--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Zarafet hamallığı…

Atilla Özdür
Atilla Özdür

Ülkemizde kahir ekseriyet, yazılı kütüklere göre Müslüman. Halk, kendi içindeki zahiri görüş ve yorumlarında yine çoğunlukla Müslüman. Bu Müslüman toplumun günlük rutin ibadetlerine hassasiyet gösterenlerinin nispeti biraz düşük…

Bu kümede yer alıp da devletin ideolojik yapı özelliklerini müdrik olanların olabilenlerin nisbetiyse, tahmin edilemeyecek düşük seviyelerde.…

Devletin ideolojik yapısı, nikâhsızlığa peşin hükümle evet çekmiş. Bu yapı, temel hak ve hürriyetlere monte edilmiş seçimli demokratik cumhuriyet türünde bir yapıdır. Türkiye, böyle yapı formunda bir tip. Çeşitli ve farklı görüşler burada yönetimi ele alıp ser dümenliğe gelebiliyor. Yönetilen halk ise genelde, kaba perdah görmemiş Müslüman. İçkiye ve fuhşa haklı olarak geniş delikli bir kalburla karşı çıkıyorsa da, İslami ve ahlaki değerler söz konusu olduğunda elindeki kalbur ince delikli eleğe dönüşüyor. Rejimin nitelikli özelliğine ait alt yapı bilgileri pek güçlü ve kapsamlı olmadığından, domuza elini sürmese de, yeri geldiğinde dostlarının yanında birlikte birkaç kadeh götürebiliyor...

Şu andaki yönetim gücü muhafazakâr demokratların elinde. Uyguladıkları ekonomik model, salt liberalizm kaynaklı. Amma, devletin ideolojik yapısının yeri ve zamanı geldiğinde farklı eylemlere değişik gerekçelerle farklı yorumlar üzerinden meşruiyet tanıyan nev’i şahsına münhasır fırıldaklı demokrasi olduğunun şuurunu da müdrik…

Bu itibarla, tam kadro halinde içki ve fuhşun zararlarını bilse de, bunlar üzerine yasaklama şöyle dursun, ileri boyutlu kısıtlamanın bile düşünülemeyeceğinden, el ve dudakları yaptırım tehditleriyle hareketsizliğe mahkûm olarak yaşamak zorunda... 

Bu durumda da hükümet, haliyle nikâhsızlık ve meyhaneciliğe karşı daha ince motifli uygulamalara girişemiyor…

Girişmiyor” demeyi içime sindiremiyorum, girişemiyor…

Fırıldaklı sandık demokrasilerinde hükümetlerin görev ve yetkileri sandıktaki paylarına göre sınırlı değildir. Hükümetler, halkın ve karşıtlarının hak ve isteklerine cevap verecekler, yandaşlarının taleplerini de değerlendirecekler. Zorluk da işte tam burada… Domuz etinin kasaplık hayvan etine dönüşmesi ya da dönüştürülmesi, bu zorlamanın hukuki gücünden olsa gerek…

Devlet Başkanlarını domuzda pek zorlamayan bu güç, hükümetin kadın Bakanını serbest aşkta erkek dostundan yediği dayakla kolu ve kafasının yarıldığı söylenen dişi tarafa “geçmiş olsun” temennisinde epeyi hırpalıyor…

Öyle ya cancağızım, demokrasi denilen nazenin şey söylendiği gibi olsa tamam, serbestliktir, bana ve bize ne dersiniz.. 

Fakat demokraside “Herkesin malı mülkü kendi bedeninin tasarrufundadır”. Böyle zikredilmiyor mu bu serbestlik? 

Zaten demokrasi gözcüleri de hep bu tekerlemeleri zikredip durmazlar mı?

Hükümetin Kadın İşleri Bakanı, söz konusu dövüşün aktörlerinden sırtı kolu morartılan dişi vatandaşa, telefonla arayarak demokrasinin bu serbestlik bayraktarına “yanındayız”ı çekmese, “çok ünlü sanatçının da yanında olduklarını!” ifade etmeseydi ne olurdu?...

Hiçbir şey…

Her neyse, bir tecrübe bin nasihatten evladır demişler. Hükümet ve bilhassa rejimin alengirli sahalarının gözetimine memur bakanları da öğrenmişlerdir artık, üstlerine elzem olmayan konularda zarafet hamallığına kalkışmamayı…

İyi ki kadın işleri bakanımız bir erkek değilmiş. Bu meseledeki aynı zarafet yüklü inceliği(!) o göstermiş olsaydı, yanmıştı karaçalı misali. Onun için dikkatli ve toleranslı davranırken, düşünürdü;

“Bizim hatun bir duyar da, elinde süpürge üzerime yürürse” korkulu endişeyi… 

Çözümünü de, rejimin havarilerine bırakırdı… 

 

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle