Seferberlik, birlikte sefere hazırlanmak…
Ne seferi?…
Otobüste koltuk arkadaşımızla dereden tepeden yarenliğe koyulduk. Avcılık falan yaparmış. Üveyk’lerin durumunu sordum. Aşağıya doğru göçmüşler. Şimdi bıldırcın ve keklik mevsimi imiş. Bizim seferberliğimizin, Albayrak’ın ilan ettiği seferberliğin avcılıkla ilgisi ve bağlantısı yok. Enflasyona karşı ulusal kurtuluş seferine hazırlanma imiş!…
Maliye Bakanımız, üretim ve pazarlama elemanlarıyla bu maksada mebni yaptığı büyük ve geniş toplantı sonunda üreticileri, büyük küçük cümlesiyle birlikte mal ve hizmetlerinde yüzde onluk fiyat indirimine razı etmiş…
Fabrikacının, bostancı ve hastaneciyle pastanecilerin, otelci, okulcu ve turşucusundan, giyim kuşamcısı ve kuru bakliyatçısına kadar, ekonominin tüm aktörleri cirolarında % 10 azalmaya, hem de gönüllü giderken, işçi ve memurlar niye ellerini taşın altına koymasınlardı?
Yani ücretle çalışanların canları can da, çalıştıran işverenlerininki patlıcan mı?...
İşçi ve memurlar, ücret ve maaşlarından bir sürelik yüzde on indirim seferberliğinden, bakıyoruz ki muaf, peki niye?...
Hani hepimiz birbirlerimizle eşit idik, hatta oylarımızın bile aralarında fark yok idi?...
Hani seferberlik, seferde birlik idi!...
Tuhafınıza gidiyordur mutlaka, değil mi?...
•
Baksanıza…
Fiyatlar artar da enflasyon patlarsa, devlet baba adına hükümet, özel kesimin patronlarıyla birlikte çalışanların maaş ve ücretlerine enflasyon farkı (force majour) ekliyor. Piyasa ucuzladığında, bu eklemeye gerek kalmıyor. Kalmaması gerektiğinden kalmıyor. Böyle bir ferahlama döneminde evvelce maaş ve ücretlerinden ayrı da olsa, asli maaşıyla birlikte ödenen enflasyon yardımlarının şu günlerde içinde yaşayacağımız ucuzluk mevsiminde kullanılmadan arta kalan – kalacak kısmının geriye iadesi, ahlaki bir sorumluluk değil midir?...
Haa, denilecek ki, “Enflasyon zamları, bir evvelki enflasyon mevsiminin zararını telafi amaçlıdır ve analarının sütü misali helaldir. Bunlar fırsatçı değil ki, asli maaş ve ücretlerinden kalkıp da yüzde onluk hibeyi, cebri ya da gönüllü, kabullensinler”…
Doğruluğuna doğru ve mantıki bir itirazdır amma, madem ki ekonominin aktörleri memleketin hayrına yüzde onluk bir hibeye kalkışmışlar, işçi ve memurlarımız da onlardan geri kalmayıp önümüzdeki, enflasyonsuz maaş günü babalarının hayrına yapıversinler hibelerini…
Emekliye gelince işin rengi değişir. Emekliye icra bile el süremiyor. Muafiyet onların hakkı. Bendeniz de emekli bir vatandaş. Biraz da kendimize yontalım, canım…
Her neyse…
Devlet, işçi ve memurların fırsatçılıkla ilgilerinin bulunamayacağını dikkate alıp onların hibe desteklerini belediyeler eliyle yol ve kaldırım yapımında kullanmalı…
O da bir destektir, Hazineye…
Bizim memur ve emeklilerimizi de hatırlatmasak hiç kıpırdayacak bir incelik yok maalesef. Belki de benzincileri kendilerine örnek alıyorlar. Devlet, akaryakıtta fiyat indirimine gittiğinde, aksine benzinciler de pompalarını pompalamıyorlar mı?…
İşte efendim, böyle buyurmuş tanrılarımız, takmayalım kafayı…
Haydi bakalım, dört işlem elinizde, vurun anayasanın hendesi hukuk defterine. Bakalım ne çıkacak?
•
Enflasyon yüzde ne kadar ise, uygulamaya göre maaşlılar ve ücretliler enflasyonun hiç değilse o kadarcığına ezdirilmiyor. Şimdi de ucuzluğun ne kadarlığına karar verilmişse ve erişilmiş olunursa, maaş ve ücretlerden de o kadarlık kısmı geriye iade kesilmeli…
Madem ki herkes elini taşın altına koyacak. Bakalım bizim berber, 20 papel aldığı saç-sakal için 15’e fit olacak mı?
Şunu demek istiyoruz, açıkcasına:
Ücret ve maaş karşılığı çalışan-çalıştırılan kişilere zaman içerisinde yapılan periyodik zamlar, çarşı pazardaki fiyat artışlarının karşılanması amacıyla yapılmıyor ve yapılmaması da gerekir. Zaman geçtikçe maaşlara yapılan artışlar, çalışan kişinin bu zaman sürecinde elde ettiği tecrübe ve mesleğindeki gelişmeleriyle işyerinin verimliliğine sağladığı katkının bir karşılığıdır. Ayrıca, yaşlanmanın beraberinde getirdiği sosyal sorumluklarının hafifletilmesine destek. Gelin alacak, kız verecek, yeğenine takı takacak vs,vs…
Yok, eğer enflasyonun yükünü almak ise ki maalesef o amaçla veriliyor, bu destekler, üç zamana kalmadan ürün fiyatlarına piyasa töresi gereği yapılan rutin zamlarla, zaten geri alınıyor…
İşçi ve memurlar bakımından bir giriş ve bir de çıkış sonunda bir de bakılıyor ki, sıfıra sıfır, elde kalan yine sıfır. Ayrıca, senenin sonuna doğru hükümetin kontrolünde usulen yapılagelen ertesi yılın “ücretlere zam komedisindeki! göstermelik şamata da, umut tazeleme seanslarından öteye gidemiyor…
•
Bir başka konu;
İşçiler için pratik ve önemli dersler:
Şirketler nakit krizine girer de iflas tehlikesiyle yüz yüze gelirse, yargıya müracaat eder ve borçlarını ödeyebilmek için bir süre faaliyet izni talep ederler. Yargı uygun gördüğünde, izin verilir… Bu izin isteğine konkordato talebi deniliyor…
Konkordato kararı alındığında işçi alacaklarının, yani ödenmemiş ücretlerin şirketin borçlarına yazdırılması gerekir. Hakim, şirketin bilanço varlıklarıyla borç ve alacaklarını kayıt altına alır. İşçiler şirketten ücret alacaklarını bu listeye yazdırmazlarsa, kanunen imtiyazsız olduklarından, Bandırma’daki Piliç’te olduğu gibi, ücret alacakları yanar gider…
Son zamanlarda inşaat sektöründe, ayakkabı, gıda sanayiinde ve topak kazıma ve hafriyat hizmetlerinden konkordato kokuları çıkıyor, yahut çıkmıyor da, şer güçleri, kasten böyle şayialar çıkarıyormuş, bilmiyoruz. Böylesine şayialar kulaklara çarpar gibi olunca, işçiler sendikalarını uyarmalı, ücret alacakları için dikkat kesilmeye zorlamalı…
Zorlamazlarsa, ya da sendikalar, başkanları için özel ve lüks araba sevdasına kapılırlarsa, işçilerin de, bedeli ödenmemiş alın terleri buharlaşarak uçup gider…
Sendikaları yoksa, veya var da, çürüyerek adamsendeci olmuşlarsa, işçilerin bizzat kendileri koşturmalı konkordato iznini veren mahkemeye anlatmak için hakimlere, hallerini…
Yoksa ağlatırlar işçilerin anasını…


