--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Sisler dağılırken...

Atilla Özdür
Atilla Özdür

Hamaset edebiyatı yoluyla kestirmeden gidenler, Cumhuriyet tarihini dine, dahası İslama karşı savaş tarihiymiş gibi anlatırlar... Oysa savaş, çok daha öncelerde, Osmanlı döneminde  başlamıştı...

Gericiliği bir an evvel kırıp Batı medeniyetine erişmek için Avrupalılarla melezleşme, alfabe değişikliği ve şapka gibisinden silah kuşanma istekleri İT’li yıllarda yüksek sesle konuşulmaktaydı...

Müslümanlarla ilgili Osmanlı’dan Cumhuriyet’e miras, işbölümünün ekonomik alandaki ufak tefek teferruattan başka bir şey değildi. Küçük kasaba esnaflığı, zenaatkarlık, üç beş dönümlük köylük toprağında çiftçilik ve kıyıda köşede amelelik...

Yıllar yılı böyle gittiyse de üçüncü beşinci sınıftan insan muamelesi görenler en sonunda “Yeter” diyerek ayağa kalkma ihtiyacını hissettiler...

Amma, “yeter”le iş bitmiyordu. Müslümanı aşağılayan işbölümünü kökten değiştirmek isteyenler, ne yazık ki, güç kuvvet yoksunuydular. Zira bütün köşe başları fikren ve sulben İT ardılları tarafından tutulmuştu.

Erbakan, “Yeniden Büyük Türkiye” diyerek siyasete var kuvvetiyle asıldı. Eğitime öncelik, sermaye birikimi ve bu araçlarla iktidara uzanarak köşelere erişmek...

İmam hatiplere verdiği öncelikten ötürü siyasi hayatına son verilen Erbakan’dan kalan boşluk, rejime yönelik tavrında haylice mülayim pozlar veren Fethullah Hocaefendi tarafından “Türkçülüğü ağır basan” bir eğitim seferberliğiyle doldurulmak istendi.

Kenan Evren-Süleyman Demirel ve Turgut Özal üçlüsünün desteğiyle Hocaefendi’ye yakın sermaye, metalaştırılmış eğitim sektöründe başı çekmeğe başladı...

Bu arada derelerin altından da epeyi sular akmıştı. Üzerlerinde hocaların emekleri bulunan talebeler çeşitli alanlarda köşe taşı durumuna geldiklerinde, sandılar ki, hükümetin son tahlilde yine sermayenin lehine sonuç verecek olan “dersanelerin okula tebdil” projesi, kendilerinin bulundukları mevkilere gelmelerinde etkinliğe sahip yandaş kapitalin aleyhine bir projedir... Buna karşı ılıman bir protesto hareketi başlatıldı. Görüntü planındaki ilk adımı da Hakan Şükür”e attırdılar.

Gördüğü yanlışları eliyle, olmadıysa diliyle, bu da mümkün değilse yanlışa ve yapanlara kalbiyle buğzetmek, Müslümanın temel görevi... Rejimin kendisine kader olarak biçtiği uşaklıktan kurtularak bu görevi yapabilecek formasyona erenler de vardı, bu arada. Bunlar, iyi kötü başlamış olmalıydılar yakın çevrelerinde gördükleri pisliklerin üzerine üzerine gitmeye, kendi saf ve samimi iradeleriyle, tabii...

Amma bu arada yetkilerini aşmışlar aşmamışlar, ayrı konu...

Hükümetin dersaneler konusundaki doğru ve haklı tavrı Hocaefendi’ye yakın eğitim sektörünün aleyhine gelişme göstermesi üzerine, “ılıman protesto” da sertleşmeye yöneldi... 

Hakan Şükür’ün ardından, yetki gaspı yapılmış yapılmamış da olsa, hukuk ve politika eğitiminde henüz çaylaklık dönemini yaşamakta olan taze Müslüman kamu görevlilerinin, kendilerince  pislik olarak gördükleri yanlışlarla ilgili işgüzarane başlattıkları soruşturmaları tam da seçim günlerinde birbirleri ardınca tedavüle sokuvermeleri, hiç değilse o yöne itilmeleri, ortalıkta yeni yeni kurulmaya başlayan politik istikrarı aniden ve derinden gelen bir hercümerc dalgasıyla sarsalayıverdi...

Bu dalgadan istifadeye kalkışacaklar da olacaktı, elbette ki... 

“Ya devlet başa ya kuzgun leşe” derler ya, her fırsatta devleti “yokmuş” modunda göstermenin çabası içinde ömür tüketenlerin şeytaniyetleri sonucu kuzgun takımı da fırlayıverdi meydana...

Yapılması gerekene gelelim...

Ne pahasına olursa olsun, leşçilerin üzerine gitmek ve bunun da yanında, bir ateş varmış ki dumanları afakı kavramış, onun gürültü çıkaran hesabını millet adına devralmak...

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle