Yoksulluk ve dışlanma…
Çeşitli faktörlerin zorlamasıyla yaşamak için gerekli kaynaklardan yoksun bırakılan insanlar, ‘başkaları’ anlamındaki eşe dosta ve devlete bağımlı hale gelirler. Günümüzde görünüp yaşanılan haliyle yoksulluk, söz konusu faktörlerden birisi anlamındaki, sanayileşmeye bağlı gelişen şehirleşme ve ferdiyetçiliğin eseridir…
Eş dost ile akraba ve devlet desteklerinin, yaşamak için gerekli olduğu düşünülen ihtiyaçlarını yeterince karşılayamadıkları kişiler, yoksulluk girdabına kapıldıklarında toplumdan da dışlanmış sayılırlar.
Çağımızın modern yoksulluğu; statik, çapı ve çevresi itibariyle görüldüğü biçimiyle kalıcı olmayıp, zamanla daha da kötüleşen ve bundan sonraki gelecek nesilleri de etkileyerek cemiyetten dışlanmaya doğru sürükleyici problemlerin ana çekirdeği görüntüsünü vermekte...
*
Zenginlik, bir çabanın, çalışmanın karşılığı olarak görülür, çoğu kez. Bu görüşe göre yoksulluk da, tembelliğin veya başarısızlığın ürünüdür. Oysa zenginlik ve yoksulluk, sınıflı toplumun eşyanın tabiatına uygun düşen hallerinden biridir. Zaman içinde toplum vicdanı biraz kıpırdamaya başlarsa, sınıflar arasındaki farklılıklar da hafiflemeye yönelir. Amma bunun da tek şartı, devletin sosyal mekanizmaları toplum vicdanındaki olumlu değişime ayak uydurabildiği sürece…
*
Çaba ve çalışmalarının karşılığı zenginliğin tepe noktalarına erişmiş başarılı işadamlarımızın, halkın tatil zevk ve ihtiyacının tatmini için son zamanlarda Türkiye dışında keşfettikleri yeni enstrümanlar arasında Maldiv Adaları yer alıyor…
Ve adalardan bir tanesi de;
Peygamberimiz’in yakın dostlarından Ensardan Eyüp Sultan Hazretlerinin ismiyle etiketledikleri, tatil köyü…
*
Son bir aylık zaman diliminde Eba Eyyub-el Ensari köyünden dinine diyanetine uygun tatil satın alan Türklerin, tabiatıyla ki, Müslümanların sayısı, yirmi binler sınırını aşmış…
İyi ve bereketli alışveriş…
*
Küreselleşme, gelişmiş Batı ülkelerinin bir zamanlar Türkiye’yi de özendirici sosyal güvenlik programlarını allak bullak etti… 2. Dünya Harbi sonrasında fabrikalar işler haldeyken, hükümetlerin refah programlarından işçilerle birlikte işverenler de memnuniyetlerini dile getirmekte yarışıyorlardı. Eğitim ve sağlık hizmetleri bedava ve emeklilik döneminde de hayati ihtiyaçlar garanti altındaydı…
Seksenler sonrasında, Türkiye de dahil, tüm gelişmiş Batı’da devletler bu garantileri veremiyeceklerini söyleyerek sosyal harcamaları kısmaya başladılar. Başta eğitim ve sağlık hizmetleri metalaştırılmış olarak para mukabili satılmaya başlandı. Bunun yanında işsizlik ve ücretlerdeki yetersizlik, ülkemizi yaygın bir yoksulluk şemsiyesi altına aldı.
Ve bu halin geçici, arızi olmadığı da kesin
*
Birkaç yıl evveline kadar Türkiye Askeri vesayet altında sivil görünümlü iktidarlar tarafından çekilip çevrilirken, dilleri bağlı olduğundan Müslümanlar, helal haram konusunda tartıştıkları tek konuyu, helallik yönünden hemen hemen, beyaz etin yolum tarzına indirgemişti, mecburiyetten…
“Kuru yolma mı sulu yolma mı”…
Vesayet kalkınca nesnelerin de helalliğiyle haramlığının açıkça sertifikalaştırılması, Müslümanlık açısından artık bir hak oldu...
Bu durumda, helalliği sertifikayla teyit edilmesi gereken ihtiyaçlarımız da, modernizmin oluşturduğu eko-politik genleşmenin icabından, kesilmiş tavuğun yolum tarzıyla sınırlı kalmayacaktı, elbette...
Maldivler’de kurulu ve Eba Eyyub-el Ensari etiketiyle takdisli eğlence ve istirahat köyünden tatil satın almak isteyenler, lüzum hissetmeleri halinde, helal sertifikasını nereden alacaklar?..
Haydin bakalım, hep birlikte çözelim bulmacayı. İzin verirlerse tabii…


