--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Silüet...

Atilla Özdür
Atilla Özdür

Türkiye’miz, halkları arasında fırsat eşitliğini gerçekleştirememekten ziyade, siyaseten belirli bir kesimin birikimi aşkına, gerçekleştirmemiş bir politik toplum ülkesidir. Bundan ötürü kabiliyetli gençlerin zararına olarak, bu kesimin,   hak edebileceğinden daha fazla imkan kotarıp yukarılara tırmanmışları, haksızlığa uğrayan kitlelere karşı çok daha hassas ve vicdanlı olmalıdırlar…

Böyle olmasına karşılık, fırsat eşitsizliğinin, kimilerinin üzerine etiketlediği dini muhafazakarlık simgesini, doğrudan ya da dolaylı, kendi adlarına tescilli mülkiyet parkı muhtevasının meşruiyet perçiniymişçesine kullanıp bundan faydalanmaları, o kişilerdeki din istismarcılığı denilen, karakter zafiyetini düşündürür…

Diktatörlük ya da totaliterizme meyilli insanlar genellikle günahlarını gizleyerek sevaplarıyla meydan bulmaya çalışırlarken, başkaları için yaşamayı kendileri için hayat tarzı gören Müslümanlar ise (muhafazakar değil),  günahlarını gizlemekten utanç duyarak haya ederler…

Bu sosyo-psikolojik genel şemayı politika masasına yayarak test noktalarından okumaya kalkıştığımızda, bütün hükümetlerin kendi günah-sevap muhasebelerinde, birbirlerinin benzeri aynı replikleri seslendirdiklerini duyup işitiriz…

Sevaplarıyla meydan bulma gerçeğine misal olarak,

30’lu yılların Dahiliye Vekili şükrü Kaya’yı okuyalım...

Yurttaşlarım… Türk milletinin ekonomik, kültürel ve siyasal hayatının bütün kalkınma planları, bir organik bütün olarak gittikçe daha belirgin hatlarla göze çarpıyor(…).Türk milletinin  refahı, saadeti ve bahtiyarlığı, bir milletin refah, saadet ve bahtiyarlık miyarı hayat seviyesidir. Atatürk rejimi Cumhuriyet devri Türk milletinin hayat standardını yükseltmiştir. Türk milleti, düne nisbet bugün daha çok istihlak ediyor”. vs, vs…

Bir başka misal de ‘paralelizm”le ilgili olsun…

Bütün dünya iktisaden duraladığı bir kriz dönemini yaşarken, Türkiye, kalkınma hızı bakımından dünya devlerine parmak ısırtan bir konuma getirildi. Dünyanın en büyük ebatlı Türk bayrağıyla en uzun bayrak direğini 2000’li yıllarda sahiplenen Türkiye, Dünyanın en büyük hava limanını inşa çalışmalarından ötürü tüm gelişmiş ülkelerin tahrip planlarının hedefi olmaktan da apayrı bir mutluluk duymaktadır”. vs, vs… 

Memleketimizin önde gelen gerçek veya tüzel kişiliklerin kamuoyunda meydan bulmaya matuf bu sevaplarına karşı üzerlerine perde çekilmemesi gereken günahlarına gelince, niye sessiz kalınsındı. Saklanmaması gereken günahların bir parçasını da, Sami Selçuk’un, Yargıtay Başkanı Doç. Sami Selçuk kimliğiyle yaptığı bir konuşmasından aktaralım.

“Bireyin özgürlüğü ilkin beynin özgürlüğünü sağlamakla başlar. Devletin görüşler, inançlar karşısında yansız olması gerekir. Görüşler karşısında yansız devlet, düşünce özgürlüğünü; inançlar karşısında yansız devlet, laikliği güvence altına almış olur. Devlet okullarında bireye bilimin verileri, ideolojik süzgeçten geçirilmeden, yansız, nesnel ve objektif olarak verilir. Algılama kapıları açık tutulur”. vs, vs…

Oysa gerçekte böyle yapılmamış, bilakis tam tersinden gidilerek, günahlar özellikle perdelenmiştir…

2000’li yıllara gelelim…

Bunca gurur verici sevapların yanında itiraf edilmesi gereken günahların arasında bilhassa Başbakan Tayyip Erdoğan’ın özellikle üzerine bastıra bastıra vurgulayarak günahlarını itiraf etmesine rağmen, büyük günahlardan sayılması gereken Silüet katliamının, sessizliğin karanlığında küllenmek istenmesi şaşırtıcı...

Kazlıçeşme-Zeytinburnu sahil aksındaki dünyaya parmak ısırtan silüet cinayeti, sanki hukuksuzluk günahımıza az gelmiş gibi, şimdi de, aynı aksta on adet daha benzerini dikme hazırlıkları ikmal edilmiş ve sıra gelmiş, 

iş makinelerinin yakıt ikmaline…

Kolay gelsin” demekten başka, elimizden ve dilimizden ne gelir ki…

HAMİŞ: 

Cumhurbaşkanlığı konusunda bizim de çorbada tuzumuz bulunsun dedik;

şimdiye kadar tek dereceli ve en yüksek  devlet temsilcisi, Devlet Başkanları, (Ekselansları) idi ve usulen devlet tarafından intihab edilirdi. şimdi unvanı değiştirilerek Cumhurbaşkanlığına çevrilince, intihabı da millete havale edildi.

Tayyip Erdoğan ise, bir parti üyesi olmanın dışında, halen seçim gününe dek parti hükümetinin başında. Partili başbakan…

Bilmem, Cumhurbaşkanlığı, kendi siyasi pozisyonuna ne denli uygun düşer…

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle