Sizler-bizler ayırımı…
Türkiye, halkı ile birlikte kabak misali ikiye ayrık bir bütün. Halkının birbirine karşı sergilediği samimiyet katsayısının yüksekliği nisbetince bu ayrılık-gayrılık, fiziki veya sosyolojik bölünmüşlük realitesi, varlığını pek belirgin kılmıyor…
Karın tokluğu, geleceğinden kuşkusuzluk, Allah’a kullukta safiyet ve tek yüzlülük; insanlar arasındaki kardeşlik ve yardımseverlik duygularını güçlendiriyor. Bu güçlenme, ayrılık-gayrılık biçimindeki sizden-bizden ırkçılığına hayat hakkı tanımadığı gibi, yeşerme şansını da vermiyor…
Ayrılığın ve bölünmüşlüğün yarattığı sizden-bizden ırkçılığı, kemikleştiği oranda adalet duygusunu köreltiyor. Ve insanlar başlıyor söylenene değil söyleyene itibar etmeye veya tersi de oluyor. Kabaca ifadesiyle bizim hırsız uğursuzlarımız iyi ve güzelliğin temsilsisi olurken, sizinkiler suçlu, hain ve kötü insan görüntüsüne giriyorlar…
Zeytin ve incir, Allah’ımızın kitab-i kadiminde zikredildiğine göre, Yaradanımız tarafından bizzat kutsanmış oluyorlar. Rızk verici Rezzak-ı alem, bu nimetini Türkiye’ye bol bol ihsan etmiş. Türkiye’nin yanında Boğaları vicdansızca hançerleyerek öldüren İspanyollardan da kıskanmamış. Nimetlerini bahşederken Müslümanlı olup olmadıklarına bakarak ayırmamış kullarını. Müslüman Araplara da vermiş, Ortodoks Yunanistan topraklarına da…
Efendimiz de buyurmuş, tavsiye etmiş ve yolunu göstererek öğretmiş bizlere. Elinizde tek dal da kalsa, kıyamet’in kopuşuna bakmayıp, daldırın onu toprağa…
Türkiye’de yıllardır süregelen sizden-bizden çekişmesi, son yıllarda gemi adamakıllı azığa aldı. Karşı yakanın insanları ilginçtir ve kurnazdır da, Muhafazakarların elindeki din kozunu kaparak biraz da istismar sosuna bandıra bandıra bu yakanın ırkçılarını açmaza sürükledi…
Gezi parkındaki ağaç üzerinden kotarılan Peygamber istismarından edindikleri tecrübeyle Üsküdar Validebağ’a atladılar. Ele güne mahcubiyetleri diz boyunu aşınca, bu kez Ege zeytinliklerini deneme tahtasına çevirmek istediler...
Karşı taraf da kendi içinde ikiye ayrıktı. Bir tarafı, Peygamber tavsiyesini işin içine katarak amaçlarına ulaşmak isterken, sermaye tarafı da, insan sağlığı açısından ölümcül tehlikeleri fabrika bacasından bölge üzerine karabasan misali tepelerden yağdırmanın getireceği kazanç hanesine odaklandı…
Bölünmüşlüğün, ayrışmışlığın, sizden-bizden biçiminde parçalanmışlığı yaratan para tanrısının saygın kullarından, Müslümanlığı kendinden menkul işbitirici yatırımcılarımız da, baltalar omuzlarında, bir gecede altmış bin zeytin ağacını yere devirivermişler…
Türkiye’nin tepeleri kendini kaptırıverip giderken sudan çarık paralelizm kapışmasına, bundan daha uygun fırsat mı olurmuş, tanrılar konsersiyumuna?…
Köylü tutunmuş, “Biz ağaçlarımızı kestirtmeyiz. Zeytin bizim nafakamız”…
Tam da bu sıralarda Danıştay kararını açıklayıvermiş. “Zeytinler kesilip yerine sanayi tesisi kurulamaz”…
•
Yerli yabancı margarincilerin aklını çeldiği Türkler, daha yenilerde zeytin yağıyla barışmış ve margarinden kendi öz benliklerine dönüyorlardı.. Adım başına kanser, tabii ki zeytinsizliktendi…
Ege’nin ağaçlarını keserseniz, Gemlik’e kötü nazarlar atfederseniz, yağınızı da Yunanistan ve İspanya’dan satın alırsınız… Hükümet önümüzdeki yıl için memura işçiye zam oranını yüzde üçe ayarlamış.
Eğer zeytinci köylüden yana tavır almazsanız, bilesiniz ki, bir dahaki yılda bu zammı da bulamazsınız. Çünkü zeytin ve zeytinyağı için dışarıya döviz harcayacaksınız…
Müslümanlar, muhafazakarlar, AKP’liler, Selametliler Peygamber tavsiyesini ciddiye alanlar, Ege’deki zeytin katliamını bizzat kendileri için dert edinmelidir. Maalesef bakıyoruz ki, hak davasını karşı taraf sahiplenmiş…
Söylenen yerine söyleyene baktığımız için, bizim tarafa da kala kala, muhafazakar şeytandan yana olmak kalıyor…


