Paso...
Şimdiye kadar elimiz erdikçe, duygu ve tercihlerimizi hep zarflamıştık... Geçmişin 30 Mart günlerinde zevkini sürdüğüm yorgunluğu, önümüzdeki 30 Mart için bir kez daha üstlenmeyi, pek gözüm tutmuyor... Biraz biz yorulduk, biraz da sandıklar kirlendi... Sandık kurulunun huzuruna çıkıp dakikalarca bekledikten sonra, sıradan kuru bir aferin karşılığı görevimi yerine getirmektense, sıcak sobanın üzerinde kestane kebaplamaya, hemen hemen kafayı taktım gibi...
Ne işim var yahu, onun bunun küfürleşmesinde benim, hem de bedavadan arabuluculuk yapmaya...
•
Gençliğimden beri yıllardır dışarı çıkışlarıma bir istikrar tutturamamıştım. Nabız atışlarım 50-60 arasında salınıp gidiyor. Dışarı çıkış düzensizliğini kontrol amacıyla birkaç kez yapılan endoskopi tetkikleri de, her seferinde temiz çıkmıştı... Geçenlerde kendi kendimize “haydi” demiştik bir kez daha...
Bir geceliğine misafir edildiğimiz Bursa’ Onkoloji Hastanesi’ndeki misafirliğimiz üç gece sürdü...
Yoğun anemi...
Bu da nereden çıkmış, bilmiyorum...
Genel cerrah Dr. Oktay Çelik ile Hematoloji uzmanı Dr. Burak Deveci beylere ilgilerinden ötürü sonsuz teşekkürlerimi bu vesileyle sunmak isterim...
Herhangi bir yerimizde kaçak yok, lakin demir eksikliğine bağlı kansızlık had safhada... Anlaşılan, organlarımızın çalışma tarzı da, kalemimiz gibi, kayıt dışı...
•
Mazinin 30 Mart günlerine özgü klasik umud esintileri, yaklaşan 30 Mart’a doğru her ne kadar yön değiştirip umudsuzluğa yönelmiş ise de, CHP’nin mazotla ilgili yeminli billahlı sözlü teminatı da, hani, pek yabana atılır cinsten değil... Benim araba mazotlu olduğundan, daha şimdiden başladım kendimi Kemal Kılıçdaroğlu’na şükran borçlusu hissetmeye...
Ben oyumu ona vereceğim. O da bu kıyağıma karşılık mazotumu bir buçuk liraya indirecek. Anlaştık gitti...
Umud için demişler ki, “yoksulla ahmağın azığıdır”... Verdim gitti be. Ahmaklıksa ahmaklık. Amma, ya tutarsa, değil mi yaaa...
Ayda 100 kilo mazot, litrede üçbuçuk liralık fark, aylığımıza 350 liralık zam demek... Hükümetin yaptığı zam bile otuzbeşlerden aşağı. Niye kaçırayım bu fırsatı ...
“Para peşin kırmızı meşin” derler. İşin esasına göre, kırmızı meşini vermeden, üçyüzelliği Kemal beyden peşin peşine tahsil etmemiz gerekirse de, “denemekte hayır vardır” diyerek, meşini verelim aylık ortalama, üçyüzelliyi de, bekleyelim bakalım...
•
CHP’nin Bursa için belediye reis adaylığına hazırlanan İnşaat mühendisi Necati Şahin Bursalı imiş ve ayaklarındaki ayakkabılarını da, kendi ifadesine göre “geçenlerde” satın almış ve kutuları da boşmuş...
Soruyor...
“Bunca yoksulluğuna rağmen, bunca lüks niye Bursa’da”... Türkiye’nin en pahalı suyu ile elektriği de Bursa’da imiş, niye...
Sandığı veto eden bir kişi olarak da ben soruyorum...
Hemen herkesin elinde bir telefon, sahipleri parmaklarını ekranların üzerinde sağa sola kaydırırken, kulaklarda da yarış atı kantarmasına benzer kulaklılar ve pantol ya da şalvarların içlerine daldırılmış her renkten çeşit çeşit kablolar...
Belediyelerimiz el parası ile yatırıma kalkışınca, borç veren kreditörler de tahsilatını garantiye alabilmek için, yatırım sonunda üretilen mal ve hizmetlerin fiyatını borçlusuna kendisi dayatıyor....
Hal böyle olunca belediyeler borçlarını ödemede zorlandıklarında yük de Hazine’nin sırtına biniyor.
30 Mart’ta CHP umulmadık bir atağa kalkar da, büyük yerleri eline geçirirse, hesap kitap gerçeği, Hazine de, mazotta kilo başına bizim üçbuçuk liralık umudumuza kar yağdırmış olacak...
En iyisi, “Ne Şam’ın şekeri” demişler “ne de Arabın yüzü” fehvasınca...
Bizim için en iyisi, sandığın kirine bulaşmamak...


