Siyasetin çirkinliği…
Duymuşluğunuz vardır. Said Nursi üstadımız şeytandan kaçındığı gibi siyasetten de kaçınmayı usul ittihaz etmiş.. Gerçekten de öyledir. İyi kötü, ilgili ilgisiz, merak saikasıyla politikanın kirlettiği ortamlarda dolaşmaya çıktığınızda, sorgusuz sualsiz hemen çamuru sıvamaya kalkışırlar…
Devlet Başkanlarının Otuz Üç şehidimizle ilgili konuşurken sayılarında “tane” kavramını kullanmış diye demediklerini bırakmayan CHP kurmayları, bu kez de, Avrupa kapısını göçmenlere açmasını dillerine doladılar…
Şehid olarak toprağa düşen askerlere yönelik üzüntü beyanında genellikle, “Allahımızın kendilerini cennetine kabul ve geride bıraktığı aile efradına da sabır ve selamet” duasında bulunulur…
Lakin, bu minval üzre devam edip giden dertleri paylaşma ve taziye hareketleri sıklaşarak normal seyrini aşmaya başladığında, ensar kadeşliğine yükseltilerek tebriklere konu edilen bu insani davranışlar, hiç farkında olunmadan bakmışsınız ki, millette kaçınılamaz bir tedirginlik oluşturmuş…
Öyle veya böyle, ne olurlarsa olsunlar yine de hiçbirimiz, genç fidan misali Suriyeli delikanlıların avara kasnak halleriyle burada milletin gözüne batmasını istemeyiz…
•
Hiçbir aile yoktur ki, kendi fertleri arasında her hususta tam mutabakatla anlaşmış olabilsinler. Bu bakımdan aile reisleri, bilhassa büyük ailelerde, hiç sıkıntılı günler yaşamamış olsunlar, pek mümkünatı yok gibidir.. Aile çemberinin dışına çıkıldığında ise, cami derneklerinden millet meclisleri ve hükümet kabinelerine kadar bütün topluluklarda, üyelerin birbirlerine gönül koydurtmadan çekilip çevrildiğinin ne görüp işiteni vardır, ne de fiilen yaşayanı…
Çünkü, üyelerinden her birisi, toplumun yıllık ürettiği milli gelirden küçük büyük, beklentisini düşünür. Bunlar birbirlerinden farklı da olsalar, beklenti, beklentidir…
Siyasi partiler, toplum tarafından ortaklaşa üretilen ekonomik değerler üzerinde bölüşüm ve dağıtım yetkisine sahipliğinden ötürü, bu yetkiyi ele geçirme yarışında helaline haramına bakmaksızın, her türlü araçtan, yalan, dolan ve numaradan faydalanmaya çalışırlar. Bunda amaç, iktidarda yer alanı tepe taklak indirerek onun yerine oturmaktır.…
“Yeter onlara gezindikleri, biraz da biz gezinelim, yeşillikler ortamında…!
“İktidar ne yaparsa kötüdür, yanlıştır. Gayri ahlaki olup hukuk dışıdır”…
Gibi…
•
Buyurun sotada bekleşen yerli ve milli kıskançlar takımından, taze taze canlı nefesler…
“Suriye’de ne işiniz vardı da otuz üç yağız delikanlıyı toprağa verdirttiniz?…
“Avrupa’nın kabul etmeyeceğini bilmenize rağmen ne diye zavallıları bu dondurucu soğuklarda Edirne’de per perişan ettiniz?”...
Bu da, Klasik Yunan Medeniyetinin günümüzdeki temsilcisinin zırvaları, Yunanistan Savunma Bakanından…
“Sınırımızda dün 9600 kanun dışı girişim ihlali oldu. Bunların hepsini başarıyla çözdük. Türkiye onları durdurmamakla kalmıyor, aynı zamanda onlara yardım da ediyor”…
Af buyurunuz efendiler. Ne yapılmasını bekliyordunuz?...
•
Sultanahmet Camii ile mi ilgilidir yoksa Edirne’nin Selimiyesi mi?, meselenin ruhuna bakalım…
Mimar başı Camiini bitirmiş, minarelerini de dikmiş ve eseriyle gururlanarak kapı önüne şen şakrak…
Küçük çocuklardan birisi minarelerin karşısına geçerek demiş ki,
Mimar amca gel, gel, bak şu minareye. Sol tarafa yamulmuş…
Mimar da bir göz atmış. “Doğru söyledin be çocuk. Gerçekten eğilmiş neredeyse yıkılacakmış”…
Hemen hazırlığa başlanmış, minareyi yıkmak için…
Yıkmamış tabii, gerekçesini şöyle ifade etmiş.
Çocuğun lafına bakanlar, minareyi gerçekten yamulmuş sayarlar…
•
Biz asker milletiz. Tamam doğrudur. Askerlikten ötürü demokrat olsak da, hukuka ve adalete saygılı başkanlıkçıyız, yeri geldiğinde beş para etmez sıradan insanları da dinleriz….
Çocuk da olsa ergin de olsa, behemehal vardır görgüye ve umulmadık bilgiye dayalı diyecekleri…


