• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
İdris Günaydın
İdris Günaydın
TÜM YAZILARI

Necip Fazıl Kısakürek’in bilinmeyen makalesi -2

15 Kasım 2023
A


İdris Günaydın İletişim: [email protected]

“DURUMUN HERCÜMERCİ”

“Grevler, direnişler, işgaller… Mahvolan milli servet… Grev istemeyen işçileri kurşun yağmuruna tutan militanlar… Çöken ekonomi… Kanunsuzluklar… Vurdum-duymazlık... Devlet hazinesini soyanlar, yolsuzluklar… Vurguncu milyonerler ve onların metresli yaşantılarını yığınlara takdim eden renkli gazeteler. Yıkılan devlet otoritesinin yerini almaya çalışan, devlete kafa tutan derebeyleri: Sendika ağaları, gazete patronları, bankalar, odalar… Üniversitede ilim yerine slogan öğrenen; düşünen bir kafa yerine slogan yutmayı tercih eden insanlar… Ve laflar: Hak. Adalet. Özgürlük. Haklara özgürlük. Referandum. Genel grev. İş-Ekmek-Hürriyet. Mutlu-putlu azınlığın paralı sefaleti ile yığınların parasız sefaleti… Okumuşu ile cahili bir noktada birleştiren nefsani ihtiraslar… Var olan bozuk düzeni teşhisten başka hiçbir müspet hal çaresi getirmeyenler…

Herkes bağırıyor! Herkes bin yılda kurulmuş, iki yüz yıldır yıkılmaya ve yağmalanmaya çalışılan-bir zamanların “Nizam-ı Âlemcisi- Devleti soymaya, yıkmaya, yağmalamaya bakıyor. Herkes ucuzcu yoldan; emeksiz, gayretsiz, ilimsiz “bir şey” olmak istiyor.

DURUMUN GEÇMİŞİ

Bugüne gelen bünyemizin değişme noktalarını, vetiresini, sebeplerini bulmadıkça sürüp gidecektir bu kör dövüşü… Ancak bu kör dövüşünde İslami dünya görüşü taraf tutamaz. Çünkü son iki yüz yıllık tarih sahnesinde o yoktur ve hadiselere hakim değildir. Kavga kendi dışındadır.

Tanzimatla İslami dünya görüşü reddedilmiş ve daha sonra dayandığı temeller, müesseseler yavaş yavaş ortadan kaldırılmış, en sonunda da topyekün imha ile yerine batı kaynaklı müesseseler getirilmiştir. Bugünün Türkiye’si batıcı politikaların ve rejimlerin eseridir. Bunun için kavga kendi dışındaki ideolojilerin kavgasıdır. O tatbikatçı değildir ki bozuk düzenin hastalıklarına sahip çıksın veya herhangi bir tarafı tutsun.

TEZATLAR:

Ne gariptir, bozuk düzeni yapanlar da, karşı çıkanlar da kendileri…

“Bu düzen değişmelidir.” “Yarınlar bizim” diye nara atanlar batılılaşmanın yerli temsilcileri. Babalarının koyduğu düzene -o düzenden kâm alarak büyüyüp semizlendikleri halde- bugün “bozuk” diyerek batılılaşmanın en son “aşaması”na özlem duyuyorlar. Yani Marxist-Komünist oluyorlar. Fakat tehlike arzeden durumları var. Çünkü batılılaşma ilk dönemlerinde “buna 150 yıl diyebiliriz- satıh (yüzey) da kalmış; sayıları bir avuç okumuşu, bürokratı aşmamıştır. Ama bugün? 200 yıl aynı şeylerin söylendiği -yalan, iftira, düzmece de olsa- müspetin darağacı- zindanla susturulmuş olduğu bir ülkede maya tutmaya başlamışlardır. Yani yabancılaşma yerlileşmiştir.

Kesin farklara bakalım. Artık her mahallede, fertle tek tek meşgul olan, ıslahı için çalışan; insanları bencillikten, şehvetten, zulümden, ihtirastan uzak tutarak onları ruhi tekamüle iten halk terbiye müesseseleri -Tekkeler-yoktur. Fert yalnızdır, bunların yerine boş zamanlarını ve kendini tüketecek bir sürü haneler vardır. Cemaatinden tek fert iki-üç vakit namazda görülmeyince “Acaba falan efendi niye gelmedi? Hasta mı? Derdi mi var?” diye soracak şuurlu insanlardan mürekkep “cami” de yoktur. Komşu hakkı, kul hakkı şuuru ile yetimi, dulu, dertliyi gözeten birbiriyle kaynaşmış “mahalle”, “çevre” de yoktur. Devlet “KERİM DEVLET”ti. “DEVLET BABA” idi. “Ya devlet başa, ya kuzgun leşe” sözü: “Devletin malı deniz, yemeyen domuz”a döndü. Verdiğimiz iki-üç misalden de anlaşıldığı gibi dünle bugün arasında uçurumlar vardır. Cemaat-cemiyet “yığın”lara dönüşmüştür ve şimdi bu yığınlar bambaşka kurumlarla bilinçlendirilmektedirler.

Artık yığınlara istikamet çizen televizyon, gazete, sinema, tiyatrodur, sendikalardır. Bir memlekette haberleşme vasıtaları ve bu müesseseler şuurlu bir azınlığın eline geçerse ve o toplumun temel değerleri de zayıflamış veya kaybolmuşsa ona istenilen bir dünya görüşü, ideoloji, rejim benimsetilebilir. Çünkü devamlı propagandanın tesirinden şahsi gayreti ile sıyrılıp kendi tetkikleri ile yolunu bulan çok az insan vardır. İşte bugün Türkiye, sözünü ettiğimiz ülke haline gelmiştir. Yani dün satıhta kalıp milletine ters düşen bir avuç yabancılaşmış aydın; ele geçirdikleri haberleşme vasıtaları ve müesseselerle değiştiremedikleri milletin çocuklarını kendi saflarına artık çekebilmektedirler. Yabancılaşmamış ana-babalar, neslindeki ahlaki, dini, an’anevi tutucu mukavemet artık çocuklarına intikal edemiyor. Arada harften, kelimeden inançlara kadar örülmüş kalın duvarlar var. Fakat durum o kadar da kötü değildir. Çünkü her geçen gün meydana gelen içtimai patlayışlar ister istemez kitleleri bunların temel sebepleri üstünde düşündürtmeye zorluyor. Eğer akıllı bir metotla kuvvetli haberleşme vasıtaları ile ilmi-tarihi gerçekler anlatılabilirse -yobazlar müstesna- her halde düşünecek, anlayacak namuslu insanlar çıkacaktır.”

Devam edecek vesselam.

NOT:

Bir önceki makalemde “Ülkücüler ve Sağcılar: Bir kısmı “9 Işık” etrafında toplanmış” diyorum. Sağcılar ve Ülkücüleri aynı maddede değerlendiriyorum. Yoksa Ülkücülerin ABD’ye yakın olduklarını söylemiyorum. ABD’ye yakın olan Liberaller ve sağcılar. Ama hepsi Ülkücü değil.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Taşhan lı ..

Nazim Fazıl kısa kürek değilde reforum için, martin luther gibiler olsa gerek ...

yine de iyi ama

senin çok bildiğin o kadar belli ki..
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23