--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Manzara-i iktisadiye...

Atilla Özdür
Atilla Özdür

Memleketin kendileri tarafından yoktan var edildiğine dair ciltler dolusu tarih tezi ısmarlayan tek parti iktidarının uzun yıllar Dahiliye Vekaleti’ni yürütmüş Şükrü Kaya...

8. Yerli Mallar Haftası münasebetiyle yaptığı Meclis  konuşmasından bu imalatla ilgili bir kaç kare, kara kalem natürmort düşürüyor, tuval üzerine...

“Saltanat devrinde ekonomik hayatın bütün manivelaları yabancıların elinde idi. Kredi kaynakları, kara ve deniz nakliye şebekeleri, ithalat ve ihracat şirketleri, perakende ticaret mahdut da olsa mevcut endüstri ve maden işletmeleri, banka, sarraflık sigorta işleri devletin ve milletin mühim gelir kaynakları, maliyesi, kısaca  ekonominin bütün unsurları tamamıyla Türk’ten başkasın hakimiyeti altında idi. Tabiatıyla elde edilen menfaatlerin büyük bir kısmı da onların olacaktı. Bütün bu cihazların bir tek rolü ve vazifesi vardı. Memleket ve milletin bütün servet pınarlarının ve bütün gelirlerimizin, damarlarını kurutuncaya kadar, emmek, sömürmek ve soymak”...

Babaannemin anlattıklarını hatırladığımda onların, Şükrü Kaya’nın kara kalem, tuval üzerine düşürdükleriyle bütünlemesine örtüştüklerini görüyorum... Babaannemler, şeker lazım geldiğinde bakkaldan aldıkları kelle şekeri evlerinde çekiç ile parçalayarak çaylarında eritip içermişler...

Bakkalın, dükkânında keser ile birinci elden parçaladığı şeker, ithal kelle kütük şeker...

Şükrü Kaya devam ediyor...

“İşte kardeşlerim. Atatürk rejimi memleketi düşman ayağı altında çiğnenmekten kurtardıktan ve siyasi istiklaline kavuşturduktan sonra, böyle bir mirasa konmuştu” diyerek devam edip gidiyor...

Peki ne oldu o mirasa, tasfiye edildi mi ?

¥

Bizim gazete de, çevresindeki global değişim sürecine ayak uydurmak zorunda kalınca, muhtevasında emlak ve otomobille ilgili, bir takım yeniliklere yöneldi...

Mehmet Canıtatlı, bu yeniliklerden olarak emlak alanındaki son güzellemesine, şöyle bir girizgâhla başlıyor.

“Türkiye’de yabancı sermaye yatırımları her geçen gün artıyor. Riskli yatırımları tercih etmeyen yabancı yatırımcı, yatırım yapacağı ülkenin ekonomik istikrarı, güven ortamı, altyapı, vergiler, teşvikler, pazar hareketleri gibi konulara önem veriyor.”

Sermaye, parasını yatıracağı bir projeyle ilgili ön çalışmalara başladığında, toparlayıcı bir üslup çerçevesinde konuya yaklaşır. Yaya trafiğinin niteliğiyle niceliğinden tutun, yağışlı havalarda dükkân açacağı mevkiin seylap hareketlerine karşı güvenilirliğine kadar işi uzun tutar...

Amma bu mesele, kuru bakliyat ya da toplumun cep telefonuna olan açlığı ya da doymuşluğunun çok ötesinde...

Ne gibi mesela...

Ne gibi olacak... Tapu gibi, mesela... Toprak tapusu, belki çok uzak hayali bir ihtimal diyebileceksiniz,

Vatanın tapusu gibi, mesela...

Tapudan tescilli gayrimenkul varlıklarımızın satıcıları da, bendenizin yabancıya toprak satış konusundaki aykırılığımın, gayri ihtiyari, en büyük destekçimdir, mesela...

Bunlar diyorlar ki,

Son yıllardaki hareketlere bakılırsa, Türkiye tarihinde dışarıdan böyle bir gayrimenkul talebi yaşanmadı. Beklenenden çok fazla talep söz konusu. Körfez ülkelerinden, Azerbaycan, İran, Doğu bölgelerinden ciddi alımlar yapılıyor.

“Türkiye’nin iyi bir imajı var Birçok ülkenin vatandaşı artık burayı tercih ediyor. Elimizdeki konutların yüzde yirmisini yabancı ülkelerin vatandaşları alıyor. 1 trilyon dolarlık satış hayal değil. İstanbul’da metrekaresi ortalama 1000-1500 dolara daire satılıyor. Tabii ki böyle olmaz gayrimenkul fiyatlarını yukarıya çekmeliyiz. Bizde en pahalı dairenin metrekaresi 20 bin dolar. Londra’da ise 1 metrekareyi 180 bin dolara satıyorlar. Böyle bir kent oluşturup bunu iyi bir şekilde pazarlayabilirsek parayı çekerizgibi mesela...

¥

Mehmet Canıtatlı muhtemelen muhafazakâr kardeşlerimizden birisi. Amma parmak izlerimiz farklı. Bu farklılık sanırım, bazı hususlardaki fikirlerimizi de farklı kılacaktır.  Mesela, bizim Türkler Londra’da metresi 180.000 dolara bir gayrimenkul dairesi alırken, hayatının belirli zamanlarında oralarda kekahlamak için alıyor. Çünkü Atatürk demiştir ki, “kimsenin bir karış toprağında gözümüz yoktur”...

Mütekabiliyetin geri planındakiler ise, Atatürk’süz güruha mensup. Buradan bir parsel yer alırken, çok uzun vadede siyaseten yerleşecekleri bu  toprağı vatanlaştırmayı hesap ediyorlar.

Filistin gibi. Filistinleştirmek için oluk oluk para dökenlerin umudla pusu kurdukları GAP gibi, mesela...

 

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle