--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Ekrem’in savunmasında Halk TV’ye kayyım var, fon var, Sarıyer yok

Ali Karahasanoğlu
Ali Karahasanoğlu
0

Ve tilkinin hesap verme günü geldi...

Belediye kasasından fonladığı Cumhuriyet gazetesi, dünkü duruşmayı şöyle takdim ediyor: 

“Duruşmanın ilk celsesinin son duruşma gününde savunmasını yapamadan duruşma salonundan çıkarılan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, bugün savunmasının ilk kısmını gerçekleştirdi.”

Devam ediyorlar sunuma: 

“Seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu...” 

Ekrem İmamoğlu görevden alınmış ama. Olsun, “İBB Başkanı” diyorlar. 

Bugüne kadar hiçbir belediye başkanı hakkında “seçilmiş-seçilmemiş” diye bir sıfat kullanılmamış ama. Olsun, algı yapacaklar...

Peki, buyursunlar, savunmasını yapsınlar... 

O bahsettikleri, duruşma salonundan çıkarılma gününde yazmıştık: 

“Şov yaparsanız mahkeme heyeti sizi dinlemez. Suçlama ile ilgili konuşursanız gece yarısına kadar sizi dinler.” 

O tarihte bu fonlanmış gazeteciler, “Savunma yaptırmıyorlar” diye manşetler attılar... 

O günlerde yine yazdık: 

“Bu küstahlığı Ekrem Bey bıraksın. Savunmasını yapsın. Sonraki tarihlerde de mahkeme heyeti kendisine bu imkânı tanır. Henüz yargılama bitmedi. Her şey bitmedi. Ekrem Bey’in izah edeceği bir şeyi var ise her zaman anlatabilir.” 

Ve dediğimiz oldu. 

Bir eksik ile: Yine Ekrem İmamoğlu’nun anlatacağı bir şey yok. Ama mahkeme heyeti, büyük bir sabır ile kendisini dinliyor. Oluşturulmak istenen o algıyı çürütmek için usul kurallarını bile zorluyor...

Ve savunma başlıyor... 

“Öncelikle bugün burada, Silivri’de, hiç de arzu etmediğimiz bir ortamda, ülkemizin de asla ve asla hak etmediği bir pozisyonda ve insanlarımızın yüzde 75’inin, 80’inin şiddetle reddettiği bir yargılamanın içerisinde ve yine bir yargılamanın adil bir ortamda olması gerekirken, Silivri’de bir kampüste, ‘Avrupa’nın en büyük salonu’ diye lanse edilen duruşma salonunda, gerçekten mimarisiyle ve buradaki tasarımıyla…”

Abi ne anlatıyorsun sen? 


Sana, işadamı Çetinsaya 500 bin dolar verildiğini söylüyor, sen “kampüs” diyorsun. 

İşadamı Hüseyin Bozkurt sana milyon milyon para verdiğini söylüyor, sen “Avrupa’nın en büyük salonu” diyorsun... 

Yakup Öner usulsüz işlemleri organize etmek üzere kendisine 100 bin dolar maaş verildiğini söylüyor, sen salonun mimarisinden bahsediyorsun, tasarımından bahsediyorsun...

İlk gün söyledik: 

Bu Ekrem, iki villaya asla gelmez. Bir vesile bulur, kavga çıkarır; savcının veya mahkeme başkanının kendisine iki villayı sormasına asla fırsat vermez. 

İlk günden bu durum ortaya çıktı zaten...

Bu cümlelerle dünkü duruşmanın bittiğini sanmayın... 

Sadece bu köşe değil, gazetenin tüm sayfalarını Ekrem Bey’in ifadesine ayırsak mümkün değil almaz... 

Onun için Ekrem Bey’in fonladığı internet sitelerinden birisinden savunmanın tüm metnini aldım ve teknik analizini yapay zekâya yaptırdım... 

Dünkü duruşmada Ekrem Bey’in sarf ettiği kelime sayısı 4.225. 

Yazı ile; dört bin iki yüz yirmi beş... 

Boşluklar dâhil karakter sayısı 31.850. 

Saatlerce yapılmış bir savunma...

Peki, gerçekten savunma mı?


İddianamedeki isnatlardan tek bir tanesi için bile tek kelime cevap yok... 

4.225 kelime ile savunma yapıyorsunuz ve bu 4.225 kelimeden bir tanesi bile iddianameye dönük değil... 

Beylikdüzü’ndeki arkadaşlarına selam var... 

Duruşmaya gelen kişilerin nerelerden gelmiş olabileceğine, kaç kilometre yol katettiklerine dair anlatım var... 

Sanıkların aileleri ile kurdukları irtibatlarla ilgili değerlendirmeler var. 

Ama Adem Soytekin’in rüşvet iddiaları ile ilgili, Ali Nuhoğlu’nun anlatımları ile ilgili tek kelime, hatta tek bir harf ile cevap yok...

Bir kelime söyle be adam! 

Kelimeyi de boş verdik, bir harf söyle... 

“A” de... “B” de..

Ona da razıyım... 

“Ama iddianamedeki şu isnada şu cevabı veriyorum” de... 

“Dilek’çiğim, seninle gurur duyuyorum” diyor. Aldığı rüşvetlerle ne ilgisi var ise... 

Sanki mahkeme heyeti, “Eşi ile gurur duyan sanıkların cezaları indirilir” diye bir madde açıklamış! 

Ekrem Bey de cezasını indirtmek için eşine, “Seni boşamayacağım, voleybolcu kızı almayacağım, seninle gurur duyuyorum” demiş gibi... Dava ile uzaktan yakından ilgisi olmayan bir cümleyi sarfedebiliyor...


Devam ediyor Ekrem Bey’in cinayet mahalline gelmemek için sürdürdüğü ısrar: 

“Avukatım tutuklu, avukatımın avukatı gözaltına alındı; bana bunlar yaşatıldı.” 

Arkadaş, sen ruhsat almak isteyen müteahhitlerden istediğin rüşvetleri anlatsana. Bunlarla ilgili itirafları cevaplasana. Avukatın seninle birlikte “Bu işte çok para var, gelsin Porsche arabalar, gitsin Ferrariler” diyerek o da seninle birlikte suç işlemiş ise ne yapılmasını bekliyordun? 

“Sen avukatsın, avukatların suçlardan yargılanmama muafiyetleri var. Dolayısıyla seni yargılamıyoruz” demelerini mi?

Daha başka alıntı yapamayacağım. Sadece her paragraftan birkaç kelimelik alıntı bile yapsam köşem dolmuş olacak. Ama size bir fikir vermiş olayım:

Fon olayı var. Hani kendisi dışarıda olsaydı, bu fon yolsuzluğunda onun da dahli olsaydı fon kelimesinin “f”sini ağzına almazdı. Ama şimdi “fon” diyor... 

Ardından ekim ayını sevdiğine ilişkin anlatım var... 

İstanbul’un kadim bir kent olduğu var... İstanbul’un 16 Mart 1918’de işgal edildiği var... Ama Sarıyer’deki iki villa ile ilgili tek kelime yok... 

İstanbul’un 6 Ekim’de kurtulduğu var... Ama Bodrum’da alınan villaya elden yollanan 1 milyon avro ile ilgili tek kelime yok... 

Fenerbahçe Kulübünün yaptırdığı Zaferin Rengi filminin galasına gitmişliğini anlatıyor... Rahmetli büyük dedesi bile var... 1924’te terhis olmuş... Ama oğluna gönderilen 1 milyon avroya yakın paradan tek kelime yok...

Halk TV’ye kayyım atanması bile var. Adam cezaevinde ama, sabah saatlerinde yaşanan gelişmeyi bile savunmasının içine katıyor... Ama 10 yıldır belediyelerde yaptığı yolsuzluklarla ilgili önüne konulan suçlamalar hakkında bir günlük süresi doldu, savunmasının ilk aşaması bitti, daha tek kelime söylemedi. Söyleyeceğe de benzemiyor...

Ya en sonunda “Adalet yok, ben size savunma vermiyorum” deyip, Sarıyer’e gelmeyecek... Ya da “Sen bana sert baktın, ben küstüm” deyip, kenara çekilecek...

Ali Karahasanoğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle