Moulin Rouge…
Türk Hava Yolları, hosteslerinden kırmızı ruj konusunda biraz esneklik ricasında bulunmuş. Zevkler ve renkler üzerinde kişinin estetik, güzellik ve frapanlık tercihleri her ne kadar tartışılamaz ise de, kömürcü küreği biçiminde traşlattıkları tırnaklarına siyah ya da mavi cila çektirten modern hanımların bu çirkin tercihlerine demokrasi kılıfı geçirmek de, pek akıllı işi olmasa gerek…
Kırklı ve altmışlı yılların eski İstanbul’undaki Laleli semtinin ikinci adı ‘Yeşil Tulumba’ idi... Bahçekapı’dan Topkapı ya da Yedikule’ye kalkan tramvaylarla giriştiğim yarışları ‘Yeşil Tulumba’ durağında sona erdirdiğimde, her zaman kazanan ben olurdum…
O zamanların Laleli’si bir Türkiye parçası idi. Şimdi Aksaray’dan Bayazıt’a doğru çıkarken sanırsınız ki bayağı bir gavuristan çarşısında yürüyorsunuz… Hiçbir tanecik olsun Türkçe ve Müslümanca dükkan tabelası göremiyeceğiniz gibi, Türklere ve Müslümanlara has bir kıyafete bürünmüş insana da, gözünüzü asla çarptıramazsınız…
Kadınlı erkekli herkes unisex… Pantalonlar yırtık pırtık, tırnak ve dudaklarıyla Afrika’nın benekli sırtlanlarına benziyorlar…
Yeşil Tulumba’nın yanında bir de ‘6. Daire’si bulunuyordu, İstanbul’un…Tabii Taksim’de de bir Topçu Kışlası…
Topçu Kışlası’nın yerine şimdilerde düşünülen ise, büyükçe bir alışveriş merkezi ve yırtık pırtık pantolon sevdalısı modernist müşterilerinin tartışılamaz estetik zevkleriyle mütenasip rezidanslar…
¥
Değişen ve değişime uğrayan sadece İstanbul değil. İstanbullu ile birlikte Türkiyeli de değişimden nasibini aldı. Tramvaylarla yarışa kalkan ahmakların azalması iki duraklık mesafeye dolmuş taksi arayanların sayıca çoğalmasına yol açtı. Sonuç, iğrenç göbekleri pantolon kayışının üzerinden dışarıya fırlak tıknefes şişko erkekler, ekranların kadın matinelerinde yağlı ballı gün yemeklerinin yarattığı obezite tahribatına karşı koruyucu diyet tariflerini dinleyen kalça göbeği yağ bağlamış kırmızı değirmenli, kokanalar…
Değişimler zincirleme reaksiyon halinde birbirlerini yaratıyorlar. Bir dahiliye uzmanı, kolanjiokarsinom olan yakınını Ankara’da kamuya ait bir hastaneye götürüyor. Amma hasta yakınına da hayretten küçük dilini yutturuyor değişimin sosyal debisi. “Bugün yer yok haftaya gel. Hoca şimdi meşgul, yer olunca biz sizi ararız”…
İstanbul’un siluetindeki değişme, modernitenin yerleştirdiği hayat tarzının ruh ve esprisine uygun bir tebeddülata da zemin hazırlayacaktı. Bundan böyle toplu taşım kartları, İstanbul’daki umumi helalara anahtarlık yapacak. Kartı olmayanla kartında rezerv depositi bulunmayanlar mısır koçanı tıkalayacak…
Denize düşerken yılanla dostluğa zorlanan hastanın yakını, almış yeşil kartlı hastasını özel bir hastanede 20.000 liraya ameliyat ettirmiş. Paranız varsa, helanız da var, tam güne uygun değişimin emrinize amade kıldığı doktoronuz da…
¥
“Yeşil Tulumba”lı İstanbul ile geleceğin “Kanal İstanbul”lu İstanbul’u arasındaki değişimlerin ucu alabildiğine açık… Hastaneler, para kazandıran sağlık işletmelerine çevrildi, çişhaneler de yavaştan yavaşa, safha safha darphaneleşiyor.
Kapitalist Amerika, paranın tanrılaştırıldığı sosyal devletin ülkesi. Eyalet Texas, vilayet El Paso kadastrofik nokta, şehrin merkezi dowtown, işletme ise özel bir çişhane…
Dış kapıdan giriyorsun iç mekanda sıra sıra kabineler ve kapılarında da birer kumbara deliği. Onluğu atıyorsun içeri giriyorsun. Ya paran yoksa…
Mekanın dip tarafında karşılıklı, kapısız dört kabine, buyurun, parasızlığın utancını çeke çeke rahatlayın…
“Yeşil Tulumba’sı kurumuş İstanbul, dört koldan da muhafazakarların elindeki sosyal T.C. toprağı.
Paran kadar işeyebiliyor ve paran kadar da ilaçlanabilirken, sanki tüy dikercesine, nereden çıkıyor bu muhafazakarlığın, hosteslere kırmızı değirmen yasağı…
Pek anlaşılır gibi değil…


