--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Ülker’e Maşallah…

Atilla Özdür
Atilla Özdür

Ülker grubu, Sabancı grubu’nun sahibi olduğu Dia/Sa’yı satınalma yoluyla sahiplenmiş… Ticaretle uğraşmadığım için bu alandaki devir teslim işlemleri nasıl yapılır bilmem. Ayrıca, ticari işletmelerin resmi merciler önünde yapılan devr-i teslim merasimlerinde şahitlere iş düşüp düşmediğini de bilmiyorum…
Bu konudaki bilgimiz kabaca gazete havadislerine dayanıyor. Tüm bilgimiz, mülkiyet ilişkilerinde, atların sahiplerine göre kişnemeleridir…
Geçen pazartesiydi, prensip dışı bir iş yaptım. Bir ara hiç gereği yok iken ayaklarım Ülker’in satın aldığı söylenen Dia/Sa  dükkanlarından birisine düşüverdi. Market tabir edilen bu dükkanda şunu fark ettim. Burada  burnuma hiç de Ülker kokusu çarpmadı… Kamu müesseselerinde yer verilmesi mecburi Atatürk köşelerini andırırcasına Cumhuriyet’in kutsallığını simgeleyen bir köşe vardı. Yerli ve yabancı envai cinsten içki şişeleri, bu köşenin raflarında sıra sıra müşterilerin tercihine sunulmuş gibiydi…
İşte tam da bu noktada “Türkiye laiktir laik kalacak” haykırışlarıyla dağda bayırda kendilerini harap edenlere cidden acıdım…
Doğuştan Müslümanlığımı yeniden öğrenmeye başladığım 30’lu yaşlarımda okuduğum kitaplarda yer alan “İçki satan bakkallardan ekmek almaktan kaçının” gibisinden  tavsiyelere uymakla gerçekten bizler de, kendi kendimizi boşuna harap ve bitap düşürmüşüz…
¥
Dedem Cerrahpaşa Camii’nde imamlık yaptığı yıllarda alışveriş için Caminin tam karşı köşesindeki  Musail’e giderdi. Dedem imam, Musail de Ortodoks Rum… Otuzlu yaşlarımda Müslümanlığı öğrenirken hep kafam bu çarpıklığa takılırdı. Bir Müslüman hem de imam, nasıl olur da ekmeğini içki satan Rum bakkaldan satın alırdı…
Zaman içerisinde akil baliğ olmaya yüz tuttuğumda işin sırrını çözer gibi oldum. Kırklı yıllarda Beyoğlu ve Taksim’de, altmışlı yıllarda da Yedikule ve Samatya’daki komşularımız çoğunlukla Rum ve Ermeni idiler. Onların Samatya’yı terk edip gidişlerinden sonra anladım ki, dedem Musail’in dükkanına gitmekle pek de yanlış bir iş yapmıyormuş…
Çok farklıydı onların komşuluk anlayışları…       
Hayat tarzını değiştirmek pek kolay olmuyor. Devrimci bir kopuşla desteklenmedikçe, palyatif hareketlerin sadre şifa olamıyacağını, maalesef yaşayarak bizzat gördüm. Şimdinin moda felsefesi, mücahitliği mütahitliğe inkilap ettiren bir hayat tarzına ağırlık verdiğine göre, hiç kimse siyaseten eline geçirdiği mütahitliğini bırakıp da, enayicesine mücahitliğe atlamak istemez...
¥
Ayırımcılık, insanın fıtri yapısında mevcut negatif nitelikli özelliklerindendir. Dinimiz bunu yasaklamış, Peygamber Efendimiz  ırkçılığı kötülemiş ve laik yasalar da ayırımcılığı müeyyideye bağlamıştır. Siyah beyaz, yerli yabancı, zengin fakir, ağa ırgat, işçi patron ve erkek kadın ve ilahiri devam edip gider…
Her kesim karşıtını ezmek ister, onun hakkını gaspa niyetlenir ve hukukunu tanımak istemez… 28 Şubat yönetimi de bu lanetli ırkçılığa   yeşilli-beyazlı, yeşilli siyahlı renk kombinasyonuyla, apayrı bir çirkinlik katmıştı…
Halkı düşünce yapısının yanında iktisadi faaliyetleri itibarıyle de iki sınıfa ayırdı. Secde ehli kesimler yeşil, secde kaçkınları da kırmızı sermaye biçiminde, çarşı pazarı, ikiye böldü…
Ülker de, yeşiller “gürühunda” gösterildi.
28 Şubat, şimdi anlaşılıyor ki, kasıtlı veya derin bir yanılgıyla zalimliğe kalkışmış. Bize, “içki satılan yerden ekmek almayın” tavsiyesinde bulunanların simetriğinden hareketle, kendi taraftarlarına “Ülker yemeyin” direktifini veriyordu…
Benim rindmeşrep serezat kafam dışarıdan dayatmalara pabuç bırakmıyor...
Zaten Ülker yiyip içmiyordum, muhtevasındaki mısır şurubundan ötürü… DİA’lara SA iken gitmediğim gibi, Ülker’leştikten sonra da gitmeyeceğim, bakkal amcaların ahını almak istemiyorum…

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle