Vakıflar Bankası…
Vakıflar Bankası’nın sermaye yapısında Vakıflar Genel Müdürlüğü % 58’lik pay sahibi. Bankanın kendine has özel emeklilik sandığının da % 16,1’lik hissesi bulunuyor…
Hükümetler yıllardır, özel statülü kamu bankası sayılan bu bankayı gerçek anlamda bir kamu bankası kimliğine kavuşturmak için uygun bir zaman kollamaktaydılar. Son çıkarılan KHK ile bunun Hazine bağlantısı yapıldı…
Vakıflar Genel Müdürlüğü kendi mülkiyetinde bulunan pay senetlerini, piyasadaki bağımsız değerlendirme kurumlarına yaptıracağı değer tespiti üzerine, bunları, Bakanlar Kurulu tarafından belirlenecek değeri üzerinden beş ayrı vadeye yayılan kira sertifikaları karşılığında Hazine Müsteşarlığına devredecek…
Vakıflar Bankası ortakları arasında Vakıflar Genel Müdürlüğünün yanında özel ve tüzel kişilik sahibi birkaç hissedar daha yer alıyor. Bankanın emeklilik ve sosyal yardım sandığına ilaveten mülhak vakıflar ve gerçek kişiler...
VakıfBank Memur ve Hizmetlileri Emekli ve Sağlık Yardım Sandığı’nın ortaklık payı % 16,1. Söz konusu torba kanunun yürürlüğe girişini müteakip dört ay içinde hak sahibi sandık müracaat ettiği takdirde % 16,1’lik payın Bakanlar Kurulu tarafından bu sandık için belirtilecek karşılığı, Devlet İç Borçlanma Senetleriyle sandığa ödenecek…
Ayrıca mülhak vakıflarla özel kişilere ait % 012 civarındaki hisselerin de ayni usulle tespit edilecek karşılıkları, talepleri vukuunda kendilerine nakden tediye edilecek…
•
İsmet İnönü konuşuyor:
“Biz iktisatta devletçiliği inkişaf için feyizli ve doğru bir yol sayıyoruz. Yalnız müdafaa gibi muhafazakâr bir nokta-i nazardan değil, ilerleyip inkişaf etmek gibi genişleyici bir politika için de en müessir vasıta sayıyoruz. Memleketin muhtaç olduğu sanayi, teşkilatı, vesaiti devletin yardımcı nezareti ve hatta doğrudan doğruya teşebbüsü olmaksızın kurabilmeyi safdil olanlar düşünebilir.”
Vakıflar Bankası, her ne kadar özel statülü kamu bankası olsa da, yine kamu bankası sayılıyordu. Şimdi Hazine’ye devri itibariyle gerçek anlamda devletin mülkiyet parkında yer almış olacak…
Hem de, İsmet İnönü’nün fiilen yürürlükten kaldırıldığı eski devletçi politikasının gölgesinde…
Şimdi fiili uygulamada devletçiliğin yeri ve kıymeti kalmadı. AKP, kâmil anlamda tam liberal, özellikle ekonomi alanında. Şimdiye dek cümle seleflerinin gerçekleştirdiği özelleştirmelerin kendi dönemlerinde birkaç kez turlanması, övünç ve başarı olarak sunuluyor. Böylesine koyu liberalizm ortamında bu koyu devletçiliğe geri dönüş niye?
•
Bu arada; Vakıflar Bankası da buna benzer bir başka çelişkili konuda açıklama yapıyor;
“Kanun hükmünde kararname ile gerçekleşecek hisse sahipliği değişikliğiyle bankamızın kamu bankası statüsü, stratejisi ve iş modeli ile ilgili herhangi bir değişiklik olmayacaktır.
Bankamız kuruluşundan bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da ülkemizin yanındaki güç olarak, milli ekonomiye olan desteğini arttırarak sürdürecektir. Köklü vakıf kültüründen gelen değerlerini geçmişten geleceğe taşıyan bankamız, “Güçlü Türkiye’nin Lider Bankası” olma vizyonuyla, müşterilerine hızlı ve etkin bankacılık çözümleri sunmaya devam edecektir”…
Bankanın nitelikli niceliğinde herhangi bir değişiklik olmayacağına, kabaca, hizmetinden faydalanacak lehdar yine aynı Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak kalacağına göre, kamu özel sektör ortaklığından alınarak devlet hükmi şahsiyetinin mutlak mülkiyetine aktarılmasındaki amaç ve maksat nedir?...
•
Vehbi Kara’nın 22-12-2017 tarihli “Geri Kalmışlıktan Kurtulma Çareleri” başlıklı uzun yazısından bir paragraf aktarma yapalım…
“Gelişmiş Batı ülkelerinde her parsel arazi, her bina, her bir makine ve teçhizat, mülkiyet belgesi ile tescil edilmiştir. Bu varlıklar ekonominin bütünü ile ilişkilendirilerek büyük bir katma değer elde edilmektedir. Bu temsili süreç sayesinde varlıklar maddi mevcudiyetinin yanı sıra gözle görülmeyen paralel bir yaşama sürecine dâhil olmakta, ipotek edilebilmektedirler. ABD’de yeni bir iş kurmak için en önemli finansman aracı olarak müteşebbisin evi üzerine konulan ipotekler gösterilmektedir.”
Bendeniz efendim, kendimi bildiğim bileli, okuduklarımızdan da öğreniyoruz, Türkiye kalkınmak için sermaye yetersizliği içinde kıvranıyor.
Bu durumda ve bir anlamda da Vehbi Beye göre ülkemizde pek çok varlık, kamu ya da özel sektör veyahut sıradan vatandaşın elinde olsun, resmen tescil edilmediğinden boşu boşuna havada sallanıp duruyor. Oysa bunlar tescil edilerek tapuya raptedilerek ardından da ipotek yoluyla sermayeye çevrilmesi gerekmez mi?
Türkiye Varlık Fonu, fonksiyonu itibariyle sermaye yetersizliğini çözümleyici bir araç. Öyle de görünüyor ki, devlet için bulunmadık bir Hind kumaşı. Bir başka ifadesiyle devlet bu fonu kullanarak mutlak mülkiyetindeki varlıkları ipotek yoluyla sermayeye dönüştüremez mi?
Bu çare bizim gibi iki kelimeyle meramını anlatmaktan aciz birinin aklına gelir de, seksen milyonun çekip çeviren Ankara’nın hayda hayda gelmesi gerekirdi.
Hele şimdi de, özel statülü kimliğinden soyutlanan VakıfBank, gibi devasa bir kaynak da, mutlak anlamda Hazine adına tescil edilmişse…
•
Kitabiyatta mahkemelerin kadıya mülk kalmayacağı gibi, dünya da kimseye kalmayacak. Amma realitede, bakıyorsunuz büyük servetler, AVM’ler, devasa holdingler gibi Karun’la yarıştırılan özel hazine sahiplerinin, vadeleri geldikçe teker teker ölerek boş elle gidiyor olmalarına karşın, varlıkları hep ayni ailelerin mülkiyetinde kalıyor…
Zekat vergisi ve ibadetindeki temel fonksiyon, temerküzü önlemek ve gelir dağılımını denge üzerinde adaletli kılmak değil midir?
Veraset vergisi kanun maddeleri uygulamada büyük potansiyel kaynaklardan kamunun istifadesi yerine, idarenin toplumun ortak varlıklarına umut bağlaması, bilmiyoruz ne derecede mantıklıdır?
HAMİŞ: Okuyucuya bilgi kabilinden kendi fikri kimliğimi belirteyim. Ekonomide liberalizme karşıyım…


