--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Teşekkürler BDDK’ya...

Atilla Özdür
Atilla Özdür
Tüketim ya da tüketmek, hayatın kaçınılmazlarından biri, belki de tek unsurudur… Siz tüketeceksiniz, üretici de sizin sayenizde kazanacak. Siz tüketerek canlılığınızı muhafaza edeceksiniz, üretici de sizi yaşatarak ayakta kalacak…

Tüketim, hayatın kaçınılmazlarından olsa dahi, mutlak anlamda tek değildir… Tüketim, canlılar için hayati ehemmiyeti haiz nesneleri kucakladığı gibi, onsuz yaşamayı mümkün kılan objelerle de ilgili olabilir.

Birine örnek su…

Diğerine örnek de cep telefonu…

*

Su yok iken hayat da yoktu. Telefonun var olmadığı zamanlardaysa, hayat devam ettiği gibi canlılar da yaşayabiliyorlardı…

Tüketimin çoğullaşan niceliği, toplumun zenginleşmesini planlayan mühendisleri tarafından tekrar tek boyutlu bir niteliğe dönüştürülebiliyor…

İnsanoğlu suyun hayat için olmazsa olmazlığını bildiğinden, onsuz olunamıyacağına olan inanç ve itikadı, kendisini onu arayıp bulmaya zorluyor. Yağmur duasına çıkılıyor, göçebe toplumlar da susuzluktan otları kuruyup sararmış toprakları terk ederek, yeşilliğini henüz kaybetmemiş topraklara göç ediyor.

Şeytan, çoğu yerde insana zenginleşmenin anahtarlığını yapıyor. Canlılık için hayati ehemmiyeti olmayan teferruattan nice tüketim maddelerini, hayatın dört ana unsuru gibi gösteren seri telkinatla idrakini felç ettiği insanı, telefonu anasır-ı erbaa gibi algılatmaya başlayınca, aklını yitirip şeytana kulluğu kabullenen insan, tüm imkanlarını seferber ederek onu sahiplenmeye koşuyor.

Bu koşuşturmanın Türkiye parkurundaysa şu manzara görülüyor.

Cep telefonu kullanma ve onu sahiplenme yaşı, sigara içme yaşıyla birlikte ilk mektep çağına inmiş…

Sahipleri cep telefonlarının kullanma süresini bir-birbuçuk yılla sınırlandırmış…

Piyasada satılan cep telefonlarının yüzde doksanı nakit yerine kredi kartı kullandırılarak onar yirmişer aylık taksitlerle satılmaktaymış…

Bir iki sene öncesinin model telefonunu kullananlar, çevresi tarafından aşağılanıyormuş…

*

Halkın egemenliği anlamındaki demokrasilerde hükümetler, temsil ettiği halka refah ve mutluluk vaadiyle iş başına gelirler. Mutluluk, öncelikle zenginliğe bağlandığından, refah yaratıcı toplum mühendisleri denilen reklamcılar işe soyundurulur.

Üretim desteklenecek, üretilenler tükettirilecek, paranın devir hızının yükseltilmesi ölçüsünde birikim hacmi genişleyecek, böylece insanıyla birlikte ülke kalkınmış ve mutluluğa erişmiş olacak…

Toplum mühendisleri bütün beyin hünerlerini ortaya koyarak işe başladıklarında,   

Alışveriş festivalleri düzenlenecek. Henüz var olmamış ve gelecekte meydana gelebileceği umulan hayali gelirlerini bugünden harcatan kredi kartı kolaylıklarıyla, üzerine hayati ihtiyaç etiketi yapıştırılan nesneler satın aldırılacak. Ve toplum, genci ve yaşlısıyla, iki yıl öncesinin telefonunu kullanmanın ayıptan sayılmasına şartlanacak…

Ve böylece yoksul insan, yoksulluğun farkına varmayı önleyici kalkınma politikalarıyla, şeytan işi bu ya, yoksulluğunun şuurunu müdrik hale getirilecek…

Onda var da bizde niye yok…

Buna komünistlik diyorlar ve Müslüman, sulandırılmış yanlış tevekküle yönlendiriliyor… 

Pekiyy, bu komünistlik kimin eseri…

Fukaralığın ve Allah’a şükranlığın yaygın olduğu eski günlerde, “bizde yoktu amma, onlarda da yoktu ve mutluyduk…  Farkında bile değildik, yoksulluğumuzun”… 

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle