• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

3 Ekim 2026: Günün Ayet ve Hadisi

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi: Güncelleme Tarihi:

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
3 Ekim 2026: Günün Ayet ve Hadisi

Bu sözler kulaklarımıza küpe olsun. Sizler için hazırladığımız, Günün Ayet ve Hadisi ile Günün Sözünü, Günün Fotoğrafını istifadelerinize sunuyoruz... (3 Ekim 2026)

ÂYET - VAHYİN DİLİNDEN:



(١٨) يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَلْتَنْظُرْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ لِغَدٍۚ وَاتَّقُوا اللّٰهَؕ اِنَّ اللّٰهَ خَبٖيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ

Esirgeyen, bağışlayan Allah'ın adıyla  

(18) Ey iman edenler! Allah’a itaatsizlikten sakının.
       Herkes yarın için ne hazırladığına baksın!
      (Evet) Allah’a itaatsizlikten sakının; şüphesiz Allah yapıp ettiklerinizden tamamen haberdardır.

(Haşr Suresi, 59/18)         (Meâl Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı)


TEFSİRİ:

Müminler imanlarının gereği konusunda nefis muhasebesi yapmaya çağırılmakta, Allah’ı unuttukları için kötü âkıbete duçâr olanların durumuna düşmeme uyarısı yapılmakta, bu dünyada insanlara diledikleri yolu seçme özgürlüğü verilmiş olmasının onların sınanması amacına bağlı olduğu ve burada yapılıp edilenlerin cennet ve cehennem şeklinde birbirine zıt iki karşılık bulacağı hatırlatılmaktadır.

18. âyette geçen ve “yarın” anlamına gelen gad kelimesinin Kur’an’da zarf olarak kullanımları bulunmakla beraber bu şekilde (“yarın için” mânasında) kullanıldığı tek âyet budur. Bir taraftan mecazi bir anlatımla hesap gününün çok yakın olduğuna dikkat çekilirken, diğer taraftan da kelime nekre (belirsiz) şekilde kullanılarak o günün önemine, dehşetine ve mahiyetinin insanlar tarafından bilinemezliğine îmada bulunulmaktadır. Âyette nefs kelimesinin nekre olarak kullanılması ise, (yükümlü olan) her şahsın tek tek bu muhasebeyi yapma durumunda olduğunu belirtmek içindir; bu sebeple “herkes” şeklinde çevrilmiştir (Zemahşerî, IV, 84). Burada herkesin yarın için ne hazırladığına bakması istenirken öncelikli mânanın âhiret hazırlığı ve nefis muhasebesi yapmak olduğu açıktır. İnsanın ömrünü yaratılış amacına uygun geçirmek üzere dünya hayatıyla ilgili olarak geleceğe dönük plan yapması da son tahlilde bu mânanın dışında değildir.


Hatta Allah Teâlâ’nın bağışlayıcılığına ve içtenlikle yapılan tövbeleri kabul ettiğine vurgu yapan âyet ve hadisler ışığında, bu ifadeden, müminin geçmişte ne kadar kusurlu davranmış olursa olsun samimi bir pişmanlık duyarak Allah’a yalvarması ve kalan zamanını doğru yönde değerlendirmesinin, bakışını ileriye yöneltmesinin istendiği anlamı da çıkarılabilir. Gerçek kişiliği bulunmamakla beraber amacı olan varlıklar olduğu için ticarî şirket ve dernek gibi tüzel kişiler de, plan hedeflerine ulaşıp ulaşmadıkları ve bu açıdan hangi noktada bulundukları hususunda belirli zaman aralıklarında bir değerlendirme yapmak; tüzel kişiliğin özelliğine göre meselâ kâr-zarar bilançosu, geçmiş dönemle ilgili faaliyet raporu hazırlamak, bunları ve geleceğe yönelik tasarılarını ilgili organlarında karara bağlamak durumundadır.

İnsanların da gerek birey gerekse toplum düzeyinde, hayat yolunda varlık gayelerine uygun bir mesafe alıp almadıklarını, kendilerine verilen imkânları yerli yerince kullanıp kullanmadıklarını, tükettikleri imkânlarla elde ettikleri semereler arasında denge bulunup bulunmadığını sık sık gözden geçirmeleri gerekir. Ömrün ne zaman sona ereceği bilinmemekle beraber her an sona erebileceği ihtimali bulunduğundan bu muhasebenin sabit periyotlara bağlanması da doğru olmaz.

Hayatın akışı içinde nefis muhasebesini ihmal edenler için hastalanma, yakın çevresindeki ölümler gibi bazı hatırlatıcı işaretler bulunduğu gibi, yüce dinimizde, zamanın süratle akıp gittiğine daha bir dikkatle bakabilmemiz ve bu görevi hatırlamamız için (cuma günü ve Kadir gecesi gibi) bazı mübarek gün ve geceler de belirlenmiştir.


Bu âyette iki defa geçen “sakınma” (ittikā) ifadesinden ikincisi pekiştirme amacı taşımaktadır. Bağlam dikkate alınarak, bunlardan ilkini Allah’a sevgi ve bağlılık gösterip emirlerini yerine getirme, ikincisini ise Allah’a karşı gelmekten sakınıp yasaklarına uyma konusunda titizlik göstermeye çağrı olarak düşünmek mümkündür (Zemahşerî, IV, 84). İkinciyi, “Belirtilen hali koruyun, takvâda dâim olun” mânasıyla açıklayanlar da vardır (İbn Âşûr, XXVIII, 112).

Kaynak: Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 649-650

 

HADİS - ALLAH RESÛLÜ'NDEN (Sallellahu Aleyhi ve Sellem)   

“Eğer siz, benim bildiklerimi bilseydiniz, mutlaka az güler, çok ağlardınız.”

(Buhârî, Küsûf 2, Rikak 27, Eymân 3; Müslim, Salât 112, Küsûf 1, Fezâil 134.)

  

 

GÜNÜN SÖZÜ:




GÜNÜN FOTOĞRAFI:


                               SİNOP / Durağan Buzluk Yaylası

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Recep Aydın / Sosyal Bilimci

AHLAKİ DEĞERLERİ OLMAYAN BİR TOPLUMUN DEĞERLERİ DE OLMAZ! Ahlak, bireysel bir vicdan pusulası olmanın çok ötesinde, bir toplumun bir arada yaşamasını sağlayan en temel çimento ve görünmez düzenleyicidir. İnsanlık tarihi boyunca kurulan tüm medeniyetler, karmaşayı önlemek ve ortak bir yaşam alanı inşa etmek için belirli değerler manzumesine ihtiyaç duymuşlardır. Bu değerlerin merkezinde yer alan ahlak, bireylerin neyi yapıp neyi yapmamaları gerektiğine dair içsel bir rehberlik sunarak toplumsal yapının iskeletini oluşturur. Ahlaki değerlerin zayıfladığı veya tamamen ortadan kalktığı bir senaryoda, insanlığın önünde yalnızca iki karanlık yol kalır: Ya mutlak bir kaos ve anarşi ya da despotik bir gücün baskıcı gölgesi. Ortak bir ahlak anlayışının bulunmadığı bir düzende, herkesin yalnızca kendi çıkarlarını, arzularını ve doğrularını dayattığı bir kaos ortamı kaçınılmazdır. Doğru ve yanlışın sınırlarının çizilmediği, adalet, dürüstlük ve empati gibi kavramların eridiği bir yapı, Thomas Hobbes’un ifadesiyle "herkesin herkesle savaştığı" bir anarşi evrenine dönüşür. Böyle bir ortamda ne can güvenliğinden ne de mülkiyet hakkından söz edilebilir; çünkü güçlü olanın zayıfı ezdiği, hiçbir normun bağlayıcı olmadığı bir orman kanunu hakim olur. İnsanlar, sürekli bir korku ve güvensizlik sarmalı içinde, yarının ne getireceğini bilmeden sadece hayatta kalma dürtüsüyle hareket etmeye başlar. Bu korkunç anarşi ortamından kaçışın tek yolu ise ne yazık ki özgürlük değil, tam tersine demir yumruklu bir otoritenin boyunduruğu altına girmek olur. Ahlakın içsel denetiminden mahrum kalan insanları kontrol altında tutabilmek için, bu kez dışsal ve acımasız bir güce ihtiyaç duyulur. Toplumu bir arada tutan şey vicdan ve değerler olmadığında, onların yerini sadece cezalandırma tehdidi, korku ve sürekli bir gözetim mekanizması alır. Yönetici bir figürün veya totaliter bir sistemin dayattığı bu düzen, insanı erdemli bir varlık olarak değil, sadece cezadan kaçan bir makine olarak görür. Toplum, kurallara doğru olduğuna inandığı için değil, sadece tepesindeki kırbaçtan korktuğu için itaat eder ki bu da insan onurunun tamamen ayaklar altına alınması demektir. Sonuç olarak ahlak, bizi hem anarşinin yıkıcı vahşetinden hem de tiranlığın boğucu esaretinden koruyan yegane kalkandır. İşleyen, üreten ve huzur bulan bir toplum, ne kuralsızlığın getirdiği bir kargaşayla ne de sadece korkuyla ayakta tutulan bir hapishaneyle varlığını sürdürebilir. Gerçek bir toplumsal düzen, bireylerin kendi iç dünyalarında geliştirdikleri ahlaki sorumluluk bilinciyle mümkündür. Ahlak, yasaların yetersiz kaldığı yerde vicdanı devreye sokarak topluma yön verir ve ancak bu sayede insan, hem özgürlüğünü koruyup hem de güven içinde bir arada yaşama erdemine ulaşabilir.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23