Sağ, sol ve tarihin sonu…
20’li yılların ölçeğine göre ‘yeni’ sıfatını taşıyan Türkiye’de ekonomik bağımsızlığın sağlanması, milli ekonomiyle milli sermayenin temelinin atılması hedeflerine büyük ölçüde varıldığından, kendini bağımsızlığın lehdarı kabul ettiren devrin sermayesi, önceleri el üstünde tuttuğu devletçiliğin terk edilerek, CHP’den, ekonomide liberalizm talebine başlıyor...
40’lı yılların sonlarına doğru bu talep üzerine kurulup projelendirilen ‘Yeter söz milletindir’le fikir birliğine giren, solculuk kisvesine bürünmüş devletçi politika uygulayıcıları; piyasa aktörlüğünde devletin çok ileri gittiği konusunda anlaşınca, devlet, Bayar-Menderes eliyle bu kez açıktan açığa, sağa yöneltiliyor…
Özetle şunu demek istiyoruz…
Günümüzün sağ’ı, yani, devlet ürünü büyük kapitalistler, devletçiliğin tarihi ömrünü sona erdirdikleri için, Bayar Menderes ekibiyle birlikte kendilerini var eden CHP’ye de şükranlık duyarlar…
Kaba çizgileriyle bizlere sol’u komünistlik/kafirlik, sağ’ı da Amerikancılık/Müslümanlık olarak talim ettirdiler. 60’lı 70’li talimgahların kalıntılarında hâlâ bu öğretiler tedris edilmektedir. Erbakan ve kadrosunun açıktan açığa sağcılığa karşı çıkışıdır, kendilerine seçim kazandıran faktör. Sizler sanıyor musunuz ki Tayyip Erdoğan, ‘garib/gureba’ edebiyatı yapmasaydı, ‘Aksaray’a buyur edilirdi…
•
Mehmet Bekaroğlu, sağcı olmadığı için Erbakan’ın yanında saygınlık kazanarak popüler oldu. Gömlek değişimi sonucu sağ daha da güçlendi. Erdoğan’ın sol süsüyle süslenik CHP ile ekonomideki ortaklaşa liberalliklerine karşı Numan Kurtulmuş ile birlikte cılız da olsa, apayrı bir muhalefet cephesi oluşturdu…
Şimdi de davet üzerine, sırtındaki eskimiş pörsümüş ve memleket gerçekleriyle taban tabana zıt bir konumda ve tüm ümidini kendini yeni baştan yaratma operasyonuna bağlayan CHP’ye katılmış…
Onu, sağ liberalizmin patronaj setinden aşağı indirip, güya güderek götürecek SOMA’nın karanlık dehlizlerinde ömür tüketmeye mahkûm zencilerin sosyal kaderlerini düze çıkarmaya…
İsterim amma, imkansız…
Niye diyeceksiniz. Söyliyeyim…
Bir mektup aldım, şöyle diyor, faizsiz bankalarımızdan birisi…
“Sıfır Km. araçta 0,97’den, 2. el araç finansmanında 0,99’dan başlayan oranlar ile 199 TL dosya masraflı taksit finansmanı”…
Üzerinden melanet akan muhafazakarlık zemininin sağcıları olarak hep birlikte gülbeşeker, oynaşıp duruyoruz…
Bundan ötesi, Allah-ü alem, tarihin sonunu getirecek olan kıyamet olsa gerek…
•
Her neyse, havayı tebdil için biraz da magazin…
Kafayı serinletmek amacıyla bir akşam sonrası Çağlayan’daki Hakimiyet-i Milliye parkına çıktım, egemenliğimi test maksadıyla…
Birbirlerinin önleriyle arkalarını kapatmış sıra sıra gökdelenler. Tayyip beyin başbakanken kurdelesini kestiği kule en başta ve çevresinde de diğerleri.
Kendimi Newyork’taki Times Square’ın ‘Empire State Building’ kat 103’ten Manhattan’ı seyredenlerden biri yerine koydum. Ah nasıl istemezsin Amerikan gavuru olmayı…
Hafif acılı bir sonbahar esintisi beni uyandırdı. Kendimi topladım. Cep delik cepken delik, nasıl olabilirdim ki, bir Amerikalı.
Amerikalı olamadıysam da, Amerikalıyı, Amerikalı da mı yapamadım yani?...
Hepimize sektör sektör imece usulüyle yaptırılan, başka ne ki…


