Kassasûn muamması!?
Kassasûn muamması!?
İlhan Oral
“Kassasûn”, İslâmî literatürde dini bilgileri ehil olmadan, çoğu zaman abartı, uydurma, ilgi çekme veya duygusal hikâyelerle anlatan kimseler için kullanılmaktadır.
Kassasûn; hikâye anlamında olan “kıssa” kelimesinden türemiş “kassas”ın çoğuludur. Bugün haddi aşan sözler olarak kullanılan “abartı” anlamındadır. Abartının içinde ve temelinde karmaşa vardır. Kur’an gibi hak ve muhkem değere aykırıdır.
Evet, Kur’an şeksiz ve şüphesiz Haktır ve hiçbir sistemde olmayacak kadar muhkemdir. Bu Kitaba inandığı halde gereklerini yapmayan müslümanlar bile sorumludur. Onlar dâhil hiç kimse kapsam alanı dışında kalmaz her kesim uyarılır;
“İndirdiğimiz net, açık ve muhkem delilleri ve hidayet istemi olan ayetleri, insanlar için biz kitapta beyan ettik. Bundan sonra ketmedip gizleyenlere Allah lâ’net eder ve lâ’net edebilen her şey de lâ’net eder.” (Bakara:2/159)
Böylesi korkunç ilâhî tehdidi görmezden gelmek kimseyi mutlu etmez. Kur’an yerine hikâyelerle, geçmiş tarihî bilgilerle, menkıbelerle, grupçu zihniyetlerin açıklamaları ile “hayırlı cumalarla,” hayırlı sabahlarla sosyal medyayı verimsiz hale getirmek kimseye değer kazandırmaz. Her kesim bu ayete muhataptır. Özellikle okumuş ve hizmet verme pozisyonunda olan müslümanlar “kassasûn” bataklığına gömülmeden çırpınıp çıkmalı ve sahili selamet Kur’an’a inanarak sarılmalıdırlar.
Bunu da yalnızca Allah rızası için gerçekleştirmeleri gerekmektedir.
Aksi takdirde bunca malaya’nilerle sosyal medyayı allak bullak ederek tefrika ateşini körükleyenler acı âkibetten kendilerini kurtaramazlar. Bundan sonra da İslam yerine “İslamcılık” illetine tutulurlar. Ve bireycilik yaygın ve etkin hale gelir.
Bu tür saplantılarla günümüz müslümanları, Kur’an’a ters düşüp büsbütün felaket girdabına kapılmaktadırlar. İslam düşmanlarından daha çok İslam’a zarar verecek ve kendileri de zillet ruhsuzluğuna adapte olarak köleleşip kalacaklardır.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bu konuda; “Kişinin kendini ilgilendirmeyen malaya’niyi terk etmesi İslâmî asalet ve güzelliğindendir.” buyuruyor.
Bu çok yüksek düzeyde bir uyarıdır. Bir o kadar da önemlidir. Bunu daha yüksek düzeyde Kur’an hakikatleri dile getirmektedir. Kur’an haktır. Malaya’ni ise batıldır. Kur’an gibi bir Kitabı ta’lim, ta’allum, tedebbür, taakkul, tebyîn ve tebliğ gibi özellikleriyle yeni nesillere aktarmak gerekiyor. Bu müslümanın asli görevidir.
Bu mukaddes görevi yapmayıp her gün Kur’an’dan uzak kalmak felakete sebep olmaktadır. Ayrıca Kur’an’ın ruhuna aykırı gelişmeler gittikçe artmaktadır.
Çocuklarımız sahipsiz kalıyor. Ailelerimiz gittikçe dağılıyor. Görsel medya karşısında kadınlarımıza kademeli olarak zehir zerk ediliyor. Gençlerimiz meteor yağmuru gibi dehşet saçıyor. Dindar gençler bazı kesimlerin ablukası altına alınıyor.
Gençliğimiz gittikçe farklılaştırılarak “tevhidden” koparılıp yabancılaştırılıyor. Bizim “Kassasûn” kahramanlarımız bir türlü sadede gelemiyor, doludizgin devam ediyorlar.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bunlara dikkat çekiyor; “Ümmetim içinde fitne zamanında ortaya çıkacaklar vardır; Bunlar mescitlerde oturup insanlara hikâyeler anlatan kimselerdir. Onlardan korunmak için sakının.”
Rabbimiz Allah Teâlâ da; “Gerçekten bu Kur’an en doğru olan sisteme kavuşturur ve sâlih ameller işleyen müminlere müjde verir. Ki, onlar için muhakkak büyük mükâfat vardır.” (İsra:17/9) buyurarak kullarını Kur’an’a yönlendiriyor.
Haydi, şimdi biz samimiyetimizle ve hür irademizle seçimimizi yapalım!
Hak Kur’an mı? “Kassasûn” hikâyeleri mi? Esselamu aleykum