• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
İdris Günaydın
İdris Günaydın
TÜM YAZILARI

Cumhuriyetle Türk halkını zalim padişahlardan kurtarabildik mi?

01 Kasım 2023
A


İdris Günaydın İletişim: [email protected]

Geçtiğimiz Pazar günü Cumhuriyetimizin yüzüncü yılıydı. Yüz yıl önce, 29 Ekim 1923’te Padişahlık sistemini yıkıp, Cihan Devleti Osmanlıyı ıskat edip, Osmanlı mülküne kıyasla bir bölge devleti hüviyetinde olabilecek Türkiye Cumhuriyeti’ni, yani Cumhuriyeti kurduk.

Şunu makalemin hemen başında belirteyim ki; benim hassasiyetim bir şeyin İslamiliğidir. İslam’a uygun olup olmadığıdır. Ehem, mühim meselesidir.

Buna göre İslami geleneğe göre en uygun idare şekli Cumhuriyettir.

Burada iki soru öne çıkmaktadır:

1- Cumhuriyetin ilanını o yılların Türk halkı benimsemiş midir?

2- Padişahlar zalim mi idi, halk padişahlardan çok mu zarar görüyordu ki; başka bir rejim talepleri olmuştu?

Maalesef bu iki sorunun cevabı da Kemalistleri memnun etmeyecek şekildeydi. Türk halkı ne cumhuriyet istedi ne de padişahlıktan şikâyetçi idi.

Bunun en bariz iki cevabı var: 

Birincisi Fethi Okyar’ın Serbest Cumhuriyet Fırkası denemesi idi ki; Mustafa Kemal’in baskısıyla kapattırıldı. Çünkü Fethi Bey partisini kuralı daha üç ay bile olmamıştı ve İzmir gibi, bugün CHP’nin kalesi olan ve o gün de Sabetayist Levantenlerin çokça yaşadığı İzmir’de partinin şube açılışını yapacaktı. Halk o kadar ilgi göstermişti ki; Fethi Bey bile bunu beklememişti. Hatta partinin ikinci adamı Ahmet Ağaoğlu’nun anlattığına göre “Kalabalığın ortasında bir adamcağız, kucağında taşıdığı (izdihamda ölen) bir çocuğu birdenbire Fethi Bey’in ayaklarının dibine atarak “İşte size bir kurban, başkalarını da veririz. Yalnız sen bizi kurtar” dedi ve ağlayarak Fethi Bey’in ellerine sarıldı.” (ındytürk.com.2 Haziran 2020’de kaynağından arşivlenmiş bir bilgi)

İkincisi; çok partili hayata geçer geçmez Demokrat Partinin elde ettiği büyük seçim zaferi. Bu iki olay halkın cumhuriyet, mutlakıyet v.s gibi derdinin olmadığını, padişahları sevdiğini çok açık ve bariz şekilde gösteriyor. Çünkü Osmanlı padişahlarının hiçbiri halka zulüm yapmamıştır. İsyanlar olduysa bastırmıştır, savaşa almıştır lakin aşırı vergi koyalım, tefecilere yol açalım da halkı ezdirelim… Böyle bir şey olmamıştır.

Olmamıştır ama yukarıdaki Fethi Okyar konusunda belirttiğim gibi halk izdihamdan ölen çocuğunu Fethi Beyin önüne atarak “daha nice kurbanlar yine veririz. Yeter ki sen bizi kurtar” noktasına nasıl gelmiştir?

Bu sorunun cevabını her zaman rahmetle andığım, kendisinden çok şeyler dinlediğim, seferberlik görmüş, bir sözüyle köyün muhtarını değiştirebilen, ailelerini kaybetmiş yedi ayrı yetime sahip çıkarak onları büyüten merhume babaannem Feslioğlu kızı Fatma Günaydın’dan dinleyelim: “Giresun’da pazar kurulan bir gündü. Köyden satmak için odun kömürü getirmiştik, her zaman olduğu gibi. O zamanlar Giresun’un iki caddesi var: Fatih Caddesi/Camlı Sokak ve eski adı Hamidiye Caddesi olan Gazi caddesi. Köyden gelenler daha çok Camlı Sokak ve çevresinde işlerini görürler. Kömür satar, fındık satar, mısır alır, gaz alır, tuz alır, v.s.

Camlı Sokağa bir grup Jandarma girdi. Kaynatamın (Emin Efendi Oğlu Hacı Zühtü ki benim de dedemin babası olur. İ.G) başındaki fesi alarak yere atıp top gibi oynamaya başladılar. Kaynatam almaya çabaladıysa da nafile…

Az ileride çarşafıyla gelmiş bir kadının çarşafını yırttılar. Meğer kadın (regl) adetli değil miymiş? Çarşafının altında bir beyaz uzun libası var. Kan libasa bulaşmış. Kadın utancından kirpi gibi tortop olup bir evin dibine yumuldu. Kimse korkudan yaklaşamıyor. Jandarmalar gidince evin penceresinden bir yatak çarşafı attılar. Sarındı vücuduna da ağlayarak sokaklardan kaçtı!”

İşte bu zulmü Osmanlıda ne şehzadelerden ne padişahlardan ne de sadrazamlardan görmedi millet. Kimsenin inancına karışmadı Osmanlı. İsyan edenleri bastırdı, o ayrı.

Efendim! İdare hep babadan oğula geçmek şartıyla bir zümrenin elindeydi… Halk yönetmeye yaklaşamıyordu bile!...” diyenler var.

Bakalım: 

Sadrazam Zağnos Paşa: Rum devşirmesidir. Hanedandan değil.

İshak Paşa: Devşirmedir. Saruhanlı Paşayiğitin kölesi iken Sadrazam olmuştur.

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa… Sadrazam. Merzifonlu. Hanedandan değil.

Hersekli Ahmet Paşa… Sadrazam. Karadağ doğumlu. Hanedandan değil.

Abdurrahman Abdi Paşa: Veziriazam. Sakız doğumlu. Hanedandan değil.

Bostancı Cafer Paşa: Bostan yetiştiriciliğinden veziriazamlığa kadar yükselmiş. Hanedandan değil.

Ama o ecdat düşmanlarının ağzı durmaz, biliyorum; derler ki; “ama padişah olamamışlar!!...”

Bre cahil! Devlet Osmanlı Hanedanının. Adam devlet kurmuş ve senin çocuğunu bostan tarlasından alıp başbakan yapmış. Padişahın vekili yapmış. Devletin en yetkili mührünü eline vermiş. Kendisi de at sırtına binip, yağmur, kar demeden, uyku yok, yumuşak yatak yok; ölüme koşmuş. Niçin? Milletim daha çok rahat yaşasın, adam gibi yaşasın, diye.

Zavallılar sulblerinden, mülklerinden sizin gibi yediğini inkâr edecek kedi ahlaklı haramzadelerin çıkacağını hesap edememişler.

Edememişler ama merak edilmesin; yaşadığımız sürece buradayız inşallah. Vesselam. 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Mehmet

Değerli hocam Bi çırpıda 4 adet makalesini okudum.tek cümlem su"RABBIM SENDEN RAZI OLSUN." Vesselam....

Gelingayalı bedia ...

Naim nahun : Osmanlı bankasını soyup tonlar işi altınları alıp yurt dışına kaçıran zat .....aynen bugünün 128 dolar nerede hesabı.....demekki devletimiz hala, nahum larla içli dışlı, nahumlar çok etkili......Osmanlı nın ayakta durması için nahumlar olmaması gerekir .....
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23