Mayası sağlam verilmiş..
İlker Başbuğ 27 Mayıs darbesiyle ilgili iki görüş serdetmiş. Birincisi, erken seçime gidilseydi bu darbe olmazdı.
Diğeri de, tabii kendilerine göre, 1958’de, iktisadi durumun fiilen iflası..
•
Kemalizm Türkiye’si, harp sonrası devletçi politikasındaki başarısızlığından, memleket azgelişmişler listesine çivilendi. Bu çivilenme, Türkiye’yi, dünya çevre ekonomisinin rakipsiz sahibi ABD hegemonyasını benimsemeye zorladı.
Bu kabullenme, askerimizin Kore’de dara düşen ABD güçlerini kurtarmaya gönderilişinin siyasi ve iktisadi yorumudur.
Kunuri kayıpları da, bu iştiraktenelimize kalan ganimet!..
•
Menderes hükümeti, CHP rejimine nispet çok daha geniş ve serbestlik verdiği demokratik özgürlüklerin, hiçbir zaman sosyalist hareketlere kadar uzatılmasına fırsat vermemiş olsa da, darbe kadrosu, Kemalist değerleri, gerici değil cahil seçmenlerin desteklediği zorbaların elinden kurtarmayı milli ve tarihi bir görev olarak gördüklerinden, erken seçime gidilseydi dahi, bu görevlerinden asla kaçınmayacaklardı.
(‘Zorba’ burada, rejim dilinde Menderes hükümetidir)…
“Gidilseydi darbe olmazdı” görüşü, söz konusu görevin uydurma ve anlamsızlığını gizleme gevezeliği..
•
14 Mayıs’ın iktisadi politikası, olanca ağırlığıyla tarım sektöründe yoğunlaştı. Hele hele iklim şartlarının Menderes iktidarını desteklercesine ihracat gelirlerini arttırması, Marshall yardımlarıyla birlikte traktör sayısını 35000’lere yükseltti.
Tayyip Erdoğan’ın o kuraklık ve susuzluk günlerinde belediye seçimlerinin hemen ertesinde gökteki muslukların ardına dek açılıvermesiyle, seçimlerin ardından Menderes’e de bereketli iklim şarlarının İlahi bir ikram gibi lütfedilişi, ne mutlu tevafuktur, tabii anlayıp da idrak edebilenlere…
•
Yüzü gülen köylü eline geçen para ile köyden şehirlere yol açtı. Gecekondulaşma ve hanelerin modernleşme harcamaları iç pazarı canlandırdı.
Ne var ki, pazardaki bu hareket, ihracat gelirlerinin ithalatı karşılama gücünü de köstekledi.
Bu köstek paranın değerini düşürünce, başta asker kıyafetli bürokrasinin kısa zaman içinde alıştığı rahat ve konforlu geçim tarzını bozdu.
Üniformalı bürokratlar, bütçelerinde meydana gelen bu sarsıntıyı nispeten durduracak formülü bulmakta da gecikmedi..
•
Kışlalarda askerin günlük yemek istihkakları, hastanelerde yapıldığı gibi asker sayısına göre listelenir. Rütbeli personel de bu listeye alınınca, subay ve astsubaylar kışla karavanalarında pay sahibi oldular. Karavanadaki pişirilmiş yemek payları bu kez, kendilerine çiğden verilmeye başlandı.
1958 yılında Terkos gölüne yakın Kurukavak bölgesindeki taburumuzunkilerinden beş altı ay kadar kuru bakliyattaki payımızı aldığımız gibi, mutfaklarımızda kullandığımız gaz ocaklarımızın yakıtı da unutulmadı.
Onların da aylık istihkakları birkaç litre gazyağı olarak şişelerimize konulmuştur..
•
Çiğden erzak yardımı iktisadi krizlerin hane halklarında meydana getirdiği sıkıntıları nispeten hafifletmiş olsa da, Uçaksavar Okulunda iki yüzbaşının pastırmalı kahvaltı masasında kararlaştırdıkları romantik ihtilali gayet tabii ki önleyemeyecekti..
Maaş dışı bu ek destek, yüzde kırkları bulan enflasyon ortamında kendinden bekleneni sağlayamayınca, romantik ihtilal de kahvaltı sofrasındaki kuvveden alınarak, fiiliyata konuldu.
Sonrası malum. Bilindiği gibi vergiden muafiyet avantajına sahip bir gelir kaynağı olarak hizmet veren ikinci bir emekli sandığı olarak OYAK kuruldu..
•
Politika esnafı bugün, “asgari ücretten vergi tahsilatının” kaynağında kesilip kesilmemesini hararetli hararetli tartışıp duruyorlar…
Acı ve düşündürücü bir komedi midir yoksa güldürücü bir dram mır bilmiyoruz?
Soralım amma, kime?...


