--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Pirinç düşmanlığı...


Atilla Özdür
Atilla Özdür

Uzun yıllardan beri pirinç ile selamı sabahı kesmiş ve pilavcılarla da yolumu ayırmıştım... İstanbul’da ikamet ettiğimiz bölge ve mekan, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’u çekip çevirenlerin koordineli yüksek bina çılgınlığıyla birlikte,  çirkinleştirdikleri şehrin mülkiyetine hızla el koyma hareketine karşı sözde koruma çemberine aldığı şehrin mütevazı bir köşesi...
Hal böyle olunca haliyle binalarımız da düzensiz, kömürlük olarak ayrılan bodrumların bilahare dükkana çevrilen noktalarında giriş kapısı açmak için sokak kaldırımları yer yer çukurkapanı halini almış, bizim binamızda olduğu gibi bazılarının da bodrumları seyyar pilavcılarca mutfaklaştırılmış olacaktı...
Ve olmuş da...
Altımızdaki bodrum katında ikamet edenlerce kaynatılan kazan kazan pirinçlerin saldığı buharlar ve onun da üzerine, beslenme tarzı itibarıyle doğal karakteri değiştirilmiş piliçlerin haşlanıp kızartılmasıyle binamızı saran iğrenç kokular, bendenizi efendim, çeltiğin yanında tavuk etine de düşman kılmıştı...
Geçen gün gazeteye gittiğimde kırk yıllık dostlarım dilleri altında özenle gizledikleri baklalarını çıkarıverdiler. Pirinç pilavına boykot isteğimi, “tam da sosyalistçe” bir fikir olarak değerlendirmesinler mi...
Bilmiyorum, tabii herkes kendi hür irade ve tercihine göre renkli bir damga vurur karşısındakinin alnına... Amma şurası bir gerçektir ki, sigara tiryakiliği gibi, pirinç pilavına düşkünlük de, vatanın selameti bakımından hiç de hayra alamet  değildir. Yiyen yesin içen içsin, bu benim fikrim, kim ne derse desin...
¥
Çeltikde yerli üretim yetmiyor. Sayılarla kafa karıştırmayalım. Maalesef çoğunluğu Türkiyeli vicdansız sanayicinin su kaynaklarımızı zehir yatağına çevirmelerinden ötürü, bu sahalarda eksik gedik üretilen çeltikte meydana gelen kanserojen riskler, mutfaklarımızı yabancıların istilasına açıyor.
Şimdi ben, bu gerekçeyle ‘pirinç pilavına hayır’ amblemli bir gömlek ile çarşı pazar dolaşmaya çıksam, komünist mi olacağım...
Vallahi şaşarım ben, dostlarımın beyinlerindeki, yerleşik kedilerin, çamaşır yıkamalarına...
¥
19 yaşlarımdayken kalkıp Kore’ye gittik, hem de gönüllü olarak, sanki başka yapacak işimiz yokmuş gibi. 50’li yılların ilk başlarındayken aklımızı şuna buna erdirmeğe çalışanlar  komünizmi bizlere, kadınlarda ortaklık  gibi öğretmişlerdi. Bizler tabii hem Türk hem de Müslümanız ve namus konusunda da dünyanın en hassas insanlarıydık ya, zifir misali birer komünist düşmanı olup çıktık...
Kore’de sigaraya başladık, daha doğrusu başlatıldık. Ayda kırk paket Amerikan sigarası istihkak paketimizin muhtevasında ve de bedava... Kırk yılı aştı onu terk edeli amma, hâlâ onun bedenimde meydana getirdiği  harabiyetle uğraşıp duruyoruz, hem de avuçlar dolusu dolar harcatarak, devlete...
Tiryakiliği devlet ve millet düşmanlığı olarak gördüğümde, biliyorum binlerce tiryakinin, aralarında sakallı “Müslümanlarla” birlikte, bana nasıl diş bilediklerini. Amma ben ne komünistim ne de sosyalist, sadece Müslümanım. Siz kendi parmak aralarına baksanıza...
Beklerdim ki bir Müslüman, kendisine sevgi saygı ve hürmette kusurdan sakındığımız bir  Müslüman büyüğümüz çıksın ortaya da, sigaranın saldırılarına karşı elinde bayrak, göğsünü siper eylesin...
Amma korkuyorlar... Devletten korkuyorlar, sermaye siyaset ortaklığının cepheye salıverdiği namuslu derin çetelerden korkuyorlar, İskilipli Atıf Hoca’nın başına gelenlerin aynisiyle “mükafatlandırılmaktan” çekiniyorlar ve tesbih ve çarşaflı sohbetlemeyi yeğ tutuyorlar...
¥
Ben ülkemde yabancı gelsin otursun istemiyorum.  Gencecik ve cahilin biri sıfatıyla hızla akan anti-komünistlik seline kapıldığımda, kimilerinin gazına gelerek “Komünistler Moskova’ya” yürüyüşüne katıldık... Bu arada namaz vakti gelmiş Dolmabahçe kıyılarına inmişiz. Kıbleyi tutup öğle namazına başladığımızda bir de ne görelim, kıble istikametinde Amerikan savaş gemileri...
Yaygaracı takımı  utanmadan bizleri Amerikan savaş gemilerini kıble tutan faşist emperyalizmin köleliğiyle itham etmeye başladılar...
İdrakin çivisi çıkmış bir memlekette yaşıyoruz... İmanlarından şüphe etmediğim arkadaşlarım beni solculukla tavsif ederlerken, karşımdaki sağcılaşmış solcular da, Amerikan uşaklığına has faşistlik boyasını üzerimize boca ediyorlar...
Her neyse, uzun lafın kısası, mutfaklarınızı pirinçle birlikte deterjandan da uzak tutun. Analarınız; bir litresiyle ellibin tabağı “tertemiz yıkayan” deterjan mı kullanıyordu...





Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle