--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Şeker üzerine…

Atilla Özdür
Atilla Özdür

Şekerleme tabir ederler, kaykılık vaziyetteki hafif kestirmelere. Bir beldeden otobüsle yolculuk yapıyorsam, hele hele gün ortalarında ise, ne hareket saatini hatırlarım ne de varış noktasındaki akrep yelkovan pozisyonlarını. Şekerin tadından mülhem olsa gerek, bu kestirmelerin adını şekerleme koymuşlar.

Tatlıya, özellikle çaylarımızda kullandığımız kesme şeker diye bildiğimiz rafine beyaz şekere olan tutkumu ifade için hep şöyle söylerim, “Bir savaş vukuunda düşman eline düşersem eğer, hiç tereddütsüz iki kesme şeker karşılığında onlarla dostluğu pekiştiririm. Ha ihanet, ha dışarıdan patlıcan ithal etmek. Ne fark!”…

Benim şekere olan esaretim ne ise, hiç şüphesiz, ehli ticaretin de, alım ve satımlarından elde ettikleri-edecekleri ticari kazançlara olan tutkuları aynen odur.

Politika, çengel attığı insanı bir anlamda yalakalık türünden karakter zafiyetine düşüredursun, haydi geliniz,   kafası karışıkları, şekerlenmeye karşı durmaya hazırlayalım…

Peygamber sözüdür bilirsiniz, bu itibarla şüphe edip inanmamak hamakattır. Vatan sevgisi imandan olunca, tüccarın da, haydi ayıralım bir kısmını, kazanç hırsıyla iç dünyasındaki iman arasındaki ilişkinin hali nice olur…

Çok kimsenin huzurunu bozacağımın farkındayım. Amma durun hele, konuyu tamamlayıcı ön ve son takılarını, bir yol, bekleyelim bakalım…

Cumaları öğle saatlerinde dükkanını kapatan küçük esnaf taifesi, vatan sevgisiyle iman arasındaki bağlantısı tahribata uğramış büyük sermaye tarafından katledilince, biz de mahkumiyetle mecbur kaldık, kendilerine yerli süsü verenlerden birinin Marketine…

Elimdeki bulgur paketini evirip çevirince sepete koydum, menşei Türkiye imiş. Şeytanın dürtmesiyle barbunya fasulyasına saldırdım, hay Allah’ın gazabına geleydiniz, Kanada’dan getirmişler. Aynı yerden bir ara kurufasulyanın beyazını almıştım. Amerikalı idi…

Eski Başbakan Tayyip Erdoğan için sizler diyedururken, ilk kez halk tarafından seçilen Cumhurbaşkanı;  bendeniz de Batılılara has diplomatik dilden çoğul sigalı bir nezaketle, Ekselansları, Devlet Başkanları’na devam. Bu arada birileri de çaktırmadan dolduruvermişler Meksika kökenli  kırmızı ve yeşil mercimekleri, Çin sarımsaklarının komşu raflarına…

Neden, niye ve niçin?..

Piyasadaki bu tarz belalı bolluk politikasının dinamik gücü nedir, nerededir? 

İmanla vatan sevgisi arasındaki bağlantı zafiyetinde mi, yoksa; bakkal amcayı öldürmekle yetinmeyen karma sermayenin, yerli köylünün de mevtine yol açan gıda maddesi ithalatının getirdiği ticari kazançlara olan  tutkusunda mı?

Geçenlerde ilgili bakanlardan biriyle sohbet edenler bir kaç tarım ürününün enflasyon artışıyla ilişkisini sormuşlar…

Soruya muhatap bakanımız Özalizm kulvarından gelme bir politikacı olmalı ki, global iklim değişikliğinden başladıktan sonra, kuraklığa bağlı verim kaybının  fiyatlar genel seviyesinde meydana getireceği artışları da ekonomi biliminin fıtratına bağlamış… Kitabiyata göre doğruluğuna doğru olan bu problemin çözümünü ise, sebze zerzevat ithalatına gördüğünü söylemiş…

Reagan’ın tavsiyesi üzerine Özalizm yanlısı piyasa aktörleri de, milleti doyurma aşkıyla Çikita’yı dünyanın öteki ucundaki Latin topraklarından getirmemiş miydiler… 

Vatan sevgisi imandandır, hiç şüphesiz. Vatanını seven kendi ana toprağının soğanını yumruklar. İmanını kurtarmak, hiç de kolay değildir. Herkese şamil olmak üzere özellikle ehli ticaret için, “az tamah, hem imana hem vatana çok zarar getirir”. Millet devletin olmayıp, devlet milletindir…

Hükümetlerin görevi, birbirlerini zincirleme tamamlayan bu şemadaki arızaları gidermek olup, bakanlarını da şekerlemeden uyandırmaktır…

Bakalım, Davutoğlu, kendine miras bu zoru başarabilecek mi?...

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle