Zenginlik baş belası (mı) …?
İnsanlar çoğaldıkça hayat da modernleşiyor. Vasat hayat, modernleşmenin yükünü kaldıramayınca, kıyıda köşede toprağa sahip kişiler ellerindeki bu imkândan faydalanmak istiyor…
Belediye, kaldırımları yenilemiştir. Devlet, hemen bir yakına hastaneyi kondurmuştur. Bir iki de eczane derken sokakların rengi değişmiştir. Hele bir de civarda “Millet Bahçesi’nin küşad merasimi yapılmışsa, faydasız topraktan faydalanma zamanı gelip çatmıştır…
Belediyeye müracaat edilir ve imar durumu değiştirilir….
Ortalama beş katlı inşaat ruhsatları on beş kata ifrağ edilir. Arsaların değeri de, gökten düşen yağmur damlaları misali beş on misli artıverir…
Durduk yerde toprakta meydana gelen değer artışı, bu amaçla sarfedilen emeğin, dökülen terin karşılığı olmalıdır. Mal sahibi ter dökmediğine göre, kendiliğinden meydana gelen kıymet, doğrudan devlete yakışır.
Doğrusu da budur. Kıymet artışı devletin hakkıdır…
Türkiye’deki bu içtimai ve iktisadi sosyal perişanlık, siyaseten üretilen zenginliğin devletin yok sayılıp, siyaseten paylaşılmasındandır…
¥
Şimdiye dek karar mercileriyle toprak sahipleri anlaşıyor ve mahallin imar durumunu değiştiriyorlardı. Gökten yağdırılan milyonlar da aşağıdaki devlet hariç, birkaç açıkgöz tarafından paylaşılıyordu...
Buradaki yoktan varlık artışı, sahte tanrılaşmanın eseridir. Politik tanrılar, kendilerine kulluk yapmaya teşne varlık sahipleriyle ortaklaşa arttırdıkları tedavül hacminin yol açtığı fiyatlar genel seviyesindeki artış ve pahalılık, maaş ve ücretine zam yapılmayan orta gelirli vasat halkı, peynir ve ekmeğinden mecburen kısıntıya zorluyor.
Çünkü politika ile finansörlerinin ortaklaşa ürünü emeksiz para kazancı, toplumu ferdiyetçi bir kalıba dökmüştür. Bunları örnek alan halk da, haklı olarak vergi vermekten kaçınır. Neticede zengine yaklaşamayan devlet, vasat halkın boğazına sarılır, vasıtalı vergileri kamçılayarak!…
¥
Şimdi, hayal dünyasında yelken açan Kemal Bey yeni tasavvur, merasim teçhizatını kuşandıktan sonra, kışla önlerine tekmil almaya çıkmış…
“Emin olun ey ahali, 2023’de Allah’ın izniyle CHP iktidara geldiğinde, memleketimizin bir yerlerinde aç yatanlar olursa iyi bilesiniz ki, biz rahat uyuyamayız. KUL HAKKI YEMEZ, YOLSUZLUK DA YAPMAYIZ. Evlerinizde huzur içinde yaşayıp gidesiniz diye, tam Avrupalı olacağız. Ortadoğu’da akan kanı da durduracağız…
Cumhuriyet tarihinin en derin krizlerinden birisini yaşıyoruz. 7 milyonu aşkın işsizimiz var. Üniversite bitiren on binlerce çocuğumuz işsiz…
Her işveren bir işsizi işe alırsa işsizliği çözermişiz. Bir akıl tutulması yaşanıyor. Yok böyle bir şey. İşsizliğin önlenmesinin yolu üretmekten geçiyor”...
Diyerekgazel okuyor…
Makamdan makama da atlayarak…
¥
İsmet paşa hakkında çok söylenen fıkramsı bir hikâye vardır, hemen hepimiz bir kaç kez duyup işiterek gülüşmüşüzdür…
“Yahu paşam” demişler, “Sizden hiç duymadık, Allah-Peygamber dediğinizi”… O da hemen bastırıvermiş, on ikiden vururcasına…
“Haydi Allah’a ısmarladık” diyerek ayrılıp gitmek istemiş…
Sual edenler de, “Hoopp, moopp paşam, cevap vermediniz” diyerek üsteleyince.
İnönü de bunlara cevaben, “Yahu, Allah’a ısmarladık dedik ya, daha ne istiyorsunuz?” ile kafasındaki tilkilerin kuyruklarını çarpışmaktan koruma başarısını gösterivermiş…
¥
Şimdi gelelim KUL HAKKI da neyin nesidir meselesine…
Türkiye’nin idari ve siyasi rejimi laiklik değil mi ?...
Kul hakkı yoktur. Siyasetinde, kitabında, hukukunda, idaresinde “KUL HAKKI” diye bir ifade, hüküm, madde yoktur. “HAK” denilen bir değer, bir kıymet ve itibari bir gelenek var ise, o da değirmen sahibinindir…
Bunun korunması da, değirmen sahibinin, eğer açıklamak gerekirse, o da, karar merciinde yer alan kişilerin, yani belediyecilerin, siyasetçilerin, eşi dostu yakınları ile birlikte kamu kaynakları üzerinde amir-i ita sıfatıyla yetki sahibi kılınan kişilerin, padişahların, bakanların vali ve defterdarların tek başlarına olduğu gibi usul ve furuğları ile birlikte yalın bir hayat yaşıyor olmalarına, olabilmelerine bağlıdır…
Yalın hayat ne demek?
Hiçbir derneğe, kulübe, tekkeye, dostluk ve düşmanlık cemiyetlerine, kooperatiflere, vakıflar ve benzeri teşekküllere ne fiilen ve resmen tescilli ne de kalben ve hissen bağlantısı bulunmamak demektir…
¥
Başkan, Sakız Adası yüzme ihtisas kulübüne sevdalı ya da tescilli üye olduğunda, eşşek adası yat kulübü de, başkan veliahtlarından kamu yetkililerinin nezdinde aracılık ve kıyakçılık talebine kalkışırlar…
Sonrasını da siz düşünün…
Kul hakkından bahsetmek günümüz Türkiyelisine, hele hele politikacısına hiç yakışmıyor…
Kul hakkı Hz. Ömer dilinde kullanılan bir kavram imiş. Şimdi o lügat kapandı...
Kulların hakları, kulüpçülerden, vakıfçılardan ve dernekçilerden kapanın elinde kalıyor…


