--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Vekaleten talep sistemi…

Atilla Özdür
Atilla Özdür
1

“Biz Heybeli’nin üç gülüyüz” ile başlar ve “Mehtaba dalar eğleniriz” ile son bulurdu erken Cumhuriyetin izin verdiği alaturka Türk müziğinde hürriyet ve terennüm hakkı…

Bayar Menderes ekibinin kapısını araladığı demokrasi çağının Heybelili günümüzün üç gülü, asgari ücretin piyasa değerini tespitle uğraşa dursun, TOFAŞ işçileri de, toplusözleşmelerinin bağlanacağı sağlam bir çapa bulunamayınca, protesto hareketleri için ısınma turlarına başlamışlar…

Zahiren, hakları da yok değil…

Bursa’da metal sanayindeki bir başka Türk-Fransız ortaklığı, sendika üyeliğine kalkışan işçilerine, “merdiven altı hukukuyla” işten atma cezasını infaz etmiş…

Haydin biraz laflayarak kelimelerin belini kıralım. Amacımız gönül eğlendirmek değil mi?… 

Bizler yüzde doksan dokuzuna müslümanız, öyle söyleniyor. Müslümanlığın bir hayat ve fiilen yaşama dini oluşundan pek haberi ve bilgisi olmayanlar, dindarlıkta yoğunluğu böyle hesaplıyorlar. Oysa özgül ağırlık haylice fireli … Çatal kaşık tutmaktan helaya girip çıkmaya kadar her halimizde kurallara uymamız gerekirken, çizgi ihlali yapıyoruz.. Amma yine de siz pek fazla derinlere dalmayın. İdare edin herkes gibi…

Ayrıca Türküz de!…

Devlet, kendi kitabına göre garantörümüzdür, babalığımızı üstlenir. Biz çocukları, ihtiyaçlarımız için zırt – bırt babamızı sorgulama ihtiyacını hissetsek de, ağzımızı açmayız, açamayız. Kitabiyata güvenmeyin, babamız yazmıştır yine silip temizleyiverir… 

Demirel’i hatırlayın canım. Kafası kızdığında bizleri azarlamak için, “Ben sizin babanızım istediğimi yaparım” diye bağırıp durmaz mıydı?...

Bizler de, kısmen saygıdan kısmen de zılgıt yemekten korkarak talepkar olmaktan hep kaçınırdık. Amma helal olsun Karaoğlan’a… Bakmış ki sade ve katkısız bir sevgi ve saygı karın doyurmuyor, işçilere has olmak üzere, “vekaleten talep sisteminde” karar kıldırmış...

Sendika denilen hikaye de işte bu sistem, ayda bir günlük yevmiye karşılığında işçi adına talepkarlık!…

Meclis’te işçi eskisine yer olmadığından, onlar da kendi özelleri için Heybeli’nin güllerini kendi mahrem işlerine karıştırtmıyorlar…

Şimdi milletimiz, sivil ihtiyaçlarını vekalet verdiği mebusları ağzıyla babamıza ulaştırıyor. Yolunu köprüsünü, suyundan seline dek arzusuyla tepkisini mebuslarına yüklüyorlar. Onlar da Meclis’te uzman arkadaşlarıyla elbirlik, bu talepleri bütçe imkanlarına nispet, memur ve emeklinin işlerini hallediyorlar…

Gazeteler de yaza yaza bitiremiyorlar. Memurlara şu kadar zam, emekliye bu ağırlıkta gam!…

Bizim Meclisimizin kendine haz özelliği işçiden yana nasibsizliktir. Her semtten mebusu vardır da, eli nasırlı olduğundan kalem tutamaz düşüncesiyle işçilerden mebus yapılamaz. Bundan ötürü işçi kendi işini kendisi yapmaya kalkar, gururla….

Zamanı gelip çattığında, taleplerini “Vekaleten talep” sistemindeki faal sınıfdaşları eliyle patronlarına iletirler…

TOFAŞLILAR için bu işin zamanı çoktan var ki gelmiş de kokuşmaya dönmüş bile. Adamlar başlamışlar köpürmeye. Kendilerini, işçilerinin Rezzakıymış gibi görenler de, işi inadına savsaklatıyorlarmış.…

Cansız işçi robotlardan birisinde bir hastalık zuhur etmeye, anında parçaları değiştirilirken, işçinin canlısına gırgırından olsa da, “how are you” çeken bile görülemiyormuş…

Anlayacağınız efendim, devletin kitabında işçiye pek iş yok….

Onu da mazur görmek lazım. Önüne gelen devlete el açıyor…

El açmak da neymiş. Kapıp kaçıyor…

Şu kapkaç ortamında işçiye emekliye, hiç elde bir şeyler kalır mı?... 

 

Yorumlar

(1)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Leyla

19 Aralık 2019 09:09

Çok sevdiğin zorba cumhuriyet dinsiz rejim de hangi müslüman dan bahsediyor sun

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle