Suyun uyuması
Akan su hakkındaki iki inanıştan biri, don tutmazlık, diğeri de uyumazlık... Nitekim, harç yüklü beton mikserleri de harcın karıldığı yerden döküm sahasındaki inşaata götürünceye dek, tamburasını döndüre döndüre yol alır, harç katılaşıp taşlaşmasın diye...
Derelerdeki suyun akışındaki dinamik kuvvet de aynen böyledir, üzerine dökülen pislikleri, onlara hayat hakkı tanımadan silip süpürerek götürür ya da suyun soğuktan donarak katılaşmasına fırsat vermez...
•
Genelkurmay eski başkanı İlker Başbuğ konuşuyor...
“357 sanıklı As.Casusluk Davası’ndaki asker sayısı 316. Dava Amerika’dan atılan bir ihbar mektubuyla açılıyor ve ilgili savcı bu ihbar üzerinde yaptığı 1,5 yıllık inceleme sonrasında soruşturmaya gerek duymuyor. Akabinden yapılan savcı değişikliği üzerine yeni görevlendiren savcı, dosyadaki ihbarı operasyonlara değer görüyor”...
İlker beyin yakınma anlamındaki konuşmaları şu mealde devam ediyor...
“İzmir davasına bakan savcı. Geçen hafta diyor ki ‘Sadece dijital verilerle suçlayamazsınız. Ben bu davada tutuklu olanların serbest bırakılmasını istiyorum.’ 10 kişiden 5’i bırakıldı. Fakat yine anlayamıyorum. Savcı ertesi günü davadan el çektiriliyor. Bunun nedeni nedir? Bunu birinin halka anlatması gerekir. Ertesi gün savcıya davadan el çektiriliyor”...
Genelkurmay eski başkanı İlker Başbuğ, bu vesileyle kendisini tebrik eden İzmir Belediye Reisi’nin de katıldığı “Sessiz Çığlık” ismi verilen bir eylemde konuşuyor. Hurşit Tolon, Muzaffer Tekin ve Levent Ersöz’ün gizli tanıklarla dijital verilere dayanılarak suçlanmalarını hukuki görmüyor ve hukuk fakültelerinin bu konudaki sessizliklerine bir anlam veremiyor. Ve haykırıyor.
“Türk Silahlı Kuvvetleri personeline zulüm yapılıyor. Dünyada hiçbir orduya bu şekilde davranılamaz. Yeter artık biraz sesinizi çıkarın. Bu ordu sizin ordunuz”...
•
İlker Başbuğ’un aidiyeti yönünden Silahlı kuvvetlerle ilgili değerlendirmesine bütünüyle iştirak ederiz. Evet “ordu, bizim ordumuzdur”. Amma bugün olduğu gibi, kendilerinin görev başında bulunduğu demlerde de yine “bize ait ve bizim ordumuz” olmalıydı. Ne çare, katılaşmanın başlangıç noktalarıyla ilgili görüşler farklı olsa da, bir süreliğine hareketten cevvaliyetten kesilerek dondurulunca, üzerine gölgesi düşen dini referansları ideolojik çirkinlik olarak gördü ve, bunlardan kurtularak temizlenmek amacıyla, ters akışa yöneldi...
•
Asker üşümez, asker acıkmaz, asker uyumaz ve asker uyuşup katılaşmaz. Askere yakışan hareketlilik, cevvaliyet ve uyanıklıktır. Askerlerin sık aralıklarla yaptıkları büyük ya da küçük çaplı tatbikat, manevra ve harp oyunları da aslında, fiziki ve mantıki hareket kabiliyetini elden kaçırmamak değil midir...
“Yeter artık, biraz sesinizi çıkarın. Bu ordu sizin ordunuz” emrinin muhatabı kimdir ?
Suyun akış yönünü şimdikine nisbet ters yöne çevirterek tekrar donuklaştıracak potansiyel bir dinamik güce ihtiyaç hasıl olduğunda,
Rıza Zarrab’ın bağımsızlığımıza köstek oluşturan cari açığımızın yüzde onbeşlik bölümünü tek başına kapatan gücüne ve Türkiye sevgisine güvenerek, “Başüstüne” karşılığının verilmeyeceğinden gerçekten emin olabilir misiniz...?


