Şirk pompası…
Hüseyin Öztürk’ün de farkında olmasına rağmen, bir türlü adını koyamadığı “şirk pompasını” Mimar Turgut Cansever hoca, şöyle tarif ediyor…
“Ölçek kayması”…
İnsanlar, topluluklar ve kavimler, şirke düşmedikçe helak olmazlar… Allah’ımızın tarifi de böyle…
Dikkat buyurunuz, Peygamberimiz Efendimiz de şişmanlığa muarız. Çünkü gerçek meydanda. İnsanoğlu, şiştikçe batıyor, ruhen batıyor, ahlaken batıyor sıhhaten batıyor…
Pekiyyy. Şişmek, şişinmek ve şişmanlık nedir öyleyse…
Hüseyin Öztürk de bu arada toplumun içinde debelendiği “Onikiye beş var” görünümlü olup, bir ad bulamadığı şişmanlık belasının sebebini soruyor.
O da, “Ölçek kayması”ndan…
•
Turgut Cansever hocaya dönelim. “Osmanlı’da 19. yüzyılda önemli bir zihniyet değişikliği gerçekleşiyor ve bir gizli şirk teşekkül ediyor. Büyük olmak, büyüklüğe özenmek, yani ölçek kayması. Hakkı, doğruyu değil, kuvveti ve gücü öne çıkarmak. İşin garibi ne devlet ne halk bu şirk düşüncesini fark etmiyor bile”.
Geliniz pompa konusuna Mimar Semih Akşeker’le devam edelim.
“Tahrife uğramış bütün Hristiyanlık değerlerini kopya etmişiz. Elbiselerini, yemeklerini, tiyatrosunu, futbolunu, orkestra ve balesini ve daha nicesini…
“Peki, bunun mimariye yansıması nasıl olmuştur? Burada da kör taklitçilik, kopyacılık görülmektedir. Batılılar nerede oturuyor? Apartmanda… Peki biz de apartman yapalım. Avrupa şehilerini nasıl kurmuş, sokaklarını nasıl yapmış? Cedvel gibi dümdüz yapmış.
Biz de cedvelle çizelim, dümdüz sokaklar yapalım. Bilmez ki apartmanın hangi şarlarla doğduğunu, kapitalistlerin apartmanı niye tercih ettiğini.
“Batılı sanayiciler işçilerini hemen fabrika yakınlarında mutfağı ve tuvaleti ortak kullanılan çok katlı apartmanlarda oturmalarının üretimi ucuza çıkaracağını hesap etmişler ve bu apartman tarzını başlatmışlar. Apartmanda ikamet ilk çıkışı itibarıyle gayri insani idi ve hep öyle devam etmiştir”…
•
Şimdi de konumuza dönelim, şirk pompasına…
Hz. Musa Peygamberimiz, devrinin firavunu nezdinde yalancının biriymiş. Firavun adamlarına emir buyurur. “Bana derhal bir kule yapın, belki Musa”nın tanrısına çıkar bakarım. Ben onun yalancı olduğuna inanıyorum”…
Firavun şişik birisiydi. Çağının canlı cansız mevcudat olarak nesi varsa, hepsinin sahibiydi. Bu şişmanlığının verdiği gücle ve azgınlıkla, ısmarladığı “piramitlerinin tepesinden Musa”nın tanrısına çıkıp bakacaktı”.
Günümüzün şişmanları da emrediyorlar maiyetindeki mimarlarına. “Bana öyle yüksek yüksek ve büyük büyük saraylar yapın ki, biz de tepelerine çıkıp Muhammed tanrısının Kabe’sine, tepesinden bir bakalım…
Ölçek kaymış bir kere ve herkes olmuş, Arabı Türkü bila tefrik, bir firavun. Şişmanlıkta Karun’u falan da sollamışlar “Zemzem Tower”larındaki devre mülklerinin tepesinden hacı olup, Allah ile ilahlık kulvarında yarışa kalkışıyorlar…
•
İlahlık yarışında kulvar tesisi, ber tahsis Suudiye ile sınırlandırılmış değil. Ayni ilahlık özentisi yarışlar, yüksek yüksek kulelerini diken yerli şişmanlarımız arasında da moda…
Osmanbey’den Şişli’ye doğru Halaskargazi caddesinde yavaş yavaş ilerliyorsunuz. Sizi karşılarcasına yolun sonunda ve de tam ortasındaymış görüntülü devasa bir gökdelen. Kendi gölgesine sığınmış hemen önündeki Şişli Camiinin öksüzleştirilmiş minaresine azametle tepesinden bakıyor…
Yaratılan yüksek yüksek gökdelenler tek başlarına yetmiyor ilahların, ilahlıklarının ıspatına…
İlah süprüntüsü şişmanların istekleri üzerine, devlet de bunların şirketleriyle birlikte, ortaklarının da kazançlarına vergi muafiyeti imtiyazını lutfediyor…
İlahtır, ezer de ezdirtir de. Asgari ücretliden, gelir vergisini eline almadan, kaynağında kestirttiği gibi…
•
Herkes büyüklüğe hevesli. Hakka ve doğruya teslimiyet değil, gücü ve kuvveti öne çıkarıp haramzadelere tapınmaya mahkum edilmişiz bir kez, kıçımıza dayatılan gizli şirk pompasının bencilleştirici tazyikiyle.
Şişinmenin yarattığı ilahlık ve karşılığında da namazlı namazsız, sakallı sakalsız vasat insanın o ilahlara yalakalığı, apaçık ve net biçimde insanımızı topyekün bencilleştiriyor…
Tek ilah olan Allahü Azimüşşan’ın hükümranlığına karşı, şirkte kolektivizm, bırakın yabancıyı, yerlimizde bile, ne iman bırakıyor ne vicdan…
•
Etiler’deki polis okulu kapatıldı. Arazisi çok büyük ve Türkiye’nin en paha biçilemezi… İlahlar konsorsiumu oraya da yüksek yüksek binalarını dikecekler.
Bu arada teskere de geçtiğinden, önümüzdeki günlerde ilahların arzuları doğrultusunda güneyimizdeki savaş alanına “vatan kurtarıcı gariban cengaver” ihracı başlayacak.
Bana derlerse ki “silah kuşanacaksın”…
Nahhh! ile karşılık vereceğim.
Kimin için gideceğim ki… Binalarla zinalarda gemi azığa aldıranlarla alanlar gitsinler, savaşmaya…


