Yarenlik olsun...
Arkadaşlar gündemden uzak kalışımı soruyorlar…
Gündem dediğiniz, “hır gür”den artık bir meşgale ve düşünce değil. Salı akşamları haber saatlerini dinleyiniz. Meclis Gruplarındaki karşılıklı atışmaları, göndermeleri, küfürleşme anlamındaki selam sabah fasıllarını dinleyiniz, kaçacak delik ararsınız.
Sakin insanı zıvanadan çıkartan “hırlaşmaların” “saygın kahramanları” ekranlararası atışmalarında birbirlerine atıfta bulunurken, isimlerinin başına hemencecik bir “sayın” ön takısını yerleştiriyorlar…
Bütün refah devletleri aynı zamanda “sosyal devlet” niteliğine de sahip bulunuyorlar. Amma her sosyal devlet, refah devleti olmayabiliyor da.
Gündemin aktörlerine baktığınızda hepsi “dişli” görünüyorlar. Ve her “dişli”, bay ya da bayan olsun, maalesef “sayın” olamıyor. Sonra, “saygınlık” zenginliği gerektirmiyor da…
¥
Gündem dediğiniz meseleler, kağıt üzerindeki demir tozlarına benziyorlar. Alttan yerleştirilen bir mıknatısın hareketiyle, hep aynı karenin içerisinde oynaşıp duruyorlar… Kurban günlerinde, “kasap dururken niye koyun boğazlanacakmış” türünden çağdaşlığa göz süzmeler de cabası…
Oysa, Bursa’lı armut yetiştiricileri eski müşterileri İran’ın kendilerini bırakıp Çin köylüsüne dönüşünden yana yakıla feryat ediyorlar...
Per perişan olmuşlar. Köylünün sözcüleri “Devlet bize yardım etsin” diyorlar…
Al sana gündem işte…
Devlet niye yardım edecekmiş sizlere, bey biraderler... Devlete el açıp Anadolu’nun saçı bitmemiş bebelerinin gelir dağılımı paylarına el uzatacağınıza, oturun, İranlı meyve ithalatçısının niye sizi bırakıp da “Çin armuduna” sevdalandığını araştırın…
Sonra kalkın gündemi siz kendiniz yaratın ve devletle hükümetlere dayatın…
“Niye mezarlıklarda özelleştirme”…
Ve arkasından hacılara, hocalara, şeyh efendilere, tarikat liderlerine, Fethullah Hocaefendiye, Cübbeli Ahmet Efendiye sorun ve cevap isteyin…
“Mezar toprağında özel mülkiyet var mı”…
Mutlaka “yok” diyecekler. Ve bu cevabı aldıktan sonra da, isme tescillendirilmiş tüm mezar tapularının iptalini isteyerek, hiçbir ayırım yapılmaksızın bunların vadesi dolup vefat edenlere sıra ile bila ücret tahsisi için, “mezarlık madrabazlığına son” yaygarası da dahil, her türlü aracı hiç korkmadan kullanarak, kendi “Taksim Parkınızı”, kendiniz yaratın…
İşte size gündem…
Gündem dediğiniz, “hır gür”den artık bir meşgale ve düşünce değil. Salı akşamları haber saatlerini dinleyiniz. Meclis Gruplarındaki karşılıklı atışmaları, göndermeleri, küfürleşme anlamındaki selam sabah fasıllarını dinleyiniz, kaçacak delik ararsınız.
Sakin insanı zıvanadan çıkartan “hırlaşmaların” “saygın kahramanları” ekranlararası atışmalarında birbirlerine atıfta bulunurken, isimlerinin başına hemencecik bir “sayın” ön takısını yerleştiriyorlar…
Bütün refah devletleri aynı zamanda “sosyal devlet” niteliğine de sahip bulunuyorlar. Amma her sosyal devlet, refah devleti olmayabiliyor da.
Gündemin aktörlerine baktığınızda hepsi “dişli” görünüyorlar. Ve her “dişli”, bay ya da bayan olsun, maalesef “sayın” olamıyor. Sonra, “saygınlık” zenginliği gerektirmiyor da…
¥
Gündem dediğiniz meseleler, kağıt üzerindeki demir tozlarına benziyorlar. Alttan yerleştirilen bir mıknatısın hareketiyle, hep aynı karenin içerisinde oynaşıp duruyorlar… Kurban günlerinde, “kasap dururken niye koyun boğazlanacakmış” türünden çağdaşlığa göz süzmeler de cabası…
Oysa, Bursa’lı armut yetiştiricileri eski müşterileri İran’ın kendilerini bırakıp Çin köylüsüne dönüşünden yana yakıla feryat ediyorlar...
Per perişan olmuşlar. Köylünün sözcüleri “Devlet bize yardım etsin” diyorlar…
Al sana gündem işte…
Devlet niye yardım edecekmiş sizlere, bey biraderler... Devlete el açıp Anadolu’nun saçı bitmemiş bebelerinin gelir dağılımı paylarına el uzatacağınıza, oturun, İranlı meyve ithalatçısının niye sizi bırakıp da “Çin armuduna” sevdalandığını araştırın…
Sonra kalkın gündemi siz kendiniz yaratın ve devletle hükümetlere dayatın…
“Niye mezarlıklarda özelleştirme”…
Ve arkasından hacılara, hocalara, şeyh efendilere, tarikat liderlerine, Fethullah Hocaefendiye, Cübbeli Ahmet Efendiye sorun ve cevap isteyin…
“Mezar toprağında özel mülkiyet var mı”…
Mutlaka “yok” diyecekler. Ve bu cevabı aldıktan sonra da, isme tescillendirilmiş tüm mezar tapularının iptalini isteyerek, hiçbir ayırım yapılmaksızın bunların vadesi dolup vefat edenlere sıra ile bila ücret tahsisi için, “mezarlık madrabazlığına son” yaygarası da dahil, her türlü aracı hiç korkmadan kullanarak, kendi “Taksim Parkınızı”, kendiniz yaratın…
İşte size gündem…


