Zahir aldatıcıdır...
Hasan Karakaya, meraklandığı “Demirel ile Özal arasındaki temel farklılıkları” mealen şöyle tarifliyor...
Demirel, maneviyatçı görüntüsüyle sola hizmet ederken, Özal ise aksine, Müslümanlara hizmet diyerek, çağdaşlıkta parende atıyor...
Askeri diktanın Müslümanlara yönelik uysallaştırma ve terbiye dersleri arasında umumun idrakine ısmarladığı 9. Senfoni’yi sola hizmet saymak, hem de fahiş bir değerlendirme yanılgısı olmalıdır...
Şunu kesinlikle bilmek gerek. Türkiye, sınıflı bir toplum özelliğine sahiptir. Gerçi sınıfsızlık, toplumlar için bir ütopya ise de, sınıfların hayat standartları arasındaki farkların tolere edilebilir olması, hem mümkündür ve hem de aşırı farklılıkları törpüleme vaadiyle oy topladıkları için, politikacıların en başta gelen namus meselesidir...
Konuyu gerilerden ele alalım...
“Atam atam sen kalk da ben yatam’cılara göre, Cumhuriyet kurulduğunda Osmanlı’dan miras topraklarımızda ne bir damla su bulunuyordu ne de bağ ve bahçelerimizde bir kara saban demiri. Osmanlı’yı, Yeni Türkiye adıyla yoktan var etmeye koyulan Atatürk ve İnönü, Sümerbank’a ilaveten çimento ve şeker fabrikalarıyla sanayileşme hareketine giriştiler.
Özel sektör, sermaye yetersizliğinden bu büyük işlere kalkışamazdı. Askerler, aralarında paşalar, memurlar, mebuslarla tüccarlar ve de devletin Maliyesi, ortaklaşa şirket kurup “bilahare özel sermayeye devredilmek üzere” kamu işletmelerinin birbiri ardınca kurdelelerini kestiler. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Atatürkçülüğü de, özelleştirmeye olan bu derin aşk ve tutkusundan gelir.
Bu politik ekonomik modele devletçilik denildi ve sonranın Müslümanları bu “Devlet kapitalizmini”, solculukla karıştırdı. Oysa ne Atatürk, ne İnönü ve ne de Erdoğan solcudurlar...
Yani, dememiz şudur. CHP, solcu değil doğuşundan sağcı olarak hayata adımını atmıştır...
¥
Demirel’in yıllar yılı ‘Nurlu Süleyman’ olarak görülüp tanınmasına rağmen ‘Sol’a hizmet etmişliği falan yoktur. Merhum Erbakan, özellikle üretim ilişkileri bağlamında Türkiye’deki ekonomik sistemi “Vahşi Kapitalizm-sömürge kapitalizmi” olarak tanımlamaz mıydı?
Bu durumda Demirel nasıl oluyor da, solun hizmetinde kusur ihtiyar etmemiş oluyor. Bilhassa 24 Ocak değişimini takiben alın terini sermayenin köleliğine zorlayan 12 Eylül darbesinin kurduğu hükümetin bağrına yerleştirdiği Reagonamist Özal ile birlikte sol’a hizmet etmiş oluyorlar, anlaşılır gibi değil...
Tarih yorumlanırken, haritalar, indexler, birikim tabloları, portföy hareketlerinin sınıflararası yönleri, Tarihin belirli bir kesimindeki değerler sabit referans kabul edilerek o değerlere nisbet kamu borçları, bütçe açıkları ve sınıfların üzerindeki vasıtalı vergi yükleri birer veri olarak alınır ve içinde yaşanılan zamanın meydana çıkan durumu da, bu neticelere göre değerlendirilir...
Ekonomik ve sosyal gelişmeler, fiziki manzaranın zahiri görüntüsüne bakılarak değerlendirme ve yorumlamaya alınırsa, gerçeğin tam tersi bir çerçeveyle karşılaşılır... Mesela AKP’yi “milletçi” CHP’yi de “Devletçi” görmek gibi... Birisi niye “Milletçi”dir de diğeri “Devletçi”, kıyaslama hangi verilere göre yapılıyor? meçhul... Aslında ne AKP “milletçi” dir ne de CHP “devletçi”...
Ne sanıldığı gibi gerçekte her şey milletindir ve mükellefler vergisini devlete ödüyor, ne de herşey devletin mülkiyetinde olup, devlet millete babalık ediyor...
Halep oradaysa Arşın burada dedikleri gibi, işte Soma meydanda...
Fiiliyatta gerçek olan durum şöyledir...
Herşey özel sermayenin. Halkbank, Vakıfbank ve Ziraat gibi birkaç kalem mal kaldı son turfandalık... Onlar da gidecek. Genel, büyük ve toptancı bir vergi ve ceza affı da kapıda...
Asıl ödeme yükümlüsü büyük mükellefler birbirlerinin benzeri olan bürokratik politik büyüklerinin bu atıfeti sayesinde, vergilerini ödemeden ödemiş olacaklar...
Her şey milletin olmayınca, haliyle devletin de olmuyor. Çünkü millet devletin değil, devlet milletindir aslında. Bu durumda milletin eli boş. Kalkıp da boş eli ile kime babalık edecek, hadım edilmiş devlet...


