’an’ın içeriğinden, ruhundan, muhkeminden, müteşabihinden, tebyininden, tefekküründen, cihad yöntemlerinden velhasıl tümünden yetersiz kaldığımızın farkına bile varamıyoruz. Kısacası Müslümanlar Kur’an’ı dünya hayatlarından tasfiye etmişler. Daha Kur’an eğitiminde iken biz Müslümanlar sınıfta kaldığımızın farkında değiliz. Üç gün gibi kısa surede Kur’an’ı heceleyerek okumaya başlamak mümkünken, bugün İmam Hatip okullarında birinci dönemde Kur’an’ı okumaya başlama oranı düşük olduğu haberlerini alıyoruz. Her şey bir yana, daha Kur’an öğretmeye başlarken kaybediyoruz. Niçin Kur’an okuttuğumuzu hiç açıklamıyoruz. Kur’an eğitim ve öğretimi ile ilgili olan sorumlu insanlarımız Kur’an okuma usûlü, ilkeleri ve hedefleri hakkında pek bilgi vermiyorlar. Kur’an okumada istiaze, istma’, sumt, ittiba, taakkul, tezekkür ve tedebbür gibi ilkeler vardır. Bunlar Kur’an okumaya başlayanlara mutlaka öğretilmelidir. Hele Kur’an’ın içeriği hakkında bilgi verilmesi ihmal edilmemelidir. Sürekli Kur’an’ın içeriği işlenmeli ve ülfet gerçekleşmelidir;

Hiç olmaması gerekirken İslam coğrafyasında fitne ve tefrika fokurdayarak kaynıyor. Bakınız! Allah Teâlâ, tefrika hakkında nelerle bağlantı kurarak ne buyuruyor: Ey müminler, hepiniz beraberce Allah’ın ipine sımsıkı sarılın ve tefrikaya düşüp birbirinizden ayrılmayın. Ve Allah’ın üzerinizde olan nimetini de hatırlayın ki, siz birbirinize düşmanlar iken sonra Allah kalplerinizi ülfet ederek birleştirdi de O’nun nimeti ile kardeşler oldunuz. Bununla sizler ateşten bir çukur kenarında iken sizi ondan çekip kurtardı. Allah ayetlerini böyle açıklar ki hidayete eresiniz. (Âli İmran: 3/103) İşte bütün bu gerçekler açıkça beyan edilirken kendimizi bir daha sorgulamalıyız, İslam ülkelerinin harimi ismetini “ehli salip” ajanları kirletiyorlar!

Biz hâlâ “hata nerede” diye soramıyoruz!

Ne dersiniz, haftaya perdeyi biraz aralayalım mı? Esselamu aleykum.

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • MüslümMüslüm5 ay önce
    Çanakkale Savaşı ile övünür dururuz ama pek ilerisini gerisini araştırmayız. Mesela,Çanakkale Savaşında başkomutanımız Türk müydü yoksa Alman mıydı? (Limon von Sanders)Hangi silahlarla savaştık. Yerli üretim mi yoksa ithal mi? İthal silahla değirmen döner mi? Deniz kuvvetlerimiz düşman deniz kuvvetlerinden güçlü müydü, zayıf mıydı?Zayıf ise neden zayıftı? Dedelerimiz neden güçlü bir deniz kuvvetleri kurmayı akl edemedi? ........ Biz ancak mesnetsiz uçan-kaçan hikayeleriyle kendimizi avuturuz. Bu hikayeleri de gerçek ilim zannederiz.
  • receprecep5 ay önce
    devlet yönetiminde şu ihtitar yaşlanmış doçentlikten kurtulamamış adamamın sorununu bir çözün adam her gün bu sayfalarda telef oluyor
  • Aha burada da var;Aha burada da var;5 ay önce
    Virüs yine bütün kanallara dadanmış, "beni profesör yapın, ne olur" diye  yerli yersiz..
  • mhmtmhmt5 ay önce
    Allah razı olsun. Samimiyetinizden şüphem yok ama şüpheler dağ gibi. Biraz uzun oldu. Yazmakla bitmiyor. Hata Müslümanların din tüccarlığında. Kitap yüklü eşşekler gibi yaşayışında… Dünyaya kazık çakarcasına yaşayışında… YAŞLI DOÇENT olduğunu iddia eden vatandaşımız gibi yaş geçmiş bir ayak çukurda sizin ve diğer çok değerli yazarlarımıza yaptığı yorumlara bakın. Rabbena hep bana. Yorum sadece para makam için. Neden buraya yazıyor dersiniz… Burasının iktidar tarafından takip edilip sesinin duyulduğundan emin. Yorum sayfası iktidara ulaşma sayfası. Yazarlara ise yorum yazma niyeti bile yok. Sadece dünyalık. Ama bir ayak çukurda farkında değil. Çünkü dünyası cennet. Cenneti güzelleştirme derdinde. Bu bile nerede hata yaptığımızın en basit örneği. MÜSLÜMANLARI TANIMADAN ÖNCE KUR'AN'I TANIDIM. EĞER ÖNCE MÜSLÜMANLARI TANIMIŞ OLSAYDIM ASLA MÜSLÜMAN OLAMAZDIM! (Yusuf ISLAM). Yaşanmış ve yaşanmakta olan bir hikaye durumumuzu daha iyi anlatıyor.Arkadaşlardan birisi takva sahibiymiş. Helale harama dikkat eder, asla boğazından haram lokma geçirmemeye çalışır, Allah’tan korkar, kuldan utanırmış… Çok dürüstmüş. İşini iyi yapar, hile ve hurdaya asla tevessül etmezmiş. Ama diğer arkadaşının böyle “takıntıları” yokmuş. Önemli olan kazanmakmış, gerisi moda tabirle teferruatmış. İş dedik diye fabrikatör falan sanmayın. Çiftçilikle uğraşır, ailesine yardım ederlermiş. Bir de şehre süt götürüp, satarak parasıyla eve öteberi alırlarmış. Daha doğrusu arkadaşın birisi öteberi alacak para kazanırmış ama diğerinin kısmeti bu konuda pekiyi değilmiş. İki arkadaş her gün eşeğe sütleri yükler, şehre süt satmaya giderlermiş. Yolda konuşur, dertleşir, hayata dair düşüncelerini paylaşır, geleceğe dair planlar yaparlarmış. Ve sonunda sohbet ede ede, eşeğin sırtında yaylana yaylana şehre girer, pazara yönelirlermiş. Her gün pazardaki yerini alır, süt satmaya başlarlarmış. Ama birisinin sütü hemen tükenirken, diğerinin sütü olduğu gibi kalır, bir tek Allah’ın kulu gelip, “bir kilo süt ver” diye bir talepte bulunmazmış. Sütü erken biten arkadaşı şehirde dolaşır, kazandığı paralarla öteberi alır, arkadaşını beklermiş. Ancak, akşam olunca diğer arkadaşının her zamanki gibi sütünü hiç satmadan eşeğine yüklediğini görür, üzülürmüş. Üzülen sadece arkadaşı değilmiş. Pazarda tezgâh açtıkları yerin tam karşısında yaşlı bir amcanın bu durum hayli dikkatini çeker, her akşamda içten içe üzülürmüş. Bir gün yaşlı amca dayanamamış, ikindi vakti olduğu halde halen sütünü satamayan gencin yanına gelerek, “Birkaç dakikan varsa görüşelim” demiş ve birlikte yaşlı amcanın dükkânına geçmişler. -Her gün süt satmadığın halde pazara gelmeye, tezgâh açmaya devam ediyorsun, sütün neden satılmıyor, bozuk mu, kötü mü? -Hayır, demiş genç adam. Hem sütü en kalitelisinden, hem de tadı çok güzelmiş. O zaman neden satılmıyormuş, kendisi de merak edermiş ama “kısmet” demiş, genç adam. Yaşlı amca sakalını sıvazlamış ve süte su katıp, katmadığını sormuş. Genç adam birden mülayim halinden sıyrılarak köpürmüş; “AMCA O NASIL SÖZ, İNSAN SÜTÜNE SU KATAR MI?” Katar elbet, herkes katıyor… Haramla işinin olmayacağını, sütüne asla su katıp, harama bulaşmayacağını, boğazından haram lokma girmeyeceğini ve hele hele o haramı ailesine yedirmeye hakkı hiç olmadığını söylemiş de söylemiş… Amca hak vermiş elbet ama bu şekilde sütünü satmasının asla mümkün olmadığını da eklemeyi unutmamış. Peki nasıl yapacak, sütünü nasıl satacak, evin ihtiyaçlarını nasıl karşılayacak, tecrübesinden istifade etmek için sormuş. Yaşlı adam, “süte su katacaksın” diye ısrar etmiş, genç “hayır” diye bu isteği reddetmiş… Yaşlı adam sonunda dayanamamış; “gel senle bir deneme yapalım. Sen süte su kat, tezgâhın başına geç. Müşteri gelirse bahane bul, satma ama nasıl müşteri geldiğini gör, sonra sebebini anlatayım” demiş. Genç, çaresizce bu isteği yerine getirmek için arka odaya geçip, süte birkaç bardak su katmış ve geçmiş tezgâhın başına ki, ne göre… Neredeyse pazardaki herkes gençten süt almak için yarışa girmiş; “Bana bir kola ver.. bana iki kilo ver.. şu bidonun hepsini alayım.. bir kilo verir misin...” Genç şaşırmış, neler olduğunu bir türlü anlayamamış ve hepsine de bahane bularak süt taleplerini geri çevirmiş. Hemen yaşlı amcanın yanına gidip, bunun hikmetini sormuş. Cevap vermiş yaşlı amca; “EVLADIM, SENİN SÜTÜN HELAL SÜT. İŞİN TEMİZ, ASLA HARAM BULAŞTIRMIYORSUN AMA MÜŞTERİN OLACAK İNSANLAR HARAMA BULAŞMIŞ BİR KERE. ONLAR HELALİ HAK ETMEDİKLERİNDEN HARAMLA BESLENMEYE DEVAM EDİYOR VE BUNUN FARKINDA DA DEĞİLLER. SEN SÜTE SU KATTIN, ONU HARAM ETTİN AMA MÜŞTERİN ÇOĞALDI. SUÇ SENİN DEĞİL EVLADIM, SUÇ SENİN DEĞİL!” Genç, üzüntüyle yaşlı amcayı dinlemiş ve sütlerini toplayarak arkadaşıyla birlikte köyün yolunu tutmuş. Bir daha da pazara süt satmaya gelmemiş… Çözüm örnek yaşayıştadır. Kuranın yaşanmasındadır. Kainatı yoktan var eden, fiziki kanunları yaratan, zerrelerden yıldızlara tüm kainata hâkim olan Allah’ın gösterdiği doğru yol olan İslam dininin kanunlarına şeriat kanunları denir. Şeriat hükümleri Kur’an-ı Kerim, hadis-i şerif ve icmaya dayanır. Şeriat Allah’ın koyduğu dini ve dünyevi hükümlerin tümüdür. Sevgili Peygamberimiz(SAV) buyuruyor: “Ey amca! Allah’a yemin ederim ki GÜNEŞi sağ elime, AYı da sol elime verseler yine de bu davadan vazgeçmem, Ya Allah bu dini hakim kılar ya da ben bu yolda yok olur giderim.” Resul-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz, servete, şöhrete ve debdebeye asla itibar etmedi. Zaman oldu ki, Arabistan’ın bütün hazineleri ve altınları eline geçtiği, tabir caiz ise, dünya her şeyi ile O’na iltifat edip, kendisini cezp etmek istediği halde, O onlara itibar etmedi ve onlardan ne KENDİSİNE BİR PAY ayırdı, ne YUMUŞAK YATAKTA yattı, ne LEZİZ YEMEK yedi ve ne de İHTİYACINDAN FAZLA BİR KAT ELBİSE giydi. Medine’ye hicret ederek az zamanda birçok fütuhata mazhar olduğu, dünya O’na boyun eğip meftun olduğu halde, O, asla dünyaya itibar etmedi. Hz. Ömer (r.a) şöyle anlatıyor: “Bir gün Allah Resulünü ziyarete gitmiştim. Hizmetçisi Rebah’dan izin istedim ve içeri girdim. Allah Resulü bir hasır üzerine yattığı için, yüzüne hasırın izleri çıkmıştı. Tahtadan yapılmış olan dolaba baktım; bir tasın içinde sadece biraz arpa vardı. Bu manzara karşısında duygulandım, gözlerim doldu ve kendisine: Ey Allah’ın Resulü! KİSRALAR ve KAYSERLER saraylarında lüks ve rahat içinde yaşarlarken sen burada sıcağın altında, mübarek vücuduna HASIRIN İZLERİ ÇIKMIŞ OLARAK YATIYORSUN. Halbuki sen Allah’ın Resulüsün. MÜSAADE ETSEN DE SANA BİR YUMUŞAK YATAK YAPTIRSAK.” dedim. Allah Resulü tebessümle yüzüme baktı ve şöyle buyurdu: “Dünya benim neme gerek Ya Ömer! Dünya onların, ahiretin ise bizim olmasına razı olmuyor musun?” Kıyamet alâmetleri. Kur’an’ın önemi insanlar tarafından unutulacak, namaz kılınmayacak, emanete riayet edilmeyecek, faiz helâl sayılacak, seviyesiz ve şahsiyetsiz kişiler yönetici olacak, ebeveyne isyan edilip beyler hanımların emrine girecek, toplumlar geçmişlerine lânet okuyacak, akşam mümin olarak yatan kişi sabah kâfir olarak kalkacak, yöneticiler insanlara zulmedecek, şerrinden korkulan kimselere itibar edilecek, ticareti dürüst olmayan gruplar ele geçirecek, mescidler süslenmekle birlikte ibadete önem verilmeyecek, erkekler erkeklerle, kadınlar da kadınlarla yetinecek, kadınlar sosyal konum açısından ön plana çıkarılacak ve erkekler kadınlara benzemeye çalışacak, açıklık yayılacak, hayasızlık çoğalacak, cihad ve irşad faaliyetleri terkedilecek, sadece din dışı ilimler öğrenilecek, kader inkâr edilecek ve yıldız falına inanılacak, liderliğe elverişli kimseler azalacak, âni ölümler çoğalacak, cahiller, aynı zamanda dürüst olmayan zâhid ve sûfîler türeyecek, akrabalık bağları kesilecek, yalancılar tasdik edilip doğru konuşanlara itibar edilmeyecek, kitapların sayısı artacak, yağmurlar ve yıldırımlar çoğalacak, madenler yok olacak. (İbn Kesîr, I, 21, 178-179; Berzencî, s. 70-75; Hammûd b. Abdullah et-Tüveycirî, II, 78, 293; Yûsuf b. Abdullah el-Vâbil, s. 179-235). AT İZİ İT İZİNE KARIŞTIRILMIŞ. YAŞIN YANINDA KURUYU YAKMIŞIZ. Söylenecek söz mü kaldı. Doğruyu söyleyen çokta yaşayan kalmadı. Hata nerede? Hata her alanda. Sui zan tavan. Adaleti bulana aşk olsun. İdam yerine mühebbet hapis, zina göz boyama ve serbest, faiz tavan, kumar piyango affedersiniz kerhane vergileriyle ekonomi düzeliyor, Ayasofya cami yerine müze, demokrasi demogojinin alası, la yerine ala, dimi dimi ile oyalanma, Hangi birisini yazalım sayın hocam. Yazmakla bitmiyor. Doğruyu söyleyen çokta yaşayan yok gibi. Allah kimseyi hidayetten ayırmasın. Allah yar ve yardımcımız olsun.
  • Yaşlı DoçentYaşlı Doçent5 ay önce
    Sayın Cumhurbaşkanımız;Malumunuz, Profesör olmak için Doçent olarak 5 yıl beklemek gerekmektedir. Oysa 25-30 yıl boyunca Üniversitelerimizde öğretim elemanı olarak çalışmış; 10 binlerce öğrenci mezun edip deneyim kazanmış Yaşlı Doçentler olarak, koskoca 5 yılı boşu boşuna tüketip biyolojik ve psikolojik olarak ezilme sürecine girmemek adına; yaşlılıkta beklenmesi bir ömür kadar uzun olan söz konusu bu 5 yıllık bekleme süresi belasından, emeklilik hakkını elde etmiş biz Yaşlı Doçentleri kurtarmanızı saygılarımızla istirham ediyoruz.
  • Osman YıldızOsman Yıldız5 ay önce
    Hüseyin Çiftçi isimli arkadaş lüb akıl kelime terkibinin kullanımı konusunda neden beni ve diğer arkadaş bozereni boğmaya çalışırsın.? Bir eleştiri yaptık ve haklıyız. Çünkü bu terkib yazının öncelikli muhatabı olan bu toplumda kullanılmıyor. Bir de hızını alamayıp dizi ve futbol düşkünü olduğumuzu yazıyorsun ki, bunun da Kur'anda zan olarak beyan edildiğini unutuyorsun.

Günün Özeti