Bir zamanlar Türkiye..! Kastamonu!
“Kitapsız ve kütüphanesiz Müslüman Türk evi olmaz”!!!
Sözüyle tanınan ve Türk-İslam kültürüne olan sarsılmaz bağıyla örnek bir duruş sergileyen Yavuz Bülent Bakiler;
Türk dünyasının, Türk edebiyatının büyük edebiyatçısı, yazar, şair ve düşünce insanı benim de tam 50 yıldır yakından tanıdığım devlet bürokrasisi yanında Türkiye Edebiyat Vakfında defalarca konferansına vesile olduğum ağabeyim, hocamız, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yarım asırda yetistirdigi en büyük Türk ve Türkçe ve Türk-İslam birliğini savunan Türk dünyasının yetistirdigi kahraman Alperen’i Yavuz Bülent Bakiler’i ölüm yıldönümünde hayırla yâd ederek, yalan yazan ve söyleyen ve gerçekleri söylemeyen tarihe inat evliyalar şehri Kastamonu’nun bir evladı olarak,
Yavuz Bülent Bakiler’in Kastamonu ile ilgili bir hatırasıyla kendisini rahmetle anıyorum!!
Yavuz Bülent Bâkiler’in Kastamonulu Hasip Yılanlıoğlu’ndan (Hasip Efendi) dinleyip aktardığı hatıralar, Cumhuriyet’in ilk yıllarında (1925-1930’lu dönemlerde) Kastamonu’da yaşanmış dinî ve toplumsal baskıları, Kur’an öğrenen çocukların ve hocaların maruz kaldığı korku dolu olayları konu alır.
Korku ve Baskı Yılları: Hasip Efendi (1908-1998), 1925 yılında 15-16 yaşlarında hafızlığını tamamlamış bir gençken o dönemin “korkunç ve karanlık” geçtiğini ifade eder.
Kur’an Okutan Kadına Polis Baskını: Hatırada, evinde mahallenin kız çocuklarına Kur’an okutmayı ve hafızlık eğitimi vermeyi sürdüren yaşlı bir kadının polis ve jandarmalar tarafından ellerinde Kur’an-ı Kerim’ler/cüzlerle sürüklenerek karakola götürüldüğü acı bir olay anlatılır. Hasip Efendi o gün 5-6 yaşlarında olduğunu ve korkudan ellerini duvara yapıştırıp gözlerini yumduğunu belirtir.
Kaynak:
Bu sarsıcı ve yakın tarihli döneme ışık tutan söyleşi/hatırat, Doç. Dr. Ethem Cebecioğlu tarafından [Altınoluk dergisinin 2010 Temmuz sayısında (Sayı 293, s. 42)] yayımlanmıştır.
Benim kayınpederim Eski Kastamonu Milletvekili İsmail Hakkı Yılanlıoğlu!
Hasip Efendi dedi ki: Cumhuriyetin ilanından sonra buraya bir Vali geldi. Valinin astığı astık, kestiği kestik. Vali dedi ki: Kastamonu’da 44 tane cami var. Bu 44 tane cami Kastamonu’ya çok, ben bunların 33 tanesini satacağım. “Aman Vali Bey! Bunların hepsi vakıf eseri, bunlar satılmaz. Maksadının dışında kullanılmaz.” dedikse de Vali kabul etmedi. “Vali 33 camiyi satışa çıkardı. Şimdi kayınpederlerin sülalesi Yılanlıoğulları diye biliniyor. Onların yaptırdığı Nasrullah Camii adında bir cami var. Kastamonu’nun en büyük Camiidir, Akif merhum orada vaaz etmiştir. Bizim camimiz devlet tarafından satışa çıkarıldığı zaman onu 5.000 liraya tekrar paramızla satın aldık da kurtardık! Ama korkudan kimse cemaate gelmiyordu..!”
Sonra 1928 yılında harf inkılabı yapılınca Vali tellal bağırttırdı. “Ey Kastamonu halkı! Harf inkılabı yapıldı, artık bundan sonra hiç kimse eski Türkçe’yle yazmayacak, okumayacak, elinde eski eserler bulundurmayacak. Kimin elinde eski eser varsa hükümetimize, devletimize devretsin.” demiş.”
“Vali öyle bir terör havası meydana getirmişti ki, halk Vali’den o kadar korkuyordu ki. İstanbul’dan Kastamonu’nun önemli ailelerine gelen fermanlar vardı. O fermanları o aileler gümüş çerçeveler içine almışlardı. Kastamonulular korkularından o gümüş çerçeveleri söküp alamadılar. Olduğu gibi verdiler. Gübür arabalarına, çöp arabalarına dolduruldu. Çok nâdide el yazmaları filan vardı. Medreselerden, evlerden, Camilerden toplanan eserler çöp arabalarına toplandı, getirip Hükümet Meydanının önüne yığıldı. Bir kibrit yaktılar, cayır cayır yandı. Yani biliyor musunuz bu zulmü Rus, Bulgar yapmaz. Nitekim 1928 harf inkılabından sonra bizim bazı devrim yobazları devlet arşivini Bulgarlara sattılar. Batmanı 10 kuruş 5 paradan. Tesadüfen Devrim Tarihçilerimizden birinin dikkatini çekti. Bugün Bulgaristan’da bizim vagonlar dolusu devlet arşivimiz var. Devlet arşivi devletin şerefi, haysiyeti demektir. Her sene Kültür Bakanlığı oraya birkaç kişi gönderiyor, gidenler ordaki arşivlerin fotokopisini alıp Türkiye’ye dönüyorlar.
Kastamonu’ya giden Müfettişler Hasip Efendi’yi bulmuşlar. Hasip Efendi de bütün satılan camileri göstermiş. Bizim halkımız Cami’yi satın almış, yıkmış yerine ev yapmış. Yıkmış, dükkan yapmış. Yıkmış, bahçe yapmış. Hasip Efendi dedi ki: “Oğlum! Camileri yıkanlar, ev yapanlar, dükkân yapanlar gördüm, sonunda süründüler. Ekmeğe muhtaç oldular. Nesepleri dahi yok oldu..!”
Bir zamanlar Türkiye; Böyle pek çok hadiselerin yaşandığı büyük Ata baba ve dedelerimizden dinlediğimiz, Allah’ın gazabına mazhar olunacak hadiselerle devletin ve milletin malı talan edildi! Atıldı! Yakıldı! Satıldı!!!
Devlet malı- GULUL yiyenin cenaze namazı şehit dahi olsa kılınmaz!
Yeri cehennemdir!
Hayber FETHİNDE öldürülen ve halkın “Şehit oldu!” dediği bir köle (Kirkire) hakkında Hz. Peygamber, cenaze namazı için davet edildiğinde; “Hayır, ben onu ganimetten aşırdığı bir hırka (veya aba) içinde ateşler arasında gördüm” Müslim (Îmân 182):
diyerek cenaze namazını kılmamıştır!
Bugün günümüzde “devlet malı deniz yemeyen domuz” mantığıyla gerçek helal, haram, kul hakkı demeden, devlet malı demeden, devletin malını birilerine peşkeş çekenlere, fon, borsa, tahvil, hisse senedi.. Vesaire gibi isimler adı altında hilelerle milleti ve devleti soyan her mevki ve makamdaki yetkili ve bu talan karşısında susanlara, gereğini yapmayanlara kısaca bütün dilsiz şeytanlara ve uyarı mahiyetinde de bir daha “aldanmayalım ve aldatılmayalım” diye de bütün muhataplara ithaf olunur!!!
Yaşadığımız ülkenin ve Türkiye’mizin kıymetini bilelim!!!
WhatsApp bilgi ve ihbar hattı: 053020000 96







