--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Sezon bitti, bayramlar kutlu olsun...

Atilla Özdür
Atilla Özdür

Bu yıl da iftar sezonunu kazasız belasız atlattık. Çok yakın dostlarımızın bir kaçıyla karşılıklı (banka batıranlar gibi back to back) iftar alış verişleri müstesna, ziyafet giderlerini matrah hesabına alan ticari  müesseselerin kamu ikramı niteliğini taşıyan Ramazan sofralarına oturmadım...

Aslına bakarsanız yanlış yaptığımın farkındayım. Başka Müslümanları bilmiyorum ne haldedirler amma, bizim Müslümanlar, bir cenazelerde, bir de düğün dernek günlerinde bir araya gelerek selamlaşırlar. Bu itibarla iftar ziyafetleri, bizler için eş dostla görüşüp halleşmenin üçüncü ayağını oluşturduğundan, davetlere icabet gerekirdi...

Her neyse. Bu yılın Ramazan menülerinde (menü ne demekse efendim) ilanat ve reklam işleri, müsbete doğru bir değişme gösterdi. Gazoz ve meşrubat sermayesi, geçmişteki uygulamalara benzer renkli ve renksiz ürünlerini iftar sofralarının olmazsa olmazıymış gibi gösterme saygısızlığına pek itibar etmedi. Kola Turka, verdiği ilan ve reklamlarında ürünlerine iftariyelik etiketi yapıştırmayıp iftar yemeği tarifleri vermekle yetindi. Tabii bu da, müsbet bir adım olmalıydı...

Demokrasilerde her derdin mutlaka bir çaresi vardır. Düşünüyorum da benim derdimin de bir çaresi olmalı. Nitekim kendi aklımca buldum onun formülünü. Bakalım sizler nasıl bulacaksınız ?...

Deniliyor ki devlet sanatçısı olmaz. Devletin güreşçisi ve futbolcusu da olmamalı. Devlet madem ki laik, o zaman, nasıl ki namaz niyaz ve kurbandan elini ayağını çekiyor, iftarlardan da çekmeli.

Bakıyorsunuz aksine resmi kurumlar, belediyeler, bunlara bağlı şirketler kamu kesesinden memleketin kalbur üstü elit tabakasına seri iftar ziyafetleri çekmekten hicap etmiyorlar. Tabii  imam sıfatıyla devlet böyle yapınca, cemaat sınıfından vergi mükellefleri de, iftar adı altında tertipledikleri ziyafetleri matrah kanalıyla bütçe üzerinden halkın garip gurebasına yüklemekte geri kalmıyorlar.

Bizim gibi kimileri de, kırk yılın birinde eşi dostuyla selamlaşma imkânını sağlayacak bu ziyafetlere, yiyip içeceklerinin yetim malı olacağını düşündüklerinden, katılmıyorlar...

Şöyle yapılsa nasıl olur dersiniz.

Mesela, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ya da bir şirketin patronu tarafından iftar ziyafetine davet edildik. Amma kafamız da karışık, acaba bu ziyafetin helal sertifikası var mı?..

Kafası karışık olanlar, davete icabet ettiklerinde iftar bedelini makbuz karşılığı davet sahibine toka etseler, orada karşılacakları eş ve dostlarıyla bol bol kurtlarını döktüklerinde, yetim kesesinden de iftar etmiş olmayabilirler...  

Hem de bu arada en önemlisi, ziyafet verenin resmi devair olması durumunda, laiklik de çiğnenmemiş olur..

Neticede oruçluların salt kendi iftarları  bakımından oruç açmanın bir bedeli vardır. Ha belediyenin, ha Arçelik firmasının ha da “Kör Agob”un Kumkapı’daki meyhaneden muvakkaten ilga lokantasının görkemli masalarında ya da Sultanahmet Camii’nin yeşil çimenli avlusunda bir iki zeytin taneciğiyle iftar etmişsin, bunların her birinin ucuz veya pahalı bir maliyeti yok mu?...

Ödersin bedelini kendi cebinden bakkal amcaya veya davet sahibine, gönlün de rahat ve huzura kavuşur... 

Böylece kimsenin diline düşmez ve kimsenin karşısında kendini borçlu da hissetmezsin.

Muhtemelen diyeceksiniz ki, “eski köye yeni aded çıkarma”...

Yok canım, üçyüz-beşyüz kişilik Hazine destekli olup reklam amaçlı lüks otel iftarlarını ben mi icad ettim...

 Daha sade ve katkısız Ramazanlarla iftarlar ve bayramlar dileğiyle, efendim...

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle