Süt üzerine...
“Mülkiyet! denildiğinde anlaşılması gereken, insan ile servet arasındaki ilişki... Bu ilişki ya ferdi planda tek kişiyi kapsıyor, ya da toplumun bütünü üzerinde biçim alıyor...
İnsanoğlu cemiyet formunda yaşamak zorunda. Dolayısıyle serveti tek kişiyle ilişkilendirmek mantığa olduğu gibi, hayatın gerçeklerine de ters düşüyor. Bu terso düşen gerçeklikten hareket ettiğimizde, diyebiliriz ki, “Ali Ağaoğlu”nun serveti, kayıtsız şartsız ve tek başına kendisinin değildir... Bu topraklarda yaşayan seksen doksan milyon insanın o servetle, az amma çok, hak bağlantısı bulunmaktadır...
Dünya hukuku, Mülkiyeti ikili tasnife tutmuş. Özel mülkiyet. Ve toplumla ilişkilendirilen kamu mülkiyeti...
•
Şimdi burada duralım. Son günlerin hükümet-cemaat örtüsü altından aniden gündeme fırlatılan gürültü bombasının patlayıcı objesi, “mülkiyettir”.
Mülkiyet, tek kişiye has bir ilişki olamayacağından, kıyısından köşesinden de olsa, ülkemizdeki servet hepimizin servetidir.
Deniliyor ki, “Bu gürültüler, dışarıdan içeriye pompalanan gerçek masallar ya da tevatürler, ekonomimiz üzerinde milyon milyar dolarlarca tahribat yarattı”...
Bu şu demektir. MÜLKİYET ya da SERVET, hepimizle ilgisi bululan bir değerdir. Bu tahribattan benim payıma düşen kayıp, içmekte olduğum günlük bir bardak sütten yarın için mahrum kalmak. Ali Ağaoğlu’nun kaybı ise, satacak iken muvakkaten satamadığı bir rezidans bedeli para...
Zengin arabasını dağdan aşırırken fukara takımı düz yolunu şaşırırmış. Ali Ağaoğlu bu geçici kaybını, tanrısı “yürü ya kulum” demiştir bir kez ya, nasıl olsa bir yolunu bulup kapatır. Ya ben ve benim gibiler ne halt ederler...
•
Kimsenin kimseye karşılıksız selam vermediği bir toplumuz. Bu durumda ben günlük süt nafakamdan niye karşılıksız mahrum kalayım... Şimdi gelelim benim bu nafaka kaybımın kimler tarafından ve nasıl telafi edilmesi gereğine...
Halktan oy isteyenler tarafından ve de yargıya intikal eden bu hadiselerin gidebileceği yere kadar götürüp götürttürülerek...
Son günlerin gündemindeki kayıp servetten benim payıma düşen bu bir bardak süt, her şeyin altındadır, temeldir. Bunun iç edildiği yerden kurtarılarak hak sahiplerine geri verilmesi, sütün üstünde yer alan yargının işidir. Yargının ele aldığı-alacağı bu meselenin, güzelliği çirkinliği, ahlaki ve estetik zaviyeden değerlendirilmesi de yine sütün üst tabakasında yapılıyor.
Allah’ın yolsuzlukla ilgili helallik haramlık gibisinden yargısı, maalesef bugün Müslümanlar arasında dahi itibar görmüyor. Amma şu bir gerçektir ki, Mülkiyet olarak süt aşağıda iken, onunla ilgili değerlendirmeler de üstte yapılıyor. Son günlerin “hay-huy”lu gürültüsü kopmasaydı, içecek olduğum bir bardak sütümün elimden alınması, hırsızlık mıdır değil midir...
Bu konudaki hüküm Allah’a kontra kanun metinlerinde yazılı. Bunları yazıp çizenler de, sütün üstündeki devlet ve hükümetler olarak kişiler...
Şimdi ben “sütüm de sütüm” diye tutturursam, hükümet karşıtı ve devlet düşmanı mı olacağım...
28 Şubatlı günlerde hiç kimse sütünün peşinde koşamadı, baskı vardı dikta vardı. Amma şimdi hürriyet var, serbesti var ve demokrasi var...
Üstüne üstlük, muhafızlık da var...


