Kuvvetler birliği...
Tek parti hükümetleri, aynı zamanda parlamentoların görevlerini de üstlendiklerinden, kuvvetler ayrılığını kısmen ortadan kaldırmış olurlar. Çıkarılan bir kanunun iyiliği, kötülüğü ve ne gibi esaslar üzerinde kurulduğunu tartışmanın bir başka kanunla yasaklanması, ekseriya tek parti hükümetlerince yapıldıklarından, bu kabil hükümetler despotizme , istibdata daha yatkındırlar...
Çıkarılan bir kanun, özünde, ruhunda ya da şekli yapılışında eksiklik veya yanlışlıklarla malul olabilir. Bunların kusurlarını göstermek, düzeltilmesini talep etmek her insanın hem hakkı ve hem de vazifesi olmalıdır. Bu vazifeyi de kullarına Allah’ımız vermiştir. ‘Nehy-i anil münker’le ifadesini bulan Müslümanların imani mükellefiyeti gibi, İslam dışı toplumlarda da bu mükellefiyet, insani olup, vatandaşlığın gereğidir...
Çıkarılan kanunlar ya da uygulamalardaki hukuk dışılıklar, zaman gelir tekil kişilerin dışında toplumca da görülüp hissedilebilir. Bu gibi durumlarda vaız-ı kanun hükümetlerin yapacakları iş, tek tek bütün millete yüklenmiş ‘Nehy-i anil münker’ görevinin isyana dönüşmesini önleyici tedbirleri almak olmalıdır...
Amma bu tedbirler, bastırıcı ve susturucu yeni kanunlar çıkararak değil, toplumun isteklerini yerine getirici teşebbüslerle alınmış olabilir, ancak...
Cumhuriyet’in birinci kuşak tek partili döneminde yapılanına benzer biçimde bugün artık ikinci kuşak konumundaki AKP tek parti hükümeti, hiç kimseye “okumayacaksın, düşünmeyeceksin” diye baskı yaparak beyin kıvrımlarını kontrol altına almıyor ve alamaması da, teknolojik bir gerçeklilik...
•
Devlet müessesesini meşru hükümete karşı kendi kontrol ve denetimi altına almak için plan ve projeler hazırlamış paralel politik bir çetenin, hem de uzun soluklu varlığı, gerçekten inandırıcı olabilir. Amma beri yandan, Gezi olayları olarak tabir ettiğimiz karmaşayı ateşleyen ilk yemleme kıvılcımının makul ve masum isteklerden doğduğuna inanan hükümet erkanının varlığını da, yabana atmamak gerekir.
Bu kıvılcımların makuliyet ve masumiyetini dikkate alınmaksızın Toma’larla söndürülmesinin, ‘Her yer Taksim, her yer Gezi’ karmaşasına yol açtığı gözden kaçırılırsa, baba-oğul arasında geçtiği söylenen telefon haberleşmesinin doğruluğu sahteliği üzerindeki spekülasyonların da utanç duyulmadan sürdürülmesinin, ‘Nehy-i anil münker’ görevini İslam dışı bir zeminde patlatarak, Türkiye’yi Mısır’a çevirebileceğini bekletebilir...
Yeter ki,
Sahteliği-gerçekliği üzerinde kıyamet koparırcasına tartışılan “baba-oğul” arasındaki telefon konuşmalarından kopyalandığı söylenen “muhaberatın” niteliği itibarıyle özü, mücadele edilmesi gereken bir “münker” kavramında ifadesini bulmasın...


