Tuhaf işler...
Efendim, hayatın onsuz olmaz dört ana unsuru Allah’ımızın (gavurlu gavursuz) bütün kullarına ikram ettiği bitmez tükenmez bir varlık-bolluk hediyesidir. Bu hediyeler, kullan kullanma, her bir kulun kendi şahsına has özel olup, hak sahipleri tarafından bir başka kişi veya kişilere devredilemez. Ayrıca üzerlerine özel mülkiyet hakkı da kurulamaz...
Bunlar, hava, su, toprak ve Güneş’tir efendim...
Günümüzün insanı (gavurlu gavursuz), bu ikramı lütfeden Allah’ı bırakıp kendine dünyevi zeminde başka mabutlar edindiğinden, Kainatın Sahibi’nin vaz ettiği anasır-ı Erbaa gerçeğini kendince geçersiz kılmış ve bu hayatın dört ana unsurunu metalaştırmıştır. Bu itibarla şimdi su, hava, güneş ve toprak, bedel ödenerek alınıp satılan birer ticari emtiaya dönüştürülmüşler.
Bu öz girişten sonra konuya gelelim...
•
Kaynağından fışkırışını müteakip yatağından şırıl şırıl akan hayat suyu, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kapital sahiplerince tuzağa düşürülerek şişelenmiş...
Neticede su bu, onu, hayatın onsuz olmazı kılan sır, terkibinde yer alan vitaminlerle mineral tuzlar. Amma bunun yanında su dediğimiz iksir, aynen süt gibi, et gibi, çürümüş meyve ve sebzelerin meydana getirdiği gibi, insan sağlığını tehdit eden çeşitli bakterilerin hayat bulmasına da imkan, vasat ve kolaylık sağlamış...
Bu arada insanoğlu, topluca yaşamak zorunda bir yaratık olduğundan, kendi aralarında devletçikler, belediyecikler, mahalle ve köy muhtarcıkları oluşturuyor.. Bu kuruluşların işleri, kendilerini var eden insancıklara hizmet etmek. Bu hizmetlerin arasında da birisi var ki, satışa sürülen malların bela ve musibet emarelerine karşı garantisini takip etmek...
‘İnsanoğlu için topluca yaşamaya mahkum cins bir yaratık’ dedik ya, içlerinden gelen vicdani dürtülerin etkisiyle zaman zaman birkaçı bir araya gelerek devletin sırtındaki yükün bir kısmını kendi sırtına yükleniyor. Sanırım Gıda Hareketi isimli kuruluş da, böylesi bir yüklenmenin meydana getirdiği sivil toplum hareketi. Bunlar geçen yıl oturmuşlar, kapitalin metalaştırıp pazara sürdüğü suların niteliğiyle niceliğini inceleyip neticeden hayat suyunun nev’i şahsına münhasır asli ve mutlak sahibi insanları haberdar etmeye niyetlenmişler.
Bu niyet sonuçta, ‘Ambalajlı Su raporu’ adı verilen bir raporun dünyaya gelmesine vesile olmuş. İnsanoğlu, sütten çıkma ak kaşık olmadığından, bu rapor pazarı epeyi rahatsız etmiş. Pazarlamacılar da başlamışlar rapora karşı atak üzerine atak tazelemeğe...
Bu tepkilerden bir tanesi de ‘JAVSU’dan gelmiş. ‘JAVSU’ bir marka olup, ‘toprak işleyenin su kullananın’ hesabından HES direnişlerinde yerden göğe haklı memleketin insancıklarına satılmak üzere ‘Jandarma Asayiş Vakfını Destekleme Anonim Şirketi’nin pazara sürdüğü ambalajlı su...
Ne tuhaf iş değil mi?
•
Osmanlı sonrasının pabucu yarım Türkiyeli asker sivil halkı hep birlikte Cumhuriyet’i kurduktan sonra, sıra gelmiş kalkınma hareketlerine ve Atatürk’ün telkin ve tavsiyeleriyle bir sürü ticari şirketler kurulmuş. Askerler, bürokrasi, hacılarla hocalar, dağdaki çobandan kasaba ağalarına dek ahali, bu şirketlerden pay senedi alarak ticarete atılmış. Bu arada askerlerden mebus tayin edilerek üniformasıyla siyasete atılanlar da olmuş. Sonra, bu karmaşık işlerdeki sakıncalar ortaya çıkınca, Atatürk emretmiş: ‘Ya kışla, ya Meclis...Ya kışla, ya Sultanhamam’. Bunun üzerine askerler Sultanhamam üniversitesinden de, parlamentodan da ayrılmışlar...
Sonraki yıllarda Amerikan usulü kalkınma politikasının paramızı pula çevirmesi üzerine asker kesimi, 27 Mayıs üzerinden hem ticarete hem de siyasete yeniden müdahil oluvermiş. Oyak’ın çok fonksiyonlu holdinglerin arasında yer alması üzerine, muhtemelen bu örneği benimseyen Jandarma da, kendi adına kurduğu yardım vakfının tüzel kişiliği üzerinden, su ticaretine girivermiş.
Ambalajlı su perakende satıcıları topluluğu arasında yer alan Jandarma şirketi de, söz konusu rapora karşı topluluğun diğer üyeleri gibi, kamuoyunu aydınlatıcı bir açıklama yayınlamış...
Ambalajlı su raporunu yayınlayan Gıda Güvenliği Hareketi’nin resmi kimlik ve yetkisinin bulunmadığını belirterek yaptığı açıklamanın bir maddesinde,
“Yayımlanan raporda JAVSU markası ile ilgili belirtilen bilgiler tamamen yanlış veya kasıtlıdır. Şirketimizin yaptığı ambalajlı su üretiminde mevcut mevzuata aykırı herhangi bir husus bulunmamaktadır. JAVSU; yetkili tüm kurumlar tarafından yapılan tüm denetlemelerden (2011 yılında 37 denetim izlemesi, 2012 yılında 30 denetim izlemesi) eksiksiz olarak çıkmış olup mer´î mevzuat dahilinde herhangi bir sorun yoktur. Zaten analiz sonuçları düzenli olarak internet sitesinden müşterilerimizle paylaşılmaktadır” denilmiş.
•
Anlaşılan askerin hali sivillere nazaran epeyi farklı. Ne de olsa Peygamber Ocağı. Gönül isterdi ki, SOMA’daki kömür ocaklarını da askerler işletseydi.
Devlet sivil. Ocaklarını özelleştirerek sivilleşmeyi yer altında da tahkimliyor. Sonra bir başka, taşeron denilen, daha alt kademe sivillere teslim ediliyor. Ocakların kontrol ve denetimleri de yine siviller tarafından yapılıyor ve durumları fevkaladenin de üzerinde fevkalade raporu veriliyor. Üç gün sonra da bu fevkaladelik, üç yüz kişinin kanına giriyor.
Haa, bana sorarsanız su işini, ağzımı şebeke musluğuna dayayıp kana kana çekiştiriyorum. Ne çare, ölüsü kandilli politikacılar, tüccarla birlik olup, Allah’ın suyunu ortaklaşa gasbederek, şehir sokaklarını musluksuz bıraktılar. Şimdi, paran yoksa bir damla su da yok...
Mezarlarında kurtlansınlar...


