Mahallenin halleri...
Asım Yenihaber, İş Bankası ve reklamlarıyla ilgili usturuplu bir yazı kaleme almış. 46 Seçimlerinde biz de kimi çocuklarla birlikte koltuk altına kıstırdığımız gazeteleri bağıra çağıra sokaklarda satardık…
Cem Yılmaz, sözü edilen reklam rantının paydaşı ana aktör. Beyefendi, çocuğa on kuruş veriyor, bir ara ortalıktan kaybolan küçük satıcı arta kalan beş kuruşu tren tünelden çıkınca müşterisine takdim ediyor.
Küçük satıcı yaptığı bu doğru hareketten ötürü Aferim’i hak ediyor. Reklam bu tabii, İş Bankası da, vatandaşa karşı olumlu tavır sahibi olacak ve bu küçük gibi, Aferim’i hak edecek…
Asım Yenihaber, Doğrucu Davut’luk ve ahlakilik mesajı yüklü bu reklam hizmetinden ötürü takdir ettiği Cem Yılmaz’ın, yine bu bankanın sermayesindeki ilk kıvılcımın nitelik ve niceliğiyle ilgili Doğrucu Davut’luğu da, göze alıp alamıyacağını meraklanıyor…
İş Bankası, Çanakkale ve sonrası günlerde kendisini mali yönden hazırlayan ekibin Hind Müslümanları olduğunu ve onların yardımlarıyla silahlanarak yedi düvelin hakkından geldiğimizi hikayelendiren bir reklam hazırlasa, başkalarını bırakın reklam aktörü olsaydım, ben bile hiç geri çevirmezdim…
Dünden bugünlere, aslolan, “Cukka” değil mi…
¥
Geçenlerde bir yazımızda İş Bankası’ndan sitayişle bahsetmiştik. Yirmi yıldır aylık ortalama yüz iki yüz liralık bakiyesini muhafaza eden hesabımızdan santim kuruş hesap işletim kesintisi yapmazken, bir ara yanlışlıkla kestiği beş küsür liralık paramızı iade edişinden bahsedince, Bizim Al Baraka Bankamız, öfkelenmiş;
“Atilla ağabey’e bak sen yahuuu. İş Bankası’nın reklamını yapıyor”…
Yok be “bankacığım”… Ben reklam ücreti falan almadım. Faizsiz kredi de vermediler. Gezi ve ziyafet davetiyesi gibi kıymetli evrakların da talihlisi olmadım.. Sadece gördüklerimi, yaşadıklarımı hikaye ettim. Bizimkilere yıllardır söyledim, “Lütfen benim üç beş yüz liralık aylık ortalama bakiye hesabımdan bir şeyler kesmeyin. Tınlayan olmadı…
Siz olsaydınız ne yapardınız, “benim güzel bankacığım”…
¥
Mehmet Şevket Eygi’den ilhamlandıklarımı sık aralıklarla tekrar ederim...
Beş vakit namazında amma adaletsiz bir iktidarın esaretinde yaşamaktansa, namaz niyaz hak getire, adil bir hükümetin kölesi olmaya razıyım…
Ya siz…
¥
29 Ağustos günü Bursa’nın Cumalıkızık köyündeki dostlarımı ziyarete gittim. Şeytan işte bu, hemen karşıma çıkarıverdi kontrol alat ve edevatını…
Önümüzdeki ay Avrupa Teftiş Heyeti bu köye gelerek, dirlik düzenlik ve intizamı, tarihe ve tarih kökenli hatıralara gösterilen sevgi saygı ve muhabbetin derecesini ölçüp, Avrupa ligindeki yerine yerleştirecekmiş…
Belediye de, teftiş sebebiyle köydeki dükkanlara, evlere ve tezgahlara bir örnek tabela hazırlamış.
Takma sırası bizim arkadaşın mekanına gelince, üç resmi tenezzüh kupa arabasıyla altı belediye personeli, kırka elli ebadındaki kontraplak tabelayı duvara monte için geldiler, çivileyip gittiler…
Şimdi bal gibi biliyorum. Yıldırım Belediye Reisi kalkacak ve “Bak yahu, güya analarımız aynı ipte çamaşır kurutmuşlardı. Atilla ağabey kalkmış bizi eleştiriyor”...
Osmanlı’nın tarihi mirası denilen bu köyde yerli ve yabancı turistten geçilmiyor. Gel velakin, camiye gidecekler için de geçerlidir bu tesbitim, köyde rahat rahat iğrenmeden çömelip def-i hacet edecek “kamusal” bir hela yok..
Şimdi soruyorum…
Siz olsanız, eliniz konuşuyor ve ağzınız da yazabiliyor idiyse, kıçınızın üzerine oturmayı mı tercihlerdiniz yoksa; akraba, soydaş ve dindaş demeden, kaleminizin ucunu sivriltmeyi mi…
Cem Yılmaz, sözü edilen reklam rantının paydaşı ana aktör. Beyefendi, çocuğa on kuruş veriyor, bir ara ortalıktan kaybolan küçük satıcı arta kalan beş kuruşu tren tünelden çıkınca müşterisine takdim ediyor.
Küçük satıcı yaptığı bu doğru hareketten ötürü Aferim’i hak ediyor. Reklam bu tabii, İş Bankası da, vatandaşa karşı olumlu tavır sahibi olacak ve bu küçük gibi, Aferim’i hak edecek…
Asım Yenihaber, Doğrucu Davut’luk ve ahlakilik mesajı yüklü bu reklam hizmetinden ötürü takdir ettiği Cem Yılmaz’ın, yine bu bankanın sermayesindeki ilk kıvılcımın nitelik ve niceliğiyle ilgili Doğrucu Davut’luğu da, göze alıp alamıyacağını meraklanıyor…
İş Bankası, Çanakkale ve sonrası günlerde kendisini mali yönden hazırlayan ekibin Hind Müslümanları olduğunu ve onların yardımlarıyla silahlanarak yedi düvelin hakkından geldiğimizi hikayelendiren bir reklam hazırlasa, başkalarını bırakın reklam aktörü olsaydım, ben bile hiç geri çevirmezdim…
Dünden bugünlere, aslolan, “Cukka” değil mi…
¥
Geçenlerde bir yazımızda İş Bankası’ndan sitayişle bahsetmiştik. Yirmi yıldır aylık ortalama yüz iki yüz liralık bakiyesini muhafaza eden hesabımızdan santim kuruş hesap işletim kesintisi yapmazken, bir ara yanlışlıkla kestiği beş küsür liralık paramızı iade edişinden bahsedince, Bizim Al Baraka Bankamız, öfkelenmiş;
“Atilla ağabey’e bak sen yahuuu. İş Bankası’nın reklamını yapıyor”…
Yok be “bankacığım”… Ben reklam ücreti falan almadım. Faizsiz kredi de vermediler. Gezi ve ziyafet davetiyesi gibi kıymetli evrakların da talihlisi olmadım.. Sadece gördüklerimi, yaşadıklarımı hikaye ettim. Bizimkilere yıllardır söyledim, “Lütfen benim üç beş yüz liralık aylık ortalama bakiye hesabımdan bir şeyler kesmeyin. Tınlayan olmadı…
Siz olsaydınız ne yapardınız, “benim güzel bankacığım”…
¥
Mehmet Şevket Eygi’den ilhamlandıklarımı sık aralıklarla tekrar ederim...
Beş vakit namazında amma adaletsiz bir iktidarın esaretinde yaşamaktansa, namaz niyaz hak getire, adil bir hükümetin kölesi olmaya razıyım…
Ya siz…
¥
29 Ağustos günü Bursa’nın Cumalıkızık köyündeki dostlarımı ziyarete gittim. Şeytan işte bu, hemen karşıma çıkarıverdi kontrol alat ve edevatını…
Önümüzdeki ay Avrupa Teftiş Heyeti bu köye gelerek, dirlik düzenlik ve intizamı, tarihe ve tarih kökenli hatıralara gösterilen sevgi saygı ve muhabbetin derecesini ölçüp, Avrupa ligindeki yerine yerleştirecekmiş…
Belediye de, teftiş sebebiyle köydeki dükkanlara, evlere ve tezgahlara bir örnek tabela hazırlamış.
Takma sırası bizim arkadaşın mekanına gelince, üç resmi tenezzüh kupa arabasıyla altı belediye personeli, kırka elli ebadındaki kontraplak tabelayı duvara monte için geldiler, çivileyip gittiler…
Şimdi bal gibi biliyorum. Yıldırım Belediye Reisi kalkacak ve “Bak yahu, güya analarımız aynı ipte çamaşır kurutmuşlardı. Atilla ağabey kalkmış bizi eleştiriyor”...
Osmanlı’nın tarihi mirası denilen bu köyde yerli ve yabancı turistten geçilmiyor. Gel velakin, camiye gidecekler için de geçerlidir bu tesbitim, köyde rahat rahat iğrenmeden çömelip def-i hacet edecek “kamusal” bir hela yok..
Şimdi soruyorum…
Siz olsanız, eliniz konuşuyor ve ağzınız da yazabiliyor idiyse, kıçınızın üzerine oturmayı mı tercihlerdiniz yoksa; akraba, soydaş ve dindaş demeden, kaleminizin ucunu sivriltmeyi mi…


