--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Başakşehirde bir ders

İdris Günaydın
İdris Günaydın
4

Galiba yıl 2016 idi. Başakşehir’de bulunan Mehmet Akif İnan Anadolu İmam Hatip Okuluna dışarıdan Kur’an-ı Kerim Dersine giriyorum. Okul o zamanlar, kendi binası olmadığı için Borsa Lisesi ile aynı binada eğitim görüyordu. Binanın üçüncü katında 11. sınıflardan birinde Kur’an-ı Kerim dersindeyiz. Sınıfta Mısırlı, Özbek, Çeçen, Iraklı öğrenciler de var. 

O sınıfta bir öğrenci var, Türk. Kur’anı-ı Kerim dersi de iyi. Kocaman bir çocuk. Lakin bir huyu var: aşırı saygısız ve yaramaz. Öğretmen olarak arkanızı döndüğünüz an sınıfı terörize ediyor. Derslerde onu okul mescidine gönderiyorum orada istediği gibi vakit geçirsin veya müdüre gönderiyorum ki ona başka bir görev versin.

O ders, daha sınıf defterini yazarken başladı saygısızca hareketleri. Her zaman olduğu gibi uyardım. “Evladım, lütfen. Sınıfta 30 arkadaşın bir şeyler öğrenmek için gelmişler. Kur’an temel dersiniz. Yarın mesleğe dayalı sınava girdiğinizde en fazla bu dersin üzerinde durulacak”

Benim yüzüme karşı “tamam hocam” ben arkamı döner dönmez aynı saygısızlık.

Mescide göndermek istedim, gitmedi. Müdüre göndermek istedim, gitmedi; uslu duracağını söylüyor her seferinde “tamam hocam, yapmayacağım hocam” söz veriyor ardı malum.

Sınıftaki öğrenciler hoşnut değil ama bulaşmak da istemiyor, bana bakıyorlar. Demek her ders böyle.

Burada öğretmen ne yapabilir? Ne yapsın? Sınıfta 30 masum öğrenci öğrenmek için gelmiş. O çocukların hakları ne olacak? 30 öğrenci 40’ar dakikadan 1.200 dakika eder. Bir saygısız öğrenci yüzünden heba mı edelim bunca dakikayı?

Sonunda dayanamadım ve bir başka öğrencinin yardımıyla sınıftan çıkardım. Sonucu ne olursa olsun. Ben, bir öğrenci için ders almadım o okulda. 


Zil çaldı koridorda öğretmenler odasına gidiyorum. O öğrenci geldi ellerimi öpüyor, özür diliyor. Ne kıymeti kaldı. sürahi kırıldıktan sonra?

Şimdi tüm öğretmenler aynı hal ile muzdarip. Onlar da insan. Bir yanda öğrenmek isteyenler öbür yanda sabote etmek isteyenler.

Bu öğretmen ne yapacak? Bu sınıfta sükûneti nasıl sağlayıp ders anlatacak?

Bence:

1- Müdürlerin ve öğretmenlerin yetkisi artırılmalıdır.

2- Rehber öğretmen, kendine intikal eden öğrencileri okuldan atmalı ve öğretmen, müdür, rehber öğretmen üçlüsünün verdiği karar gereği, o öğrenci meslek okuluna, olay meslek okulunda olmuş ise düz işçi olarak sanayiye gönderilmeli, orada öğrenci sıfatı ile çalışmalıdır.

4- Bu tür öğrencilerin durumlarının öğretmenler kuruluna gelmesi anlamsızdır.

Başakşehir’de işlenen cinayet tam bir vahşettir. Burada çocuk kendinin çirkinliği bahane edilerek gereken muameleyi görmediğini sanmıştır. Ne dersek diyelim, bu çocuğa yapacak bir şey yoktur. Ama tüm veliler ve öğretmenler, ayırım yapmamalı, çocuğunun bir noktadaki başarısını büyütmelidir. Onu sureten değil beceri itibarı ile yüceltmelidir.


Bir de toplum olarak kötü bir noktaya evriliyoruz, evrildik.

Yetiştiğim yıllar “Toplumda bir terbiye metodu” vardı. Her baba veya anne, yanlışını gördüğü çocuğu uyarırdı. Onu bir yerde terbiye ederdi. Unutmam, çocuktum, un değirmenine gitmiştim. Orada benden önce değirmene gelmiş bir köylünün yanında bir çocukluk yaptım. O kişi, köyümüzün çok uzak mahallelerinden olmasına rağmen beni babama söylemekle tehdit etti ve bir sürü uyardı.

O zamanlar şöyle düşünülüyordu: Toplum bir bütündür. Senin çocuğun benim çocuğum yoktur. Hepimizindir tüm çocuklar. Bunlar, burası benim hakkım, hakkımı delebilirim. Gemi su alırsa alır almazsa almaz demezdi. Bugün şu oğlan yaramazlık yapıyor, annesinden babasından habersiz. Uyarmazsam benim damadım veya gelinim olabilir. Öyle ise toplumsal ahlak kuralları gereği doğrusunu kendisine hatırlatayım, kendisini uyarayım denilemiyor. “Sen ne karışıyorsun benim çocuğuma? Terbiyeyi kendine ver” itirazı ile karşılaşacağı korkusu ile herkes susuyor.

Evet gerçekten bir kız veya oğlanın, başkasının çocuğu olsa bile yarın bizim gelinimiz veya damadımız olmayacağının garantisi elimizde değil. Bu benimki için de öyle başkası için de öyle. Bireycilik yerine toplumun her ferdi yaşça büyük ise kendinden küçüğü uyarmalıdır.

Bizim toplumumuzun asırlarca sarsılmayan sağlam çimentosu budur. 

Şimdi neler oluyor? Bütün erkekler kötü… Onlardan uzak dur. 

Nereye gidiyoruz böyle? Vesselam.

 

İdris Günaydın Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle