Turfa mı, turfanda mı?
Ninelerimiz köylerde ferace, kasabalarda da çarşı işi başörtüleriyle saçlarını kapatır, ayaklarına da, deri köseleden dikişli yemenilerini çekerdiler. Tarım olsun imalat sanayii olsun, ülkemizde üretimin geçimlik oluşundan, istihdam açığı da pek görülmezdi. Okuma yazma oranımızdaki çevreye nispet düşüklük, bu rahatlıktan geliyordu..
Cumhuriyet’in eğitim politikası, ilk ağızda alfabeyle sınırlandı. Bu arada imalatta üretimi arttırma, hizmetlerde alanı genişletmeye yönelinerek, az buçuk da olsa, mektepleşmeye hız verildi. Erkekler için genel ve teknik eğitim, kızlar için de Necatibey Enstitüleri, peş peşe açılır oldular.,
Vakta ki, Celal Bayar, Atatürk ile İnönü hükümetlerindeki başbakanlığını bırakır ve Menderes de 14 Mayıs devrimiyle Başbakanlığa geçti, Türk ekonomisi Batı Kapitalizmiyle bütünleşti.
Köyden şehre akış, tüketim kültürünün fitilini ateşledi. Bu fitil, aynı zamanda hizmetler sektöründe istihdam ihtiyacını doğurdu. Bu doğum, aile birimlerindeki çalışan tek erkeğin kazancını, harcamalara karşı yetersiz duruma düşürünce, kadın ve kızlar da piyasaya dökülmeye zorlandılar.
Bu dökülme ve zorlanma, Necatibey Enstitülerini köreltip, gençleri lise ve üniversitelere yönelmeye zorladı.. Ninelerinin dizi dibindeki parmakları kınalı kuzucuklar, meslek edinerek çalışma amacıyla okul yollarına döküldüler..
•
Kâğıt üzerindeki dört işleme bakılırsa, hesap neticesi doğru ve güzel. Amma, ninelerinin dizi dibindeki elleri kınalı kuzucuklar da artık kaç-göç sınırına eriştiler. Nasıl olacaktı bunların mektep işleri?..
Bu vakte kadar esasen köyler şehirleşmiş ve şehirler de bayağı modernleştirilmişlerdi. Analarının saçlarına örttükleri çeneden bağlı yemeni ya da eşarpları, hiç bu buraların çağdaş havasına uyar, uydurulabilir miydi?
Modacılar, problemin üzerine düşünce, mesele de hal yoluna konuldu..
Türban…
Şimdi, emeklemeyi yenilerde terk eden şeytancıklar bile türbanlı, gömleğinin göğsü bile bilmediği bir dil ile yazılı..
•
Fikri Sağlar, başörtüsüyle ilgili fikirlerini dile getirirken şöyle konuşuyor. “Sorun başörtüsü değil, sorun türbandır. Türban irticai faaliyetlerin, şeriat isteyenlerin üniformasıdır”.
Anlayabildiğimiz kadarıyla Sağlar, altmışlı, hatta kırklı veya otuzlu yılların ağır iktisadi yetersizliğin etkisinde kalmış.
Anneleri, nineleri, belki dedelerinin de, kendi zamanlarında mestleriyle ayaklarına geçirdikleri siyah renkli Gıslavet (halk arasında buna cızlavet denilirdi) lastiklerini çıkarıp attıklarından haberi yok.. Nereden bilebilirdi ki, günümüzde türbanın ne olduğunu?
•
Şimdi ehli cehaletin türban dedikleri örtünme modasının, bu gidişle vesikalı kafasında da kendine yer açar mı dersiniz?
Modayı takipten amaç, çekici olmak. Türban da, hotoza benzer uzunlama görüntüsüyle binbir örtülünün arasında şıppadanak arayanın gözünde…
Yahu Fikri Bey birader. Bugün türbanlının hali sizin zaferinizdir. Çalışan ya da mektepli Müslüman hanımların tesettür konusunda benimsedikleri şeriat dışı halleri, sizin başarınızken, niye sevinmiyorsunuz da, hâlâ tasalanıp bayılıyorsunuz? Yazık etmeyin kendinize. Sıhhatiniz size, Allah’ın emanetidir…


