--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Zamanların çakışması...

Atilla Özdür
Atilla Özdür

Doksan sekiz yıl öncesinin bir Cuma günü. Namazı müteakip BMM, bugün “Eski Meclis Binası” olarak anılan mekanda ilk celsesini açıyor. Başlarında Atatürk. Açılışta Kur’an-ı Kerim tilaveti...

Doksan sekiz yıl sonrasının yine bir Cuma günü. Başlarında Başkan olarak bu kez Erdoğan’ın yer aldığı egemenliğin kullanımında reform gören BMM, namazı müteakip ilk celsesini, yine Kur’an-ı Kerim tilavetinin gölgeliğinde millet egemenliğinin simge hatırası  Eski Meclis Binasında” açıyor...

Merasimler;  dekorları, amaçları, mekanları ve meclislerin işlevleri yönünden de birbirlerinin aynisi. Aralarındaki fark,  başkanların fizyolojik  kişiliklerinde...

Geleceğin ne getireceği meçhul. Erdoğan mı  Atatürk’leşir, yoksa Atatürk mü Erdoğan’a dönüşür, ya da dönüştürülür, bilinmez...

¥

Şimdi sizlere John Stuart Mill’den  iki asır evvelinin insan hakları temelinde hürriyet fikriyle ilgili denemesinden kısacık bir paragraf...

Resmi bir makam için kendi ülkesinde daha ehil biri varken, oraya başkasını tayin eden bir hükümdar, Allah’a ve Devlete karşı günah işlemiş olur” düsturunu, Yeni Ahit’de değil, Kur’an’da okuyoruz...

Çağdaş ahlakiyatta, kamuya karşı mükellefiyet fikrinin kabul olunan kadarcığı da,  Hristiyan kaynaklarından değil, Eski Yunan ve Roma menbalarından gelmektedir. Bunun gibi hususi hayatın ahlakiyatında bile, büyük ruhluluk, yüksek fikirlilik, şahsi vekar ve hatta şeref duygusu, eğitimimizin dini kısmından değil, münhasıran insani olan kısmından çıkmaktadır”, (Stuart’ın bahsetti din, dikkat buyuralım, İslamiyet değil, Hristiyanlıktır. Hürriyet, MEB. İngiliz klasiklerinden. 1963)...

¥

Cumhuriyet’in doksan sekiz yıl önce başlayan birinci evresinde yöneticiler, küllerinden meydana getirdikleri Türkiye’nin yeni baştan Osmanlının sosyal dokusuna aşılanmasına şiddet ve hiddetle karşı olduklarından, Stuart Mill’i tanımazlıktan geldiler. Bilakis felsefesine yaklaşımları ters yönden oldu...

Bir yandan Türk sanat müziği yasaklanırken, ezanlar orijinal formundan çıkarıldı. Fötr şapkasına karşı çıkan kafalar boyunlarından askıya alındı...

Birinci evrenin çok partili dönemindeyse, istihdam kapılarında ehillerin yerine politik yandaş ve hemşehrilerin işe alınması ahlakilik kesbedince,  ülke ekonomisi harabeye çevrildi. Eşyanın tabiatından, son kertede siyasi ve beşeri hayatı kasıp kavuran ahlak krizine karşı Cumhuriyet’in Başkanlık denilen ikinci evresine kapı aralandı...

Birinci evrede din, sosyal ve siyasi hayat için çok yönlü tehlikeli parazitiymiş gibi görülmüştü...

Doksan sekiz yıl sonrasının ikinci evresindeyse, ilginç bir tevafuk, din adına eylem koyan dinci parazitler ortaya döküldüler. Birinci evrede devlet, yargılı yargısız parazit olarak hükmettiklerinin kafasını alırken, ikinci evrede bu kez aksine, parazitin kafasına el sürülemez olundu...

¥

Doksan sekiz yıl evvelinin, icraatlarına gerekçe fikir ve inançlara dayalı reddiyeci politikasının, doksan sekiz yıl sonrasının yine ayni fikir ve inançlarla uzlaşı politikası arasındaki farklılık, hatta karşıtlık, sanırız,  Cumhuriyet’in bekası için ya bir sentezlemeyi gerekli kılacak, ya da kemalizm ve erdoğanizm olarak iki izm’den birisi, bir diğerini yok edecek...

Yukarıda da bir nefeslik ifade etmiştik. Kemaliz mi, erdoğanizm mi, gibi...

Erdoğanizm, daha henüz rüşeym dönemindedir. Birinci evrede toplumu geri bırakıcı zehirli kanser hücresi iddiasıyla İslami hayat tarzının köklenerek kurutulması, neticede en parlak örneğini büyük İsrail’e mekan hazırlayıcı Adnan Oktar ile Fetullah Gülen ikilisi, eseriyle ortaya koymuş bulunuyorlar ...

Hâlâ kemalizmle berdevam mı!..

 

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle