--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Prof. Dr. Sabri F. Ülgener’den Kırk yıl evvelinden günümüze bakışı…

Atilla Özdür
Atilla Özdür

Elimizdeki beş kitabının da münderecatını bir türlü kavrayamadığım hocaların hocasından içtimai sınıflarla ilgili orijinal bir kaç paragraf…

(Pek de önemli olmayan ufak tefek kısaltmalarla)!…

Asırlık geleneklere uyularak toplum hayatı üzerinde siyasi ve hukuki düzenlemeler yapılırken ahlak normları üzerinde de gerekli yontma ve düzeltmeler yapılmıştır…

Sözü geçen tabakalar her yerde aynı terkibi göstermemiştir. Yerine göre; büyük toprak mülkiyetinin verdiği nüfuz ve iktidardan kuvvet alan “feodal” sınıflar; devlet teşkilatının daha fazla merkezi-bürokrat bir veche gösterdiği hallerde idare eden, yüksek paye ve mansıp sahibi memurlar sınıfı, yine yerine göre bunların yanında yer alan ruhani tarik mensupları, bütün bu sınıflar kendi içinde ne kadar değişiklik gösterirlerse göstersinler, aralarında az çok yakınlık ve paralellik gösterirler. Ağalık ve efendilik şuurunun izlerine hepsinde rastlayabiliriz. Konak hayatı ve sahibinin siyasi ve manevi nüfuzuyla uygun bir yanaşma ve mürit halkası, ruhani aristokraside üstü örtülü kalmakla beraber mal, mülk bol tüketim ve gösteriş hevesi, altın ve gümüş tutkusu… 

Bizce asıl önemli olan cihet, bütün bu ihtirasların yalnız fiili bir hal olmakla kalmayıp ahlak doktrinlerinde de haklı görülmüş ve gösterilmiş olmasıdır. Üst tabakanın gemlenemeyen taşkın ve ölçüsüz iddiaları karşısında ahlakçılar, tekzibe uğramamak için kanaat ve tevazu telkinlerinden fedakârlığa katlanmak zaruretindeydi. Üstelik ahlak kaynaklarından çoğunun kadim çağlardan beri zaten imtiyazlı tabaka hizmetinde yer aldığı da hesaba katılırsa, ahlak ilkelerini itidal ve kanaat ölçülerinden belirli zümreler lehine feragate zorlayan sebepler kendiliğinden ortaya çıkmış olurdu…

İçtimai hayatta sınıflar kendilerine göre aşağıdan yukarıya doğru kademelendiği gibi, ahlak normları da kanaat ve tevazu ölçüsüyle aynı şekilde yukarıya doğru kademelendirilmiştir. Üste çıkınca bol müsamaha ve imtiyaz, alta düştükçe de sert mutaassıp kayıtlanma. Aşağıda kalana tevekkül, kanaat ve itidal, yukarıya tırmanabilenler de, aşağıdakilere yapılan telkin ve tavsiyelerden kurtulma…

Mal, servet ve ihtişam gibi bütün dünya hazları artık muayyen zümreler lehine göz yumulması lazım gelen, hatta içtimai dirlik ve düzenlik için itina ile korunması gereken kıymetler arasındadır…”

“Siyası otoriteyi ellerinde tutanlarla yakın çevresi sosyal durumlarıyla mütenasip servetlerini haklı çıkaracak ideolojik dayanağı bulmakta veya yeniden yaratmakta zorluk çekmemişlerdir. Lakin ahlak felsefesi, antik çağlardan beri geniş halk yığınları üstüne basıp yükselen imtiyazlı sınıfların menfaati hizasındadır. Nitekim israfa mani olmanın lüzumundan bahseden “Naima” da, israfın yasaklanmasından bahsederken, üst tabaka için debdebe ve ihtişamın zaruretini teslim etmekten kendini alamamıştı. Ona göre yapılacak tek şey, ihtişam hevesinin taklit yoluyla halk yığınlarına sirayet etmesini önleyici tedbirlerin alınmasından ibaretti.

Dini ve mistik cereyanlar da üst tabakalara dünya nimetlerinden bol bol faydalanmaları için açık kapı bırakmakta farklı bir yol tutmamıştır. Lakin hemen belirtelim ki, İslam mistisizminin bütün kolları böyle bir hedef peşinde bilerek ve isteyerek koşuşturduğunu iddia edecek değiliz. Başlangıçta hiçbir kötü niyeti olmadan tam bir yürek temizliğiyle konulan kaidelerden sonunda başka neticelere varıldığı çok görülmüştür. Öyle olduğu içindir ki, orta ve aşağı tabakadan yükselmek isteyen imtiyazsız ve temelsiz türediler, talihini ekseriya ermişlik iddiasından ve erenlerin peşine takılmakta aramışlardır. Anadolu’da sayısız isyanların imamlık, mehdilik yolunu tutmaları dünya şahlığı peşinde koşmaları, çok kere din ve tasavvuf yolundan “huruç” etmeleri, hep bu sebeptendir.” 

“Bir tarafta üst tabaka için gösterdiği bunca müsamahadan sonra diğer sınıfların itidal çizgisinden ayrılmamasını isteyen ortaçağ ahlakı; onun yanı sıra, aynı müsamahasızlığı kapanma ve korunma insiyakının verdiği kıskançlıkla şiddetli olarak devam ettiren imtiyazlı tabaka. Ahlak kaynaklarında hemen bütün bir tarih boyunca rastlanan sinirlilik, üst tabaka imtiyazlarını aşağıya taşırmamak için arkası arkasına çıkarılan fermanlar, emirnameler …”

“Ağalık ve efendilik şuuru üst tabakalarda doğmuş olanlara has bir hususiyet zannetmek büyük bir hata olur. Üst tabakada beliren bir zihniyet, önüne dikilen setleri devirerek aşağıdaki sınıflara süzülür. Şark tefekkürü özellikle İslam tarihçiliği bu hali çoktan sezmiş ki, “Büyüklerin dini ne yolda ise, nas da onların izindedir hükmüne varmış...

İbn Haldun, haşmet ve ihtişamın aşağı tabakalara kadar sirayet edeceğini ve onların da refah ve ihtişama meyledeceğini” ‘Mukaddime’sinde belirtmişti…”

Türkiye, hususan İstanbul tarihinin hangi evresinde, hicri ve miladi takviminde günümüzdeki kadar yukarıya doğru yükselerek ahlaken olduğu gibi fiziken de iğrenç bir batağın içine düştü-düşürüldü?...

Devlet Başkanları Tayyip Erdoğan’ın inşaat sektöründeki dikine gelişmeden şikayeti, hiç sanmıyoruz, tek boyutlu olsun. İnsani gelişmedeki tereddiyi de kaçırmayalım…

Manzara kalenderliğe vurulduğunda, denilebilir ki, devletin sistemi taklitçilik üzerine kurulmuşsa, ne yapsın, vatandaşları da aynı yola sapıyor…

Sık aralıklarla okuruz, gencecik ve körpecik anasının kuzuları, cahil, temiz ve namuslu ve bir o kadar da fukara Anadolulu kızlar, düşüvermişler İstanbullarda kurtların batakhanelerine…

Kendilerine yollarını şaşırtan da, yukarıdakilerin benzeri olma arzusudur…

“İhtiyaç kredilerindeki taksit sayısının altmış aya çıkarılması, bu arzu ateşini körükler” dersek, hükümete muhalefet mi etmiş oluruz?...

Arkadaş kalemler, “Ne oldu bizlere”ye cevap aramakta birbirleriyle yarış halindeler, onları yarıştıran, rahatsız edici güç, nedir?... 

 

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle