Tahin-pekmezli beslenme!
Son yılların Evanjelik başkanlar zincirin bir halkası kendini haçlı savaşlarına programlamıştı. Son halkasındaysa, Trump ile ticaret savaşlarına yön kırıldı. Aslında ticaret savaşları günümüzün icatlarından olmadığı da kesin…
Nitekim 27 Mayıs’ın millici damarını keserek DEVRİM otomobilini daha ana rahminde rüşeym halindeyken kahpece öldüren savaş, bal gibi bir ticaret savaşı idi…
•
Sağlıklı olma konusunda günümüz bitkicilerinin önerdiklerini dikkatle okuyorum. Hatırlayabildiğime göre bunlar yıllar öncelerinde başka millici ve yerlici kaynaklardan duyup işittiklerimi destekliyorlar.…
“Siz” demişlerdi, “Sanayileşmeye kalkışmayın, ekin biçin, traktörünüz bizden”. “Hem sonra verimsiz pancarla niye yorulacaksınız ki, mısır daha verimlidir hem de ucuzdur. Biz gönderelim”. Mesela “afyon tarımı” buz gibi bir ticaret savaşı değil miydi?…
Dost yüzlü düşmanlarımız, Akdeniz mutfağımızdaki sağlık ve sıhhat kaynağı zeytinyağımızı attırarak palm yağlı margarin getirip, “afiyet olsun, buyurun” çekmişlerdi. Şimdi devletimiz sağlık harcamalarının karşılanamazlığından şikâyetçi…
Sebebi de işte bu. Zeytinliklerin kâşanelerle doldurulması.
Valla, onu bunu bilmem amma, devletimizi kendi şahsi kafalarına göre çekip çevirenler, Atatürklüsü olsun, şeriatlısı olsun, sırtlarındaki bu yükle Allah’a nasıl hesap verecekler, meçhul…
Ayrıca, “Ürünlerimizde domuz yağı ve domuz kaynaklı katkı maddeleri bulunmamaktadır” afyonuyla her türden pislikleri millete yutturmaya çalışıyorlar…
•
Kamuoyunda tartışılıyor:
“Kalsiyum sütte mi var, susamda mı”?...
Sütteki kalsiyuma nispet susamın zenginliği beş kat daha yüksek imiş…
Bizim nesil daha anasının karnındayken tanışırdı tahin-pekmezli beslenmeyle. Onun için hastane yollarının pek bileni olmazdı. Komşularımız arasında yatağa düştüğümüzde “kocakarılar” başımıza üşüşür ve iki sıra bardak çektiklerinde turp gibi ayağa kaldırırlardı, bizleri…
Siyaseten başımıza konanlar, “kocakarılık” müessesesini, “Allahüekber”ciliğe bağladıklarından, eskiye ait ne var ise, ıhlamuru da baltaladılar…
•
İktisat dilinde bir tekerleme vardır. Kötü para ki kalpazan ürünüdür, iyi parayı piyasadan kovar. Doğrudur, nitekim, glikozlu baklava, has şekerli baklavayı tezgahlardan kaldırmadı mı? Nereye gitsen, baklava-kadayıf onbeş lira. Olacak şey mi?...
Ihlamur katliamı, piyasayı sahte ıhlamurlarla doldurdu…
Şimdi bakıyorsunuz bütün piyasa, çarşı pazar ekranları birerli ikişerli sanki kocakarı borsası…
Bitkiciler ister ki;
Şu borsa, bir disipline edilmeli. Kocakarıcılık, tıpta ana dal konumuna getirilmeli…
Xxxxxxxx
Geçenlerde bir arkadaşla birlikte halka açık sağlık sıhhat konulu bir toplantıya gittik. Bila ücret halka hizmet verdiğini sandığımız tanınmış bir zat, tıp alanının isim yapmış bir profesörü konuşuyor. Konferans sonunda, yakın temas ilişkileri başlayınca arkadaşım kendi halinden misaller vererek bel fıtığı hakkındaki meraklarını açıverdi…
Hocamız hemen bekletmeden karşılığını şöyle yapıştırmıştı…
“Yok yok. Yok. Bel fıtığı diye bir şey yok. Hepsi palavra.”
Cebinden kendine ait kartvizitini çıkarıp, “Al bak git buraya. Arkadaşlar, benim asistanlarımdır, reçeteni hazırlayıversinler” demez mi!
Arkadaşımız verilen adrese gidiyor. Hocamızın asistanlarına ağrılarını anlatıyor.
Onlar da, kontrol montrol yok, tetkik metkik de yine yok, masanın üzerine yığdıkları nebatadlarla reçetesini açıklıyorlar…
Şunları kaynatıp içiverin, bunları da demledikten sonra günde üç dört kez, ağrı yerlerine ılık kompres yapacaksınız. onbeş gün sonra yine gelin.
Hocamız göndermiş, sizin için, 450 liracık…
•
Hatırlar mısınız? Bir zamanlar ekranların birinde özel Panax seansları yapılırdı. Sekiz-on kadar şifa bulmuş eski hasta, bir uzman ve seans yönetmeni. Evvela detaylı bir tanıtma konuşması niyetiyle Panax’ın öz geçmişi. Sonra da sıra ile eski hastalar hangi dertlerinden kurtularak sıfır seviyesindeki orijinal ayarlarına geri döndüklerini anlatırlardı. Türkiye’nin hemen hemen bütün şehir ve kasabalarında birer ikişer Panax şubeleri açılmıştı.
Birkaç tane Panax varmış ve hepsi de birbirlerinin taklidiymiş falan filan. Ne oldu şimdi bunlar bilmiyorum…
Açınız göklerden doğrudan yayın yapan ekranları, her birinde bir başka maceracı. İki diş sarımsak ezmesiyle hangi dertten gitmiş iseler, bütün gidenleri mezarlarından kaldırıp hanelerine geri getirici peygamberi mucize macunlarla şerbetler…
•
Her neyse efendim, bazılarının arzuları tahakkuk ediyor gibi. Bezmi Alem Vakıf Üniversitesi, kocakarıcılığı, modern tıp disipliniyle ana dal konumuna getiriyor…
Tebrikler ve başarılar, ilgililerine…


