Seçim sonrasının rehavetiyle...
Milletle devlet ilişkileri konusunda iki ayrı görüş bulunuyor. Birine göre devlet millete ait, diğerindeyse millet, devletin malı mülkü...
Gazetelerden birisi Türkiye halkını iki ana gruba ayırmış. Bir grupta yer alanlar Atatürk dostu, diğer taraftakiler, onun karşıtı, muhalifi, sevmezleri ve düşmanları...
Devletbaşkanı seçiminde Atatürk’e bağlılığın kriterleri arasında milletin devlete aidiyeti görüşü yer alıyor. Atatürk düşmanlarıysa, devleti millete tabi kılıyor...
“Devlet varsa, millet de vardır” diyenler bir tarafa, “millet varsa muhakkak devleti de olmalıdır, olacaktır” diyenler karşı tarafa...
İlginç bir bölücülük, Atatürk üzerinden birlik, beraberlik adına yürütülen bölünme parçalanma sistematiği...
Ben kendi felsefeme bakarak yerimi tesbit etmeğe kalkıştığımda, muhtemelen kendimi Atatürk düşmanları safında bulduracağım!..
Türk demokrasisine bakıyorsunuz, ayırgacı Atatürkçü olmak. Faşizmine baktığınızda yine aynı ayırgaç. Anlaşılan Türkiye, çift cinsiyetli bir hünsa. Yeri geldiğinde dişi, yeri geldiğinde erkek...
Atatürk’le dostluk kriterleri arasında bir ikinci ayırgaç, faillerden fiil isimleriyle bahsedebilmek. Hırsıza hırsız diyebiliyorsanız, bölücüye bölücü, teröriste terörist ve haine de hain diyebiliyorsanız, hem siz Atatürk dostusunuz hem de üzerine bastığınız toprak, Atatürk’ün toprağı, yani arabistan falan değil...
Sözcü gazetesiydi galiba bu ayırgaç metodunu kullanan. Ne var ki bir noktayı, ya kasden ya da sehven havada bırakmış. Eğer bendeniz efendim, orospuya orospu diyemiyorsam, ha demokraside yaşıyormuşum ha, faşizmin zındanlarında. Ne fark eder ki...
Şimdi sorsam Atatürkçü, vatandaş sıfatlı dostlara, “Orospuya orospu diyebilme ehliyetiniz var mı?” diye, evveliyetle verecekleri karşılık “Orospu ne demek?” olacaktır.
Çünkü o da bir meslek... Vergi numaralı, işyeri açma ve çalışma ruhsatlı ve aynı zamanda sosyal güvenceli meşru, bir meslek...
İşte bundan ötürü bu sualin cevabını vermek de bizim üzerimize düşüyor...
*
Orospuya orospu denilemezliğin üzerinden gidelim...
Genel kanaat, bu mesleğin uçkur işi olduğudur. Oysa bununla en ufak bir ilgisi yok...
Geçenlerde ikibine yakın çalışanı bulunan büyükçe bir tekstil fabrikası yandı. Buradaki çalışma sistemi, hafta tatilsiz ve kesintisiz üç vardiyalıdır. İşçiler kayıtdışından üç beş yıllık bir denemeye tabi tutulurlar. Ücretler asgariden hesap edilir ve ödenir. Kıdem tazminatı denilince, muhasebe işçilere, “o kadar uzun etme, dışarıda yüzlerce bekleyen var” uyarısında bulunur, sendikasızlık esastır, olsa dahi sendikalar bir işe yaramaz...
İşte orospuya, orospu dedirtmeyen orospuluk budur ve hacimli birikimlerin temelinde de bu harç yatar...
*
Seçimler yapıldı Tayyip Erdoğan devlet başkanlığı koltuğunu muvakkaten sahiplendi. Umulur ki, dünden bugünlere dek orospuya orospu dedirtmeyen faşizan devletçi geleneğin üstesinden gelir...
Gelebilir mi değil, gelir mi dersiniz?..


