Yeşil faiz...
Katılımcı dedikleri ve işlemlerinde faizsizlik yanlısı oldukları söylenilen bankalar geçen yıla nisbet bu yıl cirolarını ikiye katlamışlar. Ormanlarımızda meydana gelen yeşillik kaybı, yeşilin, ekonomi dünyamızdaki canlanışıyla telafi ediliyor...
28 Şubat darbesi, anlaşılan kendi eliyle yarattığı bir bumerang darbesiyle büyük bir hezimete uğramış...
Bu hezimet acaba gerçek mi yoksa zahiri mi, ona bakalım.
¥
Faizsizlik mümkün mü...
Yeşil renk, muradın simgesidir. Eskilerin Hac sevdalarıyla, yeni yetmelerin gezi ve ticaret muradları arasında büyük farklılıklar olmalı. Eskiler, murada ermenin verdiği mutluluğu dış aleme aksettirirken evlerinin kapı ve pencerelerini yeşile boyarmış. Zira Hacca gitmek haftalar aylar süren meşakkatlı bir yolculuk gerektiriyordu... Şimdi öyle mi ya, Yeşilköy’de ihrama girişin ardından üç saat sonra Kâbe’de tavaftasın. Dolayısıyle hiç kimse kalkıp da kapı ve pencerelerini yeşillendirmiyor...
Bastırıyorsun parayı, anında oluveriyorsun bir hacıemmi...
¥
Abdestsiz bankalardaki mevduat, devlet güvencesi altında ve kâr nisbeti önceden belirlenmiş olarak sigortalanıyor. Banka batsa da, soyguna uğrasa da mudinin ne ana parası zarar görüyor ne de, eski Türkçe’deki adı faiz olan kâr ve kazanç beklentisi...
Günümüzün abdestli bankaları eskiden finans kurumu olarak anılırdı. Para sahibi parasını yastık altına saklayarak durduk yerde eriteceğine, kâra ve zarara ticari ortaklık zemini olarak tanıtılan faizsiz finans kurumlarına yatırırdı...
Türkiye halkı her ne kadar Müslüman olsa da, neticede devlet laik ve ticari hayat da, ahlak umdeleriyle birlikte Sultanhamam üniversitesince kurallaştırıldığından, pazarda her an her şey beklenebiliyordu. Nitekim zaman geldi, beklenenler bir bir gerçekleştirilince, pek çok banka, muhtevasıyla birlikte birkaç gün içinde buharlaşıp uçuverdi.
Kural gereği buharlaşan paralar devlet güvencesindeki sigortalar tarafından imbiklenerek yeniden nakde dönüştürüldüğü için, banka mudileri zarar şöyle dursun, darbe ve krizlerden kazançlı bile çıktılar...
Bu arada olan, eskiden faizsiz finans kurumu denilen abdestli bankalardan birine oldu. Batınca, mudiler kıyamet koparttılar... Faizsizlik etiketiyle kâra da zarara da ortaklık diyerek yatırılan paraları gidince, Müslüman mudilerin feryad-ı figanı, semaları kapladı...
Devleti çekip çevirenler, dini bütün diyerek aşağılanan Müslüman takımından olmasalar da, iyi kötü Müslüman ana baba çocuklarıydılar. Kâra ve zarara ortaklık inancıyla faizsiz sandıkları kurumlara yatan paralar modern Müslümanlarca kuşa çevrilince, afakı kaplayan yakınmalar üzerine, abdestli banka mevduatlarını da kâr ve kazanç garantisi kapsamına aldılar.
Bankalar arasındaki ikili yapı, eğitim birliği gibi, tekli yapıya çevrildi. Kurumlar “Banka”laşınca, kâr-zarar ortaklığı da, “Katılıma” evrildi...
¥
Ülkemizdeki bankaları “Faizsiz İslami banka ve Faizli Küffari banka” diyerek kategorize etmek, hem ayıp hem de gayri mümkün. Zira aralarında fark yok. Çoğunluğu doğrudan yabancıların da olsa, yönetimleri, öldüklerinde Müslüman mezarlıklarına defnedilecek yerli Profesyonel Müslümanların elinde.
Müslümanlı Müslümansız bütün bankalar, hizmetlerinin karşılığında müşterilerinden para alıyorlar. Kart paraları, hesabını çalıştırıyorsun paraları, hesabını hareketsiz tutuyorsun paraları, havale paraları, sigorta paraları, adres sordun paraları, yemek yedin paraları vs, vs...
Ve tüm mudiler bu şekilde, kendi paralarına çeşitli isimler altında bir kira ödemiş oluyorlar...
Amma hakkını da yemiyelim. Faizsiz banka da yok değil. Katılım bankalarında “özel cari hesap” açtırırsanız, bunlar tasarrufunuza zırnık faiz ödemiyorlar. Bilakis hesap sahibinden, faiz düşmanlığını bahane ederek ayda üç beş lira kadar, bir anlamda hesap işletim ücreti adı altında “Müslüman olma cezası” kesiyorlar.
¥
Türkiye Müslümanları, faize karşı çıktıklarında, faiz düşmanlığı cezasını nakit olarak dünyada ödüyorlar. “Faiz de ticaret gibidir” diyerek onu yemekten zevk aldıklarındaysa, cezasını, Allah’ın takdir ettiği biçimde, Öte dünyada ödüyorlar...
Demek istediğimiz, Profesyonel Müslümanlıkta faizden kaçıp kurtulmak yok. O her ahvalde yakamızda, hem dünyada hem de Öte dünyada, biz istediğimiz için, bizi perişan etmeye çalışıyor...


