Politik geometri...
Beşeri ilişkilerimizin harmanlandığı meydanlarımızla birlikte cadde ve sokaklarımız, paralellere ilaveten, küp, prizma ve piramit kopyalarından ötürü tıkanıp kaldığından geçit vermez bir hal adı... Bizim işimiz de yazmak olduğuna göre, geçitlerdeki tıkanıklığı bahane ederek kıç üstü oturacağımıza, dedik ki, “başka masal anlatalım”...
•
Çocukluğumdan hatırlarım, eskilerin mahalle halkları çarşı pazara giderken zembille giderlerdi. Sanayide birkaç adım atılıp da bez basma türünden kumaş üretimi artınca, zembilin yanında sapları tanta, kumaştan pazar torbaları çarşı pazarda görülmeye başladı...
Pazara gidenler aldıklarını bunların içine koyarlar, torbanın içindekiler dışarıdan görülmediğinden, kimse de kimsenin ne aldığını ve ne yediğini, bilemezdi...
Zaman içerisinde kalkınma politikalarının olumlu neticeleri alınmaya başlayınca, cebindeki parasıyla biti kanlanan erkek takımı başlayıverdi karılarını ikileyip üçlemeye...
Dengesiz gelişmenin etkisiyle zenbille pazar torbaları, yerlerini içi dışarıdan görünebilen poşetlere terke zorlandı. Memlekette, politika hariç, her alanda kesif bir şeffaflaşma görülür oldu. Radyo devri kapandı ve yerini ekranlar doldurunca,, serbest ekonomi modeli ekranlara da sıçradı. Şimdi ekranlarda, adına gavurcada shefff denilen üçer beşer diplomalı aşçı başılarla, beslenme ve kardiolog görünümlü gastroloji uzmanları mantar gibi bittiler. Bunların işleri güçleri, yemek ve yedirmek, yerken ve yedirirken de seyircilerin ağızlarını sulandırmaktan öteye, uzamadı...
Her şey zıddıyla gerçekleştiğinden, bu yeme yedirme, gösterilerinin zayıflama zayıflatma seanslarına da mutlaka ihtiyacı olacaktı. İnsan denilen mekanize mahlukun vazifesini, hela ile mutfak arasında irtibat sağlayıcılık olarak tarif etmemiş miydi, tanrılar tanrısı baş mabeyinci kapital?...
Mekanize mahlukun mutfak tarafındaki yol göstericileri, serbest ticaret ahlakının gereği şeffaflıktan ayrılmadılar. Yiyenler yedirenle, içip içenlerle içirenler de hep birlikte kimlikleriyle ortada...
Lakin, mekanize mahlukun obezlikle savaşan yardımcıları, mutfak cazgırları gibisinden şeffaflığa pek yanaşayamıyorlar. Yapabildikleri tek şey, “Benim çayımdan üç gün içen, beş kilo veriyor” iddiasıyla piyasaya sürdükleri yarı sentetik müstahzarı pisboğaz varsıl karılarına pazarlamak...
İddialarını ispatlamak için ellerindeki şehadetnameleri, üç günde beş kilo veren sözde kişilerin noter tasdikli ifadeleri...
Amma kimdir bu üç günde beş kilo verdiren çayı içerek obezlikten kurtulup “slim” yapının seksapelliğine kavuşan mutlu erişkinler...
•
Hayali ya da gerçek pisboğaz obez, notere gitmiş. Demiş ki “Ben üç gün şu sinamekili çayı içtim ve beş kilo verdim” ifademi tasdik edin ve kağıdımı da elime verin...
Noterden verildiği söylenen yazılı kağıtlar silik mi silik, sinamekili çayın içim öncesi ve sonrasının beden ağırlığı kantara çekilmiş mi? bilinmez, söylenmez ve bahsi bile edilmez...
Para kazanma hırsı her türlü sahtekarlığı meşru ve kanuni sayar. Allah’ımız yiyip içtiklerimizin temizinden ve helalinden olmasını emreder. Reklamların kirlisi ve haramlısıysa ağırlıkla, Müslüman mediasında...
Gel de utanıp sıkılma ve kahreylenme...
Antilaik zeminin helal sertifikacılarıyla, tekke ve tarikat Efendileri, laik çizgininse adliye teşkilatı ve dahi muhafazakar demokrasinin hükümet mensupları;
Uyuyorlar mı ?...
Hayır hepsi şuur modunda, uyanık. Hükümetin Gayrisafi Milli Hasılayı arttırma politikasına yardımcı olmak için seslerini çıkarmıyor, çıkaramıyorlar...
Onlar ererken muradlarına, biz de çıkıyoruz kerevetlere...


