--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

“Muharrem Kararnamesi”...

Atilla Özdür
Atilla Özdür

Donald C. Blaisdell’in Osmanlı İmparatorluğunda Avrupa Mali Denetimi. “Düyûn-ı Umûmiye”den birkaç paragraflık esinti… 

¥

Birbirini izleyen ağır koşullu borçlanmalarla hiçbir zaman üretim ve kalkınma amaçları güdülmemiştir. Alınan paralar, israfla çarçur edilmiştir. Sonunda hükümet, 1875 yılında dış borçlarının yıllık masraflarını karşılayamaz duruma gelmiştir. Borç giderlerinin ödenmemiş olmasından başka, demiryolu inşa eden şirketlerin yıllarca geriye giden alacakları da ödenemez olmuştur. Bu durum karşısında 1881 yılında hükümet ile yabancı ve yerli alacaklıların temsilcileri arasında Osmanlı borç tahvilleri üzerinde ödemenin tekrar başlatılmasını öngören bir anlaşmaya varılmıştır. “Muharrem Kararnamesi” adı ile bilinen anlaşma, Osmanlı devletinin gelirlerinin bir bölümünü Batılı alacaklıların denetimi altına vermiştir. Yani, devlet gelirlerinin bir bölümü, yabancılara ipotek edilmiştir…

Düyûn-ı Umûmiye’ye verilen iç vergilerin en önemlileri tuz ve tütün tekelleridir. Düyûn-ı Umûmiye’nin başında bulunan yabancı mali gurubun baskısıyla Tütün Rejisi adı ile bir başka şirket kurulmuştur. Reji sözleşmesi, Türkiye ile yabancı mali guruplar arasında yapılmıştır. Bu şirket, Türkiye’nin resmi organı değil, Türkiye’ye karşı hareket eden yabancı finans sermayesinin bir aracı idi. Reji idaresi, Türk köylüsünü ulusal kurtuluşa kadar sömürmüştür…

En önemli gelir kaynakları üzerine oturmuş olan Düyûn-ı Umûmiye idaresi, Osmanlı devletine en zor durumlarda bile yardımdan kaçınmıştır. Mesela, kasasında ihtiyat akçesi olarak bulunan devlet borçlarının ödenmesi için gerekli olandan fazla parayı, Hazineye aktaracağına, savaşta bulunduğumuz İtalya’dan tahvil alarak siyasi alanda Türkiye’ye ihanet etmiştir. Türkiye’nin yeniden borçlanmasına yol açmış ve devleti güç durumlara sokmuştur…

İstanbul ve civarındaki balıkçılar, tuttukları balıkları balıkhaneye getirir, buradaki Düyûn-ı Umûmiye görevlisinin denetiminde satarlardı. Toplanan hasılatın yüzde yirmisi Düyûn-ı Umûmiye payına ayrıldıktan sonra, yüzde beşi de yapılan masraflara ve gerisi de balıkçıların olurdu.

Donald Blaisdell’in ikiyüz sahifeyi aşkın büyük boy kitabının dışında Fransız’ların Tütün Rejisiyle de ilgili kısa bir not:

Köylü ürettiği tütünü doğrudan yabancı Reji idaresine teslim etmek zorundadır. Yerli halkın kullanması için ince ince kıyılarak satmak yasaktır. Bu yasağa karşı yapılacak kaçakçılık kontrolü, takip ve önlemekle yetkili silahlı jandarma, Fransız jandarmasıdır. Osmanlı jandarması da Fransızların emir ve komutası altında…

Borç altında kıvranan Osmanlı Devletinin sona doğru çekilen fotoğrafı böyle…

¥

Maliye Bakanlığı ABD’li Danışman Şirketi McKinsey’le ilgili bir açıklama yapmış. Şimdiye dek ülkemizin hali faaliyetteki kamu ve özel şirketler, faaliyetlerinde verimlilik sağlamak ve yanlışlarını toparlamak amacıyla çeşitli yabancı danışmanlık şirketlerinden destek almışlar. Bunların geçmişte yaptıkları gibi, Maliye Vekilimiz Albayrak da, McKinsey ile bu konularda mutabakat sağlamış. Açıklama kısaca şöyle;

Yeni Ekonomik Program’da kamu maliyesine yönelik harcamalarda tasarruf sağlanması ve ilave gelir üretici tedbirlerin alınması öngörülmüştür. Söz konusu tasarruf ve gelir tedbirlerinin etkin bir şekilde yerine getirilebilmesi amacıyla, Hazine ve Maliye Bakanlığı bünyesinde Kamu Maliyesi Dönüşüm ve Değişim Ofisi’nin kurulacağı ifade edilmiştir. Söz konusu ofis, kamu maliyesine yönelik Yeni Ekonomik Program’da öngörülen tedbirlerin uygulamasına liderlik edilmesinin yanı sıra, yeni tedbirlerin süreklilik esası çerçevesinde tasarlanması ve tasarlanan bu ilave tedbirlerin uygulamasından sorumlu olacaktır”...

Anlayabildiğimiz kadarıyla Türkiye’nin yerli ve milli uzmanları arasında, McKinsey seviyesinde bu işlerin uzmanı yok. Var ise de, itimada şayan değil. Ya da McKinsey, bir dayatma. Dolayısıyla bilmecburiye, Düyûn-ı Umûmiye’nin sadece icra yetkisine sahip kılınmamışının yardım ve desteğine mahkûmuz…

Vah benim köse sakalım…

Berat Albayrak’ın açıklamasında bu Amerikan danışmanlık şirketinin Türkiye Maliyesinde nasıl olacaksa, icrai yetkisinin bulunmadığı belirtiliyor…

Olmayabilir. Amma, Maliye Bakanlığı, Hazine ve onlarla entegre tüm devlet yapımızın akçalı niteliğindeki en karanlık dehlizlerine de girip elde edeceği bilgilerin ilerisi günlerde düşmanımız ABD’nin Türkiye’ye yönelik hazırlayacağı tahrip projelerinde kullanılmayacağın garantisi var mı?...

¥

Bir başka hikaye, kurutma ve para….

Küslükler ve kırgınlıklarda makul sürenin namaz tülbendinin kuruma süresiyle eşit oluşu, kutsal ilkelerimiz arasında yer alıyor. Buna benzer bir süre kısıtlaması da çalışana ücretinin ödenmesiyle ilgili…

Terinin kurumasına kadar

Süreler aşılırsa ne olur?...

Düşmanlık ve kindarlık başlar ve devam eder. Teri üzerinde kalan yorgun işçi, bakkal ve kasaba olan borçlarını zamanında ödeyemediğinden zora düşer ve mahallesinde itibarını kaybeder. Bunu şöyle de ifade ederler;

Geç kalan adalet, adalet değildir, zulme yol açar…

Burada asıl mağduriyet, mağdur olanın yargı sistemindeki bozukluktan ya da yargılayıcıların dış etkilere boyun eğmesinden ötürü mağduriyetin ikiye üçe katlanmasıdır. Geniş planda bu katlanış, temelini sulandıracağından, mülk denilen devlet yapısı da yıkılıp gider…

Bunu da Hz. Ömer şöyle klişeleştirmiştir…

Adalet mülkün temelidir”…

Türkiye’de hayatın pürmelalliği de, su basmasından ötürü, temelin vıcıklaşmasından…

İşçiye “ it” denilmesindeki yanlışlığın alkışlarla tasvibinin zahiri görüntüsü, politik hayatta banka batıranlara hayırlılık temennisi kadar büyük ve hacimli olmasa da, son tahlilde aynı yola çıkar...

¥

Figani, Kanuni devrinin usta şairlerinden. Sadrazam İbrahim Paşa’nın gadrine kurban gidiyor. Suçu da “Dalkavukluk yapmamak”.

Bir Halil evvel gelip asnamı kılmıştı şikest,

Sen Halilim, şimdi geldin halkı kıldın putperest”…

Dobra dobra Türkçesiyle şöyle,

Eskiden bir Halil Peygamber vardı, Halil İbrahim. Gelip putları kırmıştı,

Sen Halil, Sadrazam İbrahim Paşa olarak şimdi geldin heykel dikerek

Halkı, putlara tapar kıldın… 

Günümüzün putu da, dalkavukların doyulamaz azığı olan para… 

 

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle